• 0 DOLANDIRICILIK SUÇU

    • Yazar Kahramanmaraş Avukat
    • 01-01-2021

    T.C YARGITAY15.Ceza DairesiEsas: 2019/ 11349Karar: 2020 / 504Karar Tarihi: 20.01.2020 DOLANDIRICILIK SUÇU - ŞÜPHELİNİN HUKUKİ DURUMUNUN TAKDİR VE TAYİN EDİLMESİ GEREKLİLİĞİ GÖZETİLMEDEN EKSİK ARAŞTIRMA İLE KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA KARAR VERİLMESİ NEDENİYLE İTİRAZIN KABULÜ YERİNE REDDİNE KARAR VERİLMESİNDE İSABET BULUNMADIĞI - HÜKMÜN BOZULMASI ÖZET: Müştekinin, şüpheliden .. km'de araç satın aldığı, ancak daha sonra muayene kayıtlarına baktığında aracın .. km olduğunun ortaya çıktığı ve bu sebeple şikayetçi olduğu olayda; şüphelinin ve müştekinin ifadesine başvurulmadan, araçta kilometrenin ne şekilde ve nasıl düşürüldüğü bu işlemin basit bir kontrolle anlaşılıp anlaşılmayacağı konusunda teknik bir bilirkişi raporu alınmadan... kayıtları getirtilmeden, toplanacak delillere göre şüphelinin hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi gerekliliği gözetilmeden, yazılı şekilde eksik araştırma ile kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi nedeniyle itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet bulunmadığından hükmün bozulması gerekmiştir. (5271 S. K. m. 309) Dolandırıcılık suçundan şüpheli ... hakkında yapılan soruşturma evresi sonunda ...Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 31/10/2018 tarihli ve 2018/87907 soruşturma, 2018/57015 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin mercii ...3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 25/02/2019 tarihli ve 2018/5222 değişik iş sayılı kararı aleyhine, Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 07/10/2019 gün ve.... sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11/10/2019 gün ve.... sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu. Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160. maddesinde yer alan “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.” şeklindeki düzenleme karşısında, Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmak zorunda olduğu, Somut olayda, şüpheli tarafından satılan aracın kilometresinin bilerek düşük gösterildiği ve bu şekilde menfaat sağlandığından bahisle müşteki vekilinin şikâyeti üzerine ...Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma neticesinde; müştekinin aracı satın almadan yapacağı basit bir kontrol ile kilometre göstergesiyle oynandığını anlaması mümkün iken bunu yapmamış olması nedeniyle dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunun oluşmayacağı, kandırma unsurunun oluşmayacağı, şüphelinin müştekinin denetleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketlerde bulunduğu yönünde iddia ya da kanıt bulunmadığı, olağan kontrollerle dahi anlaşılamayacak şekilde kilometre göstergesi ile oynandığına ilişkin kanıt bulunmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığında dair karar verilmiş ise de, anılan Cumhuriyet Başsavcılığınca müşteki ve sanığın ifadelerinin alınmadığı gibi müştekinin iddiası kapsamında araçtaki kilometre düşürülmesinin ne şekilde ve nasıl gerçekleştiğinin ve basit bir kontrol ile anlaşılıp anlaşılmayacağının belirlenmesine yönelik teknik bilirkişiden rapor alınmasını müteakip toplanacak diğer deliller ve yapılacak etkin soruşturma sonucuna göre şüphelinin hukukî durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik soruşturma sonucu verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Müştekinin, şüpheliden 220.000 km'de araç satın aldığı, ancak daha sonra muayene kayıtlarına baktığında aracın 270.000 km olduğunun ortaya çıktığı ve bu sebeple şikayetçi olduğu olayda; şüphelinin ve müştekinin ifadesine başvurulmadan, araçta kilometrenin ne şekilde ve nasıl düşürüldüğü bu işlemin basit bir kontrolle anlaşılıp anlaşılmayacağı konusunda teknik bir bilirkişi raporu alınmadan... kayıtları getirtilmeden, toplanacak delillere göre şüphelinin hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi gerekliliği gözetilmeden, yazılı şekilde eksik araştırma ile kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi nedeniyle itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet bulunmadığından, kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden ...3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 25/02/2019 tarihli ve 2018/5222 değişik iş sayılı kararının BOZULMASINA, aynı maddenin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca müteakip işlemlerin mahallinde merciince yerine getirilmesine, 20/01/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)

  • 0 KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİ İSTEMİ

    • Yazar Kahramanmaraş Avukat
    • 01-01-2021

    T.C YARGITAY19.Ceza DairesiEsas: 2019/ 35817Karar: 2020 / 415Karar Tarihi: 27.01.2020KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİ İSTEMİ - BANKA TARAFINDAN DEĞİŞİK GEREKÇELERLE KARŞILIKSIZDIR İŞLEMİ YAPILMAMASI - YÜKÜMLÜ GERÇEK KİŞİNİN KARŞILIKSIZDIR İŞLEMİ YAPILMASINA SEBEBİYET VERME SUÇUNDAN DOLAYI CEZALANDIRILMASININ MÜMKÜN OLMADIĞI ÖZET: Çekin kanuni süresinde yetkili hamil tarafından bankaya ibrazında, muhatap banka tarafından çek üzerinde yapılacak inceleme, 6102 sayılı TTK ve 5941 sayılı Kanun'da yazılı hususlarla sınırlı olmak zorundadır. Muhatap banka tarafından çek hesabında yeterli karşılık varsa çek bedelinin hamile ödenmesi zorunludur. Çek hesabında ilgili maddesinde yazılı hususlar çekin arkasına yazılmak suretiyle karşılıksızdır işlemi yapılması zorunludur. Çekin süresinde yetkili hamil tarafından muhatap bankaya ibrazında, şayet yeterli karşılığı bulunmamasına rağmen, banka tarafından ileri sürülen değişik gerekçelerle "karşılıksızdır" işlemi yapılmamışsa, çek hesabında yeterli karşılığı bulundurmakla yükümlü gerçek kişinin "karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçundan dolayı cezalandırılmasının mümkün olmadığına karar verilmiştir. (5941 S. K. m. 1, 3, 5, 7) (5235 S. K. m. 35) (5271 S. K. m. 195, 223, 280) (7201 S. K. m. 21) (5237 S. K. m. 2, 5) (6102 S. K. m. 757, 758, 759, 760, 761, 762, 763, 764, 780, 781, 795, 799, 800, 801, 812, 818) (Çek Defterlerinin Baskı Şekline ve Bankaların Hamile Ödemekle Yükümlü Olduğu Miktarın Belirlenmesine İlişkin Tebliğ m. 3) (ANY. MAH. 26.07.2017 T. 2016/191 E. 2017/131 K.) (19. CD. 05.11.2018 T. 2018/6510 E. 2018/11325 K.) A-) KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE DAİR BAŞVURU Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu, 23.10.2019 tarihli ve 2019/111 sayılı kararında; Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 15.10.2019 tarihli, 2019/1436 esas 2019/2048 karar sayılı, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 27.09.2019 tarihli, 2019/3250 esas 2019/1043 karar sayılı, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 17.11.2017 tarihli, 2017/1903 esas 2017/1873 karar sayılı kararları ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 12.12.2018 tarihli, 2018/45 esas 2018/5044 karar sayılı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin 05.12.2018 tarihli, 2018/2678 esas 2018/4555 karar sayılı, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin 22.11.2018 tarihli, 2018/3320 esas 2018/3214 karar sayılı kararları arasında; "...Bazı yer Bölge Adliye Mahkemeleri Ceza Dairelerince; muhatap banka tarafından çeşitli nedenlerle "karşılıksızdır" işlemi yapılmadığı durumlarda da 5941 sayılı Kanun'un 5/(1). maddesindeki suçun oluşabileceği, İcra Ceza Mahkemesince suça konu çekin sıhhati ile ilgili olarak açılmış başkaca bir ceza davası veya soruşturması olup olmadığının veya çek üzerindeki keşideci imzasının çeki düzenleme yetkisine sahip kişiye ait olup olmadığının araştırılarak, sanığın hukuki durumunun buna göre tayin ve takdir edilmesinin zorunlu olduğu gerekçeleriyle, ilk derece mahkemelerince sırf muhatap bankaca "karşılıksızdır" işlemi yapılmamış olması nedeniyle verilen "beraat" kararlarının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle ortadan kaldırıldığı, Bazı yer Bölge Adliye Mahkemeleri Ceza Dairelerince ise; muhatap banka tarafından "karşılıksızdır" işlemi yapılmasının, 5941 sayılı Kanun'un 5/(1). maddesinde düzenlenen "çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçunun "maddi unsuru" veya "objektif cezalandırılabilirle şartı" olduğu kabul edilerek, ilk derece mahkemelerince çekle ilgili değişik gerekçelerle "karşılıksızdır" işlemi yapılmamasına rağmen verilen mahkumiyet kararlarının hukuka aykırı olacağı gerekçesiyle ortadan kaldırılarak yerine "beraat" kararları verilmek suretiyle istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine dair kararlar verildiği..." anlaşıldığından, Sonuç olarak; 5235 sayılı "Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun"un "Başkanlar Kurulunun Görevleri" başlıklı 35/3. maddesi çerçevesinde, aynı nitelikteki davalarda farklı kararlar verilmesi nedeniyle uyuşmazlık bulunduğuna karar vermiş ve çıkan uyuşmazlığın 5235 sayılı Kanun'un 35/3. maddesi gereği, Yüksek Yargıtay İlgili Ceza Dairesi tarafından giderilmesini istemiştir.5235 sayılı Kanun'un "Başkanlar Kurulunun Görevleri" başlıklı 35. maddesinde, her ne kadar ilgili Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu'nun, uyuşmazlığın giderilmesi hususunda "kendi görüşünü de ekleyerek" Yargıtay'dan bir karar verilmesini isteyebileceği düzenlenmişse de; Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu tarafından oy birliğiyle alınan kararda, uyuşmazlığın esasının ne şekilde çözülmesi gerektiğine dair herhangi bir görüş belirtilmeksizin uyuşmazlığın Dairemizce çözülmesine karar verildiği görülmekle, bu yöndeki eksikliğin, uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesine engel oluşturmadığı değerlendirilmiştir. B-) KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE KONU KARARLAR 1-) Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 17.11.2017 tarih ve 2017/1903 E 2017/1873 K. sayılı kararı, 2-) Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 27.09.2019 tarih ve 2019/3250 E. 2019/1425 K. sayılı kararı, 3-) Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 15.10.2019 tarih ve 2019/1436 E. 2019/2048 K. sayılı kararı, 4-) Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 12.12.2018 tarih ve 2018/45 E. 2018/5044 K. sayılı kararı, 5-) İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin 05.12.2018 tarih ve 2018/2678 E. 2018/4555 K. sayılı kararı, 6-) Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin 22.11.2018 tarih ve 2018/3320 E. 2018/3214 K. sayılı kararı. C-) KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE KONU BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRELERİ KARARLARININ ÖZETLERİ 1) Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 17.11.2017 tarihli, 2017/1903 E. 2017/1873 K. sayılı Kararı Adana 1. İcra Ceza Mahkemesinin, 11.04.2017 tarihli, 2017/55 E. 2017/281 K. sayılı kararıyla; tüzel kişiye ait çekin süresinde bankaya ibrazında, "...çekteki keşideci imzasıyla banka kayıtlarında bulunan örnek keşideci imzalarının birbirini tutmaması..." nedeniyle "karşılıksızdır" işlemi yapılmadığı somut olayda, çek hesabı sahibi olan borçlu anonim şirketin mali işlerini yönetmekle görevli sanık hakkında açılan davada, ortada "karşılıksızdır" şerhi verilmiş bir çek bulunmadığından "şikayetin reddine" karar verdiği, Müşteki vekilinin şikayetin reddi kararma karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 17.11.2017 tarihli kararında; Hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunması, 5941 sayılı Kanunun 5. maddesi uyarınca sanığın hukuki durumunun belirlenebilmesi için muhatap banka tarafından yapılan imza karşılaştırması hususunda keşidecinin beyan ve savunmasının alınması suretiyle öncelikle imzanın kendisine ait olup olmadığının sorulması, imza inkarına dayanan bir suç duyurusu veya açılmış bir dava olup olmadığının araştırılması, gerekirse bilirkişi incelemesi yapılmasından sonra bu hususun net olarak tespitinden sonra; suçun unsurları açısından bir değerlendirme yapılarak, ibraz tarihi itibarıyla çek bedelinin muhatap bankada bulunup bulunmadığının da araştırılarak sanığın hukuki durumunun tayin ve tartışılması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde şikayetin reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğundan bahisle hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verdiği anlaşılmıştır. 2-) Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 27.09.2019 Tarihli, 2019/3250 E. 2019/1425 K. sayılı Kararı Kahramanmaraş İcra Ceza Mahkemesinin, 16.05.2019 tarihli, 2018/112 E. 2019/914 K. sayılı kararıyla; tüzel kişiye ait çekin süresinde bankaya ibrazında, banka görevlisince "...mahkemece verilen tedbir kararı nedeniyle..." çek üzerinde herhangi bir işlem yapılmadığı somut olayda, suçun unsurları oluşmadığından sanığın "beraatine" karar verdiği, Müşteki vekilinin beraat kararma karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 27.09.2019 tarihli kararında; CMK'nin 280/1-d maddesi gereği duruşmada hazır bulunması gereken kişilerin yokluğunda duruşma yapılmasının bozma nedeni olduğu, CMK'nin 195. maddesi hükmü gereği sadece adli para cezası gerektiren suçlarla ilgili ceza davalarında sanığa meşruhatlı davetiye tebliği ile duruşmaya devam edilebileceği, ancak somut olayda sanığa TK 21/1. maddesine göre yapılan tebligatın kime yapıldığı anlaşılmadığı gibi usulsüz olduğu, suça konu çekin aslının dosyaya celbi gerekirken dosyadaki çekin ön ve arka yüzünün fotokopisinden hareketle ve ilgili bankaya suç tarihinde çek karşılığının olup olmadığı sorulmadan karar verilmesinin hukuka aykırı olacağı, çekle ilgili olarak mahkeme tarafından konulan tedbirin hangi amaçla konulduğunun ve davanın taraflarının kimler olduğunun sorulması ve tedbir kararının akıbetinin araştırılmasının gerektiği, Çek Kanunu'nu "amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinde çekin karşılıksız çıkması halinde uygulanacak yaptırımların belirlenmesinin amaçlandığı, aynı Kanunun 3. maddesinde ise karşılıksızdır işleminin nasıl yapılacağının anlatıldığı, banka memurunun bilgisizliği nedeniyle doğan sonuçların müştekiye yüklenemeyeceği, sonuç olarak tedbir kararma dair dosyanın celp edilip araştırma yapılarak sanığın hukuki durumunun tayin ve tespiti gerekirken sırf karşılıksızdır işlemi yapılmaması nedeniyle beraat kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğundan bahisle hükmün bozulmasına, dosyanın yeninden incelenmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verdiği anlaşılmıştır. 3-) Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 15.10.2019 tarihli, 2019/1436 E. 2019/2048 K. sayılı Kararı Kahramanmaraş İcra Ceza Mahkemesinin, 21.03.2019 tarihli, 2019/21 E. 2019/416 K. sayılı kararında; çekin süresinde bankaya ibrazında, muhatap banka tarafından, "...imza keşideci imzasına benzemediğinden..." karşılıksızdır işleminin yapılmadığı, sanığın çeke ve imzaya dair bir itirazının olmadığı somut olayda, suçun unsurları oluşmadığından sanığın "beraatine" karar verdiği, Müşteki vekilinin beraat kararına karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 15.10.2019 tarihli kararında; 5941 sayılı Çek Kanunu'nun 5. maddesinin gerekçesinde; çekin karşılıksız çıkması halinde ceza sorumluluğunun düzenlendiği, maddede tanımlanan suçun, çekin üzerinde yazılı düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresinde ibrazında çek karşılığının banka hesabında tam olarak bulundurulmaması suretiyle oluşacağı, çekin karşılığını ibraz anında hesapta bulundurmamanın söz konusu suçu oluşturacağı, ibraz tarihinden önce veya sonra çek hesabında karşılığın bulundurulmasının suçun ibraz anında oluşmasına engel teşkil etmeyeceği, ancak bu durumun bir sonraki maddede yazılı etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması bakımından dikkate alınacağı şeklinde açıkça yazılmış olmasının hukuka aykırı olacağı, Kanun gerekçesinde de açıkça yazılı olduğu üzere, ibraz tarihinde çek karşılığını bankada bulundurmama eyleminin suçu oluşturacağı, objektif cezalandırma şartı olan "karşılıksızdır" işlemi yapılması şartının suçun unsuru olmadığı, karşılıksız işlemi yapılmasının TTK'ya göre çekin süresinde muhatap bankaya ibraz edilip edilmediğinin tespiti ve şikayet hakkı ile süresinin tespiti bakımından önem arz ettiği, dolayısıyla suçun maddi konusuna dair bir husus olduğu, Suça konu çeklerle ilgili olarak, mahkemelerce verilmiş ödemeden men kararı bulunması veya çekle ilgili başka bir ceza soruşturması veya ceza davası bulunması nedeniyle banka tarafından karşılıksızdır işlemi yapılmadığı durumlarda, çekin ibraz tarihindeki bankadaki karşılığı araştırılıp bu dava ve soruşturmaların da sonucu beklenerek sanığın hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiği, Suça konu çeklerle ilgili olarak, ortada herhangi bir mahkemece verilmiş ödemeden men kararı veya çekle ilgili bir ceza soruşturması veya ceza davası olmadığı durumlarda, banka tarafından çekteki imzanın keşideci imzasına benzemediği veya değişik gerekçelerle "karşılıksızdır" işlemi yapılmaması halinde ise; bankaca yapılan bu işlemin usule uygun olmasından söz edilemeyeceği, dolayısıyla bu gibi durumlarda, ibraz tarihinde çekin bankada karşılığı olup olmadığı araştırılarak sanık hakkında hüküm kurulabileceğinden bahisle, sanık hakkında suça konu çek üzerinde karşılıksızdır işlemi yapılmadığından verilen beraat kararının hukuka aykırı olduğundan bahisle hükmün bozulmasına, dosyanın yeniden incelenmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verdiği anlaşılmıştır. 4-) Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 12.12.2018 tarihli, 2018/45 E. 2018/5044 K. sayılı Kararı Kayseri 1. İcra Ceza Mahkemesinin, 14.06.2017 tarihli, 2016/1451 E. 2017/787 K. sayılı kararıyla; suça konu çekin süresinde bankaya ibrazında, "...keşideci imzasının banka kayıtlarındaki imzaya benzememesi nedeniyle..." karşılıksızdır işlemi yapılmadığı somut olayda, ibraz tarihinde çek hesabında karşılığının bulunmaması gerekçesiyle suçun unsurları oluştuğundan sanığın mahkumiyetine karar verdiği, Sanık müdafıinin mahkumiyet kararma karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 12.12.2018 tarihli kararında; Suça konu 6950910 seri numaralı çeke dair verilen mahkumiyet hükmünün incelenmesinde; çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmaması nedeniyle suçun unsurlarının oluşmadığından bahisle ilk derece mahkemesinin mahkumiyete ilişkin hükümlerinin gerekçeli karardan çıkartılarak, sanığın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine, Suça konu 6950911 seri numaralı çeke dair verilen mahkumiyet hükmünün incelenmesinde; gerekçeli karar başlığında suçun adının "çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" yerine "karşılıksız çek düzenleme" şeklinde yazılmasının hukuka aykırı olduğu, Sanık hakkında 6950911 seri numaralı çekle ilgili olarak kurulan mahkumiyet hükmünden sonra, 10/10/2017 tarihli ve 30206 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 26/07/2017 tarihli ve 2016/191 E. 2017/131 K. sayılı kararı ile 5941 sayılı Kanun'un 5. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde bulunan "...çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından...” ibaresinin iptal edilmesiyle birlikte lehe kanun uygulaması yapılması gerektiğinden, hükmün düzeltilerek istinaf incelemesinin esastan reddine, iki farklı çek nedeniyle hükmedilen iki ayrı güvenlik tedbirinin aynı anda uygulamasının imkansız olması nedeniyle güvenlik tedbirine dair istinaf başvurusunun ve sair istinaf başvurularının esastan reddine karar verdiği anlaşılmıştır. 5-) İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin, 05.12.2018 tarihli, 2018/2678 E. 2018/4555 K. sayılı Kararı İstanbul 22. İcra Ceza Mahkemesinin, 23.01.2018 tarihli, 2017/451 E. 2018/29 K. sayılı kararıyla; suça konu çekin çalıntı olduğu, bununla ilgili olarak menfi tespit davasının görülmeye devam ettiği, dosyada alman bilirkişi raporuna göre, çek hesabı sahibi tüzel kişi yöneticisi olan sanıkların imzalarıyla çekteki imzaların uyuşmadığını tespit edildiği, bu nedenle geçerli imzaları olmadığı için suç konusu bir çekten de suçun unsurundan da bahsedilemeyeceği gerekçesiyle atılı suçun unsurları oluşmadığından sanıkların beraatlerine karar verdiği, Müşteki vekilinin beraat kararına karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin 05.12.2018 tarihli kararında; Suça konu çekle ilgili olarak banka tarafından 5941 sayılı Çek Kanunu 3/1. maddesi anlamında "karşılıksızdır" işlemi yapılmadığı anlaşılmakla, sanıkların beraatine dair sonucu itibarıyla yerinde olan kararda bir isabetsizlik görülmediğinden bahisle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verdiği anlaşılmıştır. 6-) Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin, 22.11.2018 tarihli, 2018/3320 E. 2018/3214 K. sayılı Kararı Antalya 4. İcra Ceza Mahkemesinin, 21.06.2018 tarihli, 2018/260 E. 2018/756 K. sayılı kararıyla; suça konu çekin süresinde bankaya ibrazında, "çekteki imza ile keşideci imzası tutmadığından işbu çek işleme alınmamıştır" ibaresinin yazılı olduğu, ancak sanığın süresinde ibraz edilen çekle ilgili bankadaki çek hesabında yeterli karşılığı bulundurmamasının suçun oluşması için yeterli olduğu gerekçesiyle sanığın mahkumiyetine karar verdiği, O Yer Cumhuriyet savcısının mahkumiyet kararma karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin ise 22.11.2018 tarihli kararında; Çekle ilgili olarak "karşılıksızdır" işlemi yapılmasının bu suçun neticesi olmayıp objektif cezalandırılabilme şartı olduğu, bu şart gerçekleşmediği için sanığa ceza verilemeyeceği anlaşılmakla, sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken mahkumiyetine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, bu hususun duruşma yapılmaksızın düzeltilmesine imkan bulunduğundan bahisle, istinaf talebinin kabulüyle, ilk derece mahkemesi hükmünün ortadan kaldırılmasına, sanığın beraatine kesin olarak karar verdiği anlaşılmıştır. D-) KARAR UYUŞMAZLIĞI HAKKINDA YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ GÖRÜŞÜ VE TALEBİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 28.12.2019 tarihli, UG-2019/105205 sayılı "Uyuşmazlığın giderilmesi talebi" konulu yazısında; 5941 sayılı Kanun'un 5. maddesinden bahisle ve madde metninin tekrarlanmasıyla birlikte; "...Madde incelendiğinde süresinde ve ibraz tarihinde çek karşılığının ilgili çek hesabında bulundurulmamasının cezalandırıldığı, çek arkasına yazılan "karşılıksızdır" şerhinin kurucu değil tespit edici mahiyet taşıdığı, karşılığı olmayan çeklerde ilgili bankanın bu ibareyi çek arkasına yazmamasının çek keşide edenin sorumluluğunu kaldırmayacağı, ibraz edilen çekte çek keşidecisinin sorumluluğunu ortadan kaldıran veya hiç sorumluluk yüklenmesine imkan tanımayan bir halin (imzanın keşideciye ait olmaması, çek üzerinde tahrifat yapılması gibi) olması halinde buna ilişkin tespitin de mahkemesince yapılabileceği, çekin sahte olması halinde ise uygulanacak usulün muhatap bankaca bilindiği gözetildiğinde, salt çek arkasına bankasınca çek karşılığının ibraz tarihinde hesapta olmadığını ifade eden "karşılıksızdır" ibaresi çek arkasına bir nedenle yazılmadı denilerek "çekte karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişinin cezalandırılmasına" dair suçun unsurlarının oluşmadığını söylemek usul ve yasalara aykırıdır..." şeklindeki değerlendirmeyle, Sonuç olarak; "696 sayılı KHK m. 92/2. maddesi ile değişik 5235 sayılı Kanunun 35/1. madde ve fıkrası uyarınca Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 23/10/2019 tarih ve 2019/111 karar numaralı kararma istinaden değinilen kararlar arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi" talep edilmiştir. E-) KARAR UYUŞMAZLIĞI İLE İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER 1-) 5235 sayılı "Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkında Kanun'un, 20/11/2017 tarihli ve 696 sayılı KHK’nin 92. maddesi İle Değişik, "Başkanlar Kurulunun Yetkileri" Başlıklı 35/3. Maddesi ”...(3) Re'sen veya bölge adliye mahkemesinin İlgili hukuk veya ceza dairesinin ya da Cumhuriyet başsavcısının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu veya Ceza Muhakemesi Kanununa göre istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların, benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması hâlinde bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtaydan bu konuda bir karar verilmesini istemek, (Değişik fıkra: 20/11/2017 - KHK-696/92 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7079/87 md.) (3) numaralı bende göre yapılacak istemler, ceza davalarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, hukuk davalarında ise ilgili hukuk dairesine İletilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı uyuşmazlık bulunduğuna kanaat getirmesi durumunda ilgili ceza dairesinden bir karar verilmesini talep eder. Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak dairece bu fıkra uyarınca verilen kararlar kesindir..." hükümlerini içermektedir. 2-) 5941 sayılı Çek Kanunu'nun İlgili Hükümleri a-) "İbraz, ödeme, çekin karşılıksız olduğunun tespiti ve gecikme cezası" başlıklı 3. maddesi; "(1) Karşılığı bulunan çek, hesabın bulunduğu muhatap bankanın herhangi bir şubesine İbraz edildiğinde hamilin varsa vergi kimlik numarası saptandıktan sonra ödenir. Ancak çek, hesabın bulunduğu şubeden başka bir şubeye ibraz edildiğinde, o şubece karşılığı sorulmak suretiyle ödenir. (2) “Karşılıksızdır” işlemi, muhatap bankanın hamile kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarın dışında, çek bedelinin karşılanamayan kısmıyla sınırlı olarak yapılır. (3) Muhatap banka, ibraz eden düzenleyici dışındaki hamile, süresinde ibraz edilen her çek yaprağı için; a) Karşılığının hiç bulunmaması hâlinde, 1) Çek bedeli bin Türk Lirası veya üzerinde ise bin Türk Lirası, 2) Çek bedeli bin Türk Lirasının altında ise çek bedelini, b) Karşılığının kısmen bulunması hâlinde, 1) Çek bedeli bin Türk Lirası veya altında ise, çek bedelini aşmamak koşuluyla, kısmî karşılığı bin Türk Lirasına tamamlayacak bir miktarı, 2) Çek bedeli bin Türk Lirasının üzerinde ise, çek bedelini aşmamak koşuluyla, kısmî karşılığa ilave olarak bin Türk Lirasını, ödemekle yükümlüdür. Bu husus, hesap sahibi ile muhatap banka arasında çek defterinin teslimi sırasında yapılmış olan dönülemeyecek bir gayri nakdî kredi sözleşmesi hükmündedir. Bu fıkradaki miktar, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan fiyat endekslerindeki yıllık değişmeler göz önünde tutularak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından her yıl Ocak ayında belirlenir ve Resmî Gazete’de yayımlanır. (4) Hamilin talepte bulunması hâlinde, karşılıksızdır işlemi; çekin arka yüzüne tahsil için bankaya ibraz edildiği tarih, hesap durumu, bankanın yükümlülüğü çerçevesinde ödediği miktar ve ibraz eden gerçek kişinin adı ve soyadı yazılmak, bu kişinin tüzel kişi adına bedeli tahsil etmesi hâlinde bu husus belirtilmek ve bu kişi ile birlikte banka yetkilisi tarafından imzalanmak suretiyle yapılır. Banka tarafından ödenen miktar düşüldükten sonra karşılıksız kalan tutar açıkça belirtilir. Hamilin İmzalamaktan kaçınması hâlinde, karşılıksızdır işlemi yapılmaz. (5) Muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutar dahil, kısmî ödemenin hamil tarafından kabul edilmemesi hâlinde, ikinci fıkra hükmüne göre karşılıksızdır işlemi yapılır; ibraz tarihi ile ödememe nedeni çekin üzerine yazılır ve çek, üzerine imzası alınarak hamiline geri verilir; ön ve arka yüzünün fotokopisi banka tarafından saklanır. Çek hesabında hiç karşılığın bulunmaması ve hamilin sadece muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutarın ödenmesini talep etmesi hâlinde de bu fıkra hükmüne göre işlem yapılır. (6) Muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutar dahil kısmî ödeme hâlinde, çekin ön ve arka yüzünün onaylı fotokopisi ücretsiz olarak hamile verilir. Çek hamili, bu fotokopiyle müracaat borçlularına veya kambiyo senetleri hakkındaki takip usullerine başvurabileceği gibi, icra mahkemesine şikâyette bulunurken dilekçesine bu fotokopiyi ekleyebilir ve bunu icra daireleri ile mahkemelerde ispat aracı olarak kullanabilir. Mahkeme veya icra dairesinin istemi hâlinde çekin aslı bu mercilere gönderilir. (7) Banka; a) Çekin karşılığının hesapta bulunmasına rağmen hamiline ödenmesinin geciktirilmesi, b) Kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarın hamile ödenmesinin geciktirilmesi, hâllerinde, çek hamiline, her geçen gün için binde üç gecikme cezası öder. Bu hâllerde 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümleri uygulanmaz. (8) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihinden önce ibraz edilen çekin karşılığının Türk Ticaret Kanununun 707 nci maddesi uyarınca kısmen veya tamamen ödenmemiş olması hâlinde, bu çekle ilgili olarak hukukî takip yapılamaz. İleri düzenleme tarihli çekle ilgili olarak hukukî takip yapılabilmesi için, çekin üzerindeki düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde bankaya ibraz edilmesi ve karşılıksızdır işlemine tabi tutulması şarttır. (9) (Ek: 31/1/2012-6273/2 md.) Çekin, üzerinde yazılı baskı tarihinden itibaren beş yıl içinde ibraz edilmemesi hâlinde, muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutara ilişkin sorumluluğu sona erer. (10) (Ek: 15/7/2016-6728/62 md.) Lehine karekodlu çek düzenlenen lehdar, teslim aldığı çeki Türk Ticaret Kanununun 780 inci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen sisteme kaydeder.Karekodlu çekin sisteme kaydedildiği tarihten sonra çek düzenleyen tüzel kişinin temsilcilerinde meydana gelen değişiklikler, çek hesabı sahibi tüzel kişinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.", b-) "Ceza sorumluluğu, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı" başlıklı 5. maddesinin (1), (2) ve (3). fıkraları; "(1) (Değişik: 15/7/2016-6728/63 md.) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, bin beş yüz güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Ancak, hükmedilecek adli para cezası; çek bedelinin karşılıksız kalan miktarı, (...) az olamaz. Mahkeme ayrıca, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına; bu yasağın bulunması hâlinde, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının devamına hükmeder. Yargılama sırasında da resen mahkeme tarafından koruma tedbiri olarak çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına karar verilir. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı, çek hesabı sahibi gerçek veya tüzel kişi, bu tüzel kişi adına çek keşide edenler ve karşılıksız çekin bir sermaye şirketi adına düzenlenmesi durumunda ayrıca yönetim organı ile ticaret siciline tescil edilen şirket yetkilileri hakkında uygulanır. Koruma tedbiri olarak verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararlarına karşı yapılan itirazlar bakımından 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 353 üncü maddesinin birinci fıkrası hükmü uygulanır. Bu suçtan dolayı açılan davalar icra mahkemesinde görülür ve İcra ve İflas Kanununun 347, 349, 350, 351, 352 ve 353 üncü maddelerinde düzenlenen yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır. Bu davalar çekin tahsil için bankaya ibraz edildiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin bulunduğu yer ya da hesap sahibinin yahut şikâyetçinin yerleşim yeri mahkemesinde görülür. (2) (Mülga: 31/1/2012-6273/3 md.; Yeniden düzenleme: 15/7/2016-6728/63 md.) Birinci fıkra hükmüne göre çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi, çek hesabı sahibidir. Çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması hâlinde, bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlüdür. Birinci fıkra uyarınca hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilenler, yasaklılıkları süresince sermaye şirketlerinin yönetim organlarında görev alamazlar. Ancak, hakkında yasaklama kararı verilenlerin mevcut organ üyelikleri görev sürelerinin sonuna kadar devam eder. (3) Çek hesabı sahibi gerçek kişi, kendisi adına çek düzenlemek üzere bir başkasını temsilci veya vekil olarak tayin edemez. Gerçek kişinin temsilcisi veya vekili olarak çek düzenlenmesi hâlinde, bu çekten dolayı hukukî ve cezai sorumluluk çek hesabı sahibine aittir...", c-) "Diğer ceza hükümleri" başlıklı 7. maddesinin ilgili hükümleri; "...(4) Kısmen veya tamamen karşılığı bulunmayan çekle ilgili olarak, talebe rağmen, karşılıksızdır işlemi yapmayan banka görevlisi, şikâyet üzerine bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (5) Karşılığı tahsil edilmek üzere bankaya ibraz edilen çekin karşılığının hesapta mevcut olmasına rağmen, hamile ödemede bulunmayan ya da bankanın kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarı hamile ödemeyen banka görevlisi, şikâyet üzerine bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır...", 3-) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun İlgili Hükümleri a-) "Suçta ve cezada kanunilik ilkesi" başlıklı 2. Maddesi "(1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz. (2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz. (3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.", b-) "Özel kanunlarla ilişki" başlıklı 5. maddesi; "(1) Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.", 4-) 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun İlgili Hükümleri a-) "Unsurlar" başlıklı 780 maddesi; "(1) Çek; a) Senet metninde “çek” kelimesini ve eğer senet Türkçe’den başka bir dille yazılmış ise o dilde “çek” karşılığı olarak kullanılan kelimeyi, b) Kayıtsız ve şartsız belirli bir bedelin ödenmesi için havaleyi, c) Ödeyecek kişinin, “muhatabın” ticaret unvanını, d) Ödeme yerini, e) Düzenlenme tarihini ve yerini, f) Düzenleyenin imzasını, g) (Ek: 15/7/2016-6728/70 md.) Banka tarafından verilen seri numarasını, h) (Ek: 15/7/2016-6728/70 md.) Karekodu, ...içerir", b-) "Unsurların bulunmaması" başlıklı 781. maddesi; "(1) 780 inci maddede gösterilen unsurlardan birini içermeyen bir senet, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarda yazılı hâller dışında çek sayılmaz. (2) Çekte açıklık yoksa, muhatabın ticaret unvanı yanında gösterilen yer ödeme yeri sayılır. Muhatabın ticaret unvanı yanında birden fazla yer gösterildiği takdirde, çek, ilk gösterilen yerde ödenir. Böyle bir açıklık ve başka bir kayıt da yoksa, çek muhatabın merkezinin bulunduğu yerde ödenir. (3) Düzenlenme yeri gösterilmemiş olan çek, düzenleyenin adı yanında yazılı olan yerde düzenlenmiş sayılır. (4) (Ek: 15/7/2016-6728/71 md.) Yabancı banka tarafından bastırılan çeklerde, 780 inci maddenin birinci fıkrasının (g) bendinde belirtilen banka tarafından verilen seri numarası ve/veya (h) bendinde belirtilen karekodun bulunmaması senedin çek olarak geçerliliğini etkilemez.", c-) "Muacceliyet" başlıklı 795. maddesi; "(1) Çek görüldüğünde ödenir. Buna ay kın herhangi bir kayıt yazılmamış hükmündedir. (2) Düzenlenme günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için ibraz olunan çek, ibraz günü ödenir.", d-) "Çekten cayma" başlıklı 799. maddesi; "(1) Çekten cayma ancak ibraz süresi geçtikten sonra hüküm ifade eder. (2) Çekten cayılmamışsa, muhatap, ibraz süresinin geçmesinden sonra da çeki ödeyebilir.", e-) "Özel hâller" başlıklı 800. maddesi; "(1) Çekin tedavüle çıkarılmasından sonra, düzenleyenin ölümü, medenî haklarını kullanmaehliyetini kaybetmesi veya iflası çekin geçerliliğini etkilemez.", f-) "Ciroların incelenmesi" başlıklı 801. maddesi; "(1) Cirosu kabil bir çeki ödeyecek muhatap, cirolar arasında düzenli bir teselsülün var olup olmadığını incelemekle yükümlü ise de cirantaların imzalarının geçerliliğini araştırmak zorunda değildir.", g-) "Sahte veya tahrif edilmiş çek" başlıklı 812. maddesi; "(1) Sahte veya tahrif edilmiş bir çeki ödemiş olmasından doğan zarar muhataba ait olur; meğerki, senette düzenleyen olarak gösterilen kişiye, kendisine verilen çek defterini iyi saklamamış olması gibi bir kusurun yüklenmesi mümkün olsun.", h-) "Uygulanacak hükümler" başlıklı 818. maddesi; "(1) Poliçeye ait aşağıdaki hükümler çek hakkında da uygulanır: ...s) İptal hakkındaki 757 ilâ 763 üncü maddelerle 764 üncü maddenin birinci fıkrası...", ı-) "İptal" ana başlığı altındaki "Önleyici önlemler" alt başlıklı 757. maddesi; "(1) İradesi dışında poliçe elinden çıkan kişi, ödeme veya hamilin yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesinden, muhatabın poliçeyi ödemekten menedilmesini isteyebilir. (2) Mahkeme, ödemeyi meneden kararında muhataba, vadenin gelmesi üzerine poliçe bedelini tevdi etmeye izin verir ve tevdi yerini gösterir.", i-) "Poliçeyi eline geçiren kişinin bilinmesi" başlıklı 758. maddesi; "(1) Poliçeyi eline geçiren kişi bilindiği takdirde, mahkeme, dilekçe sahibine iade davası açması için uygun bir süre verir. (2) Dilekçe sahibi verilen süre içinde davayı açmazsa, mahkeme, muhatap hakkındaki ödeme yasağını kaldırır.", j-) "Poliçeyi eline geçirenin bilinmemesi" ana başlığı altındaki "dilekçe sahibinin yükümlülükleri" başlıklı 759. maddesi; "(1) Poliçeyi eline geçiren kişi bilinmiyorsa, poliçenin iptaline karar verilmesi istenebilir. (2) İptal isteminde bulunan kişi, poliçe elinde iken zıyaa uğradığını inandırıcı bir şekilde gösteren delilleri mahkemeye sağlamak ve senedin bir suretini ibraz etmek veya senedin esas içeriği hakkında bilgi vermekle yükümlüdür.", k-) "İhtar" ana başlığı altındaki "İçeriği" başlıklı 760. maddesi; "(1) Mahkeme, dilekçe sahibinin, poliçe elinde iken zıyaa uğradığına dair verdiği açıklamaları inandırıcı bulursa, verilecek ilanla, poliçeyi eline geçireni, poliçeyi belirli bir süre içinde getirmeye davet ve aksi takdirde poliçenin iptaline karar vereceğini ihtar eder.", 1-) "Süreler" başlıklı 761. maddesi; "(1) Poliçeyi getirme süresi en az üç ay ve en çok bir yıldır. (2) Vadesi gelmiş poliçelerde zamanaşımı, üç ayın geçmesinden önce gerçekleşirse, mahkeme üç aylık süre ile bağlı değildir. (3) Süre, vadesi gelen poliçeler hakkında birinci ilan gününden, vadesi gelmeyen poliçeler hakkında vadenin gelmesinden itibaren işler.", m-) "İlan" başlıklı 762. maddesi; "(1) Poliçenin getirilmesine ilişkin ilan, 35 inci maddede yazılı gazete ile üç defa yapılır. (2) Özellik gösteren olaylarda, mahkeme, uygun göreceği daha başka ilan önlemlerine de başvurabilir.", n-) "İade davası" başlıklı 763. maddesi; "(1) Elden çıkan poliçe mahkemeye sunulursa, mahkeme, iade davası açması için dilekçe sahibine uygun bir süre verir. Dilekçe sahibi bu süre içinde dava açmazsa, mahkeme, poliçeyi, sunmuş olana geri verir ve muhatap hakkındaki ödeme yasağını kaldırır.", o-) "İptal kararı" başlıklı 764. maddesi; "(1) Elden çıkan poliçe, verilen süre içinde mahkemeye sunulmazsa, iptaline karar verilir...", 5-) 20.01.2010 tarihli Resmi Gazetede Yayımlanarak Yürürlüğe Giren "Çek Defterlerinin Baskı Şekline ve Bankaların Hamile Ödemekle Yükümlü Olduğu Miktarın Belirlenmesine İlişkin Tebliğ"in "Çek defterlerinin baskı şekli" Başlıklı 3. maddesi; "(1) Çek defterleri bankalarca tacir olan ve tacir olmayan kişilere verilecek çekler ile hamiline düzenlenecek çekler açıkça ayırt edilebilecek şekilde aşağıda belirtilen esaslara göre bastırılır. ...c) (Değişik: RG-19/11/2016-29893) Çek defterlerinin her yaprağına, çek hesap numarası, çek hesabının bulunduğu banka şubesinin adı, çek hesabı sahibi gerçek kişinin adı ve soyadı, çek hesabı sahibi tüzel kişinin adı, çek hesabı sahibi gerçek kişinin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya tüzel kişinin vergi kimlik numarası, çekin basıldığı tarih, tüzel kişilerde varsa Merkezi Sicil Kayıt Sistemi (MERSİS) numarası, tüzel kişi adına çek düzenleyen kişinin adı ve soyadı ile çek hesabı sahibi ile düzenleyenin farklı kişiler olması halinde ayrıca düzenleyenin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasının yazılmasına ve imzaya imkan verecek ibareler konulur. ç) (Ek: RG-3/3/2012-28222) Çek yaprağında çekin basıldığı tarih, ay ibaresi yazıyla olacak biçimde gün, ay, yıl şeklinde yer alır...", Şeklinde düzenlemeler içermektedir. F-) İNCELEME, DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE 1-) Çözümü Gereken Uyuşmazlık Konusunun Kapsamı ve Sınırlandırılması Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 23.10.2019 tarihli ve 2019/111 sayılı kararında; Kanuni ibraz süresinde ibraz edilen çekler hakkında, muhatap bankalar tarafından; "mahkemece verilen ödemeden men ve benzeri tedbir kararları olduğu", "savcılık tarafından hesaba bloke konulduğu veya çek bedelinin ödenmesinin yasaklandığı" veya "keşidecinin imzasının banka kayıtlarında mevcut imza ile uyuşmadığı", "çek üzerindeki imzanın müşterinin imzasına benzemediği veya çek üzerindeki imzanın belirsiz olduğu" gibi gerekçelerle "karşılıksızdır işlemi yapılamadı" şeklinde şerhler yazıldığı, Bazı Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerince; süresinde ibrazında ilgili banka tarafından "karşılıksızdır" işlemi yapılmayan çeklerle ilgili açılan ceza davalarında, 5941 sayılı Kanun'un 3. maddesi gereği "karşılıksızdır" işlemi yapılmasının, adı geçen Kanun'un 5/1. maddesinde düzenlenen "suçun maddi unsuru" veya "objektif cezalandırabilme şartı" olduğundan bahisle beraat kararları verildiği, bazı Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerince ise; sanığın çekin karşılığını ibraz tarihinde çek hesabında tam olarak bulundurmamak yönündeki eyleminin suçun oluşması açısından başlı başına yeterli olacağından bahisle "karşılıksızdır" işlemi yapılmasa da sanığın cezalandırılabileceğine dair kararlar verildiği anlaşılmakla, değişik gerekçelerle "karşılıksızdır" işlemi yapılmaması halinde sanıkların cezalandırılıp cezalandırılmayacakları yönünde ortaya çıkan uyuşmazlığın Yargıtay İlgili Ceza Dairesince çözülmesine karar verildiği görülmüştür. Çözümü gereken somut uyuşmazlığın konusu; - Çekin kanuni süresinde bankaya ibrazında, muhatap banka tarafından çek üzerinde yapılacak incelemenin sınırı, çek hesabında yeterli karşılık bulunmuyorsa, yetkili hamilin talebi üzerine muhatap banka tarafından "karşılıksızdır" işlemi yapılmasının zorunlu olup olmadığı ile - İbraz tarihinde karşılığı olmayan bir çekle ilgili olarak, muhatap banka tarafından değişik gerekçelerle "karşılıksızdır" işlemi yapılmamışsa, çek hesabında karşılığı bulundurmakla yükümlü gerçek kişinin cezalandırılmasının mümkün olup olmadığıdır. Çekin kanuni unsurları, süresinde ibrazında muhatap banka tarafından yapılması gerekenler ve karşılıksızdır işleminin yapılmasına dair usuller, gerek 5941 sayılı Çek Kanunu'nda gerekse 6102 sayılı TTK'nin çekle ilgili hükümlerinde düzenlenmiştir. Banka tarafından süresinde ibraz edilen çek hakkında, cezai anlamda hüküm ve sonuçlar doğuran "karşılıksızdır" işleminin yapılması usulleri ve uyuşmazlık konusu, yukarıdaki mevzuat hükümleri, doktrin ve değişik somut olaylar ekseninde inceleme ve değerlendirmelerle çözülmeye çalışılacaktır. Hemen belirtmek gerekir ki; özel hukuk alanında hüküm ve sonuçlar doğuran çekin karşılığının veya banka tarafından ödenmekle yükümlü olunan miktarın ödenmemesi uyuşmazlık kapsamı dışındadır. Ancak uyuşmazlığın çözümü için bu hususta da bir takım tespit ve hatırlatmalar da yeri geldikçe yapılacaktır. 2-) İnceleme ve Değerlendirme a-) Çek mevzuatı çerçevesinde "karşılıksızdır işlemine sebebiyet verme" suçunun unsurlarıDairemizin 05.11.2018 tarihli, 2018/6510 E. 2018/11325 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere; 5941 sayılı Çek Kanunu'nun 5/(1). maddesinde düzenlenen "çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçunun maddi unsurları; 1. Suça konu çekin, 6102 sayılı TTK'de öngörülen zorunlu unsurları taşıması, 2. Çekin yetkili hamil tarafından, kanuni ibraz süresi içinde muhatap bankaya ibraz edilmiş olması, 3. Kanunda yazılı usule uygun şekilde ibraz edilen çek üzerinde banka tarafından "karşılıksızdır" işleminin yapılmasına fail tarafından sebebiyet verilmiş olmasıdır. Yukarıda sayılan unsurlardan ilk ikisi, suçun işlendiği andan önce var olması gerekli birer "ön şart" mahiyetindedir. Ancak bu ön şartlar fiilin tipe uygunluğunu sağlayan ve olmazsa olmaz birer unsur olarak kabul edilmektedir. Üçüncü unsurun ise; - Sadece banka tarafından yapılacak bir işlem olduğunu, failin hareketleriyle doğrudan bağlantısı olmadığını, bu nedenle "objektif cezalandırılabilme şartı" olarak yorumlanması gerektiğini, dolayısıyla bu hususun suçun işlenmesi için gerekli bir unsur olmadığını, failin bu unsur olmasa da cezalandırılabileceğini düşünenler olduğu gibi, - Bu unsurun suçun işlenmesi için gerekli olmadığını fakat sadece failin cezalandırılması için gerekli olduğunu düşünenler, - Yine çek üzerinde "karşılıksızdır" işlemi yapılması unsurunu, suçun maddi unsuru olarak görenler ve bu husus olmazsa suçun da olmayacağım düşünenler de bulunmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki; suçun maddi unsuru, "karşılıksızdır" işlemi yapılması değil, failin davranışlarıyla bu işlemin yapılmasına fail tarafından sebebiyet verilmesidir. Suçun manevi unsuru; kanuni ibraz süresi içinde çekin karşılığının bankada olmadığını bilmek ve karşılığı bankada bulundurmamak yönündeki kasttır. Suçun işlendiği an; kanunî ibraz süresinde ibraz edilmesi şartıyla çekle ilgili olarak "karşılıksızdır" işleminin yapıldığı andır. Suçun faili; “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren, dolayısıyla çekin bankadaki hesabında karşılığını bulundurmakla yükümlü olan kişidir. 5941 sayılı Çek Kanunu'nun 5/2. maddesinde açıkça yazılı olduğu üzere; "karşılıksızdır" İşlemi yapılmasına sebebiyet veren, dolayısıyla çek karşılığını banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi (suçun faili), çek hesabı sahibi gerçek kişidir. Çek hesabının sahibi tüzel kişi ise; bu durumda çekin karşılığım banka hesabında bulundurmakla yükümlü kişi (suçun faili), tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen gerçek kişi yönetim kurulu üyesi, şayet böyle bir görevlendirme yapılmamışsa bu sefer de yönetim organını oluşturan tüm gerçek kişi veya kişiler olacaktır. Tüzel kişi adına çek düzenleme yetkisi bulunan kişi/ler ile düzenlenen çekin karşılığını bankada bulundurmakla görevlendirilen kişi/ler farklı kişiler olabilir. b-) Muhatap banka tarafından "karşılıksızdır" işleminin yapılması usulü ve çekin ibrazında bankaca yapılması gereken incelemenin sınırı Muhatap banka tarafından, 6102 sayılı TTK'de yazılı zorunlu unsurları ihtiva eden ve süresinde bankaya ibraz edilen bir çek hakkında yapılacak "karşılıksızdır" işlemi, 5941 sayılı Kanun'un 3. maddesinde yazılı usule göre yapılacaktır. Karşılıksızdır işlemi, 5941 sayılı Kanunun 5/(1). maddesindeki suçun üzerine bina edileceği temel bir işlemdir. Karşılığı bulunan bir çekin bedeli, muhatap banka tarafından yetkili hamile ödenmek zorundadır. Süresinde ibraz edilen bir çekin karşılığının hiç bulunmaması veya kısmen bulunması halinde ise; muhatap banka, çek bedelinin karşılanamayan kısmıyla sınırlı olarak 5941 sayılı Kanun'un 3. maddesi çerçevesinde "karşılıksızdır" işlemi yapmak zorundadır. Muhatap banka, süresinde ibraz edilen her çek yaprağı için yetkili hamile, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından her yıl Ocak ayında belirlenen tarifede yazılı ödemekle yükümlü olunan miktarı öder. 12 Ocak 2019 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan ve 28 Ocak 2019 tarihinde yürürlüğe girecek olan tebliğe göre, 2019 yılı için banka tarafından hamile ödenmek zorunda olan miktar; 2.030 TL'dir. Karşılıksızdır işlemi, muhatap banka tarafından çekin arkasına basılacak bir şerh veya kaşeden ibaret değildir. 5941 sayılı Kanun'un 3. maddesine göre, hamilin talepte bulunması hâlinde, "karşılıksızdır" işlemi, çekin arka yüzüne; - çekin tahsil için bankaya ibraz edildiği tarih, - ibraz tarihindeki çek hesabı durumu, - bankanın yükümlülüğü çerçevesinde hamile ödediği miktar, - ibraz eden gerçek kişinin adı ve soyadı, - banka tarafından ödenen miktar düşüldükten sonra karşılıksız kalan tutar, - hamilin bir tüzel kişi adına bedeli tahsil etmesi hâlinde; bu husus da ayrıca belirtilerek ve bu kişi ile birlikte banka yetkilisi tarafından imzalanarak tamamlanır. Hamilin çeki imzalamaktan kaçınması hâlinde, "karşılıksızdır" işlemi yapılmaz. Dolayısıyla karşılıksızdır işlemi, muhatap bankanın tek başına yapabileceği ve sonuçlandıracağı bir işlem değildir. İşlemin muhakkak yetkili hamil ve banka görevlisi tarafından çekin arkası birlikte imzalanarak yapılması gerekecektir. Keza 5941 sayılı Kanun'un 3. maddesinin gerekçesinde de bu durum maddenin lafzıyla uygun şekilde açıkça dile getirilmiştir. TTK'nin 801. maddesinde; muhatap bankanın hamil tarafından ibraz edilen ve üzerinde ciro silsilesi olan bir çek hakkında araştırma yapma yükümlülüğü; "...çek üzerinde bir ciro silsilesi varsa bunun düzenli olup olmadığının banka tarafından kontrol edilmesi zorunluluğu..." şeklinde sadece ciro silsilesinin düzenli olup olmadığıyla sınırlı olmak üzere düzenlenmiştir. Muhatap banka, cirantaların imzalarının geçerliliğini araştırmak zorunda değildir. Şayet ortada sahte veya tahrif edilmiş olduğundan şüphelenilen bir çek varsa, kendisine çek defteri verilen keşideciye, çek defterim iyi saklamamış olması gibi bir kusur atfedilemiyorsa, TTK'nin 812. maddesi gereği, şüpheli çekin ödenmiş olmasından doğan zararın muhatap bankaya ait olacağı hüküm altına alınmıştır. TTK'nin 812. maddesinde "sahte veya tahrif edilmiş çek" kavramı çekin düzenleyen dışında bir kişi tarafından imzalanması durumuyla aynı değildir. "Sahte çek", banka tarafından bastırılarak çek hesabı sahibine verilmeyen çek anlamına gelmekte iken "tahrif edilmiş çek" kavramı ise çek üzerinde elle doldurulan kısımlarda çeki düzenleyenin rızası dışında yapılan değişiklikleri ifade etmektedir. Bir çekin banka tarafından bastırıldığında üzerinde nelerin olması gerektiğine dair çek defterlerinin baskı şekline dair tebliğde temel kurallar, 20.01.2010 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren tebliğde belirlenmiştir. Bu gibi durumlarda bankalarca zaten çekin zorunlu unsurları ihtiva etmemesi nedeniyle "karşılıksızdır" işlemi yapılmasından veya suçtan söz edilemeyecektir. Kanuna göre böyle bir (sahte) çekin karşılığının ödenmesi halinde muhatap banka sorumluluğa katlanacak, ödediği çek bedelini özel hukuk hükümlerine göre çek hesabı sahibinden isteyemeyecektir. Çekin tedavüle çıkarılmasından sonra, düzenleyenin ölümü, medenî haklarını kullanma ehliyetini kaybetmesi veya iflası, TTK'nin 800. maddesine göre çekin geçerliliğini etkilemez. Muhatap bankanın, hamilin ibraz ettiği ve kısmen veya tamamen karşılığı bulunmayan çek üzerinde karşılıksızdır işlemini yapmaması halinde, bu işlemi yapmayan banka görevlisinin, şikayet üzerine, 5941 sayılı Kanun'un 7/(4). maddesi gereğince bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. 5941 sayılı Kanun'un 7/(5). maddesinde; karşılığı tahsil edilmek üzere bankaya ibraz edilen çekin karşılığının hesapta mevcut olmasına rağmen, hamile ödemede bulunmayan ya da bankanın kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarı hamile ödemeyen banka görevlisinin, şikâyet üzerine, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı da açıkça düzenlenmiştir. 5941 sayılı Kanun'un 3/(7). maddesinde ise; çek karşılığının bankada bulunmasına rağmen hamile ödemesinin geciktirilmesi veya kanunen ödemekle yükümlü olunan miktarın ödenmesinin geciktirilmesi hallerinde ilgili bankanın her geçen gün için hamile binde üç miktarında gecikme faizi ödeyeceği de yazılıdır. Çekin TTK'de yazılı zorunlu unsurları taşıyıp taşımadığının, süresinde ibraz edilip edilmediğinin ve çek hesabında karşılığım bulundurmakla yükümlü olan failin "karşılıksızdır" işlemine sebebiyet verip vermediğinin tespiti, yetkili hamilin şikayeti üzerine "karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçundan açılacak ceza davasını görecek mahkemece yapılacaktır. Henüz çekin kanuni süresi içinde bankaya ibraz edilmesinden önce, keşideci tarafından kaybedilmesi, çaldırılması veya irade dışı bir şekilde doldurulduğunun iddia edilmesi halinde ise; ilgili bankaya ve kolluk makamlarına çekin rıza dışı ellerinden çıktığının, kaybolduğunun veya çalındığının, biliniyorsa faillerinin bildirilmesi, kural olarak bir ödeme aracı olarak kullanılan çekin kötü niyetli kullanımına engel olunması bakımından elzemdir. Basiretli bir çek hesabı sahibinden de bu davranışlar beklenir. Çek defterinin veya keşide edilmiş bir çekin keşideci elinden iradesi dışında çıkması durumunda ise; TTK hükümleri çerçevesinde çekin iptali veya çekten cayma gibi yollara başvurulabileceği de TTK'de düzenlenmiştir. Muhatap bankanın, kendisine ibraz edilen çeki düzenleyenin imzası üzerinde sadece ıslak bir imza olup olmadığına dair bir inceleme yapabileceği, bunun dışında "çek üzerindeki imzanın keşideciye ait olmadığı", "çek üzerindeki imzanın belirsiz olduğu" vb. gerekçelerle, karşılığı olan bir çeki ödemekten veya karşılığı olmayan çek hakkında "karşılıksızdır" işlemi yapma zorunluluğundan imtina edemeyeceği değerlendirilmektedir. Keza 5941 sayılı Kanun'un sistematiğinde; muhatap bankanın, süresinde ibraz edilen geçerli bir çek karşısında, hesapta bulunan çek karşılığını ödemesi ya da alacaklı yetkili hamilin talebi üzerine "karşılıksızdır" işlemi yaparak zorunlu miktarı ödemesi gerektiği düzenlenmiştir. Aynı Kanunun 5/(1). maddesinde yazılı suçun yaptırımı dahi "karşılıksızdır" işlemi neticesinde karşılıksız kalan miktardan az olmamak üzere belirlenecektir. Çek hesabı sahibinin elinden rızası dışında çıktığı henüz bankaya bildirilmemişken ve sahte olarak düzenlenmemiş olan bir çekin süresinde, çek üzerinden yetkili hamil olduğu anlaşılan kişi tarafından bankaya ibrazı halinde; banka çalışanı tarafından "çek üzerindeki imzanın, keşidecinin imzasına benzetilemediği" gerekçesiyle "karşılıksızdır" işlemi yapılamadığının yazılması, 6102 sayılı TTK ve 5941 sayılı Çek Kanunu hükümlerine aykırılık oluşturmaktadır. Hal böyleyken, alacaklı yetkili hamilin talebine rağmen, "keşideci imzasının tutmaması" veya benzeri şekilde meşru olmayan ve yasal dayanaktan yoksun nedenlerle "karşılıksızdır" işleminin yapılmadığı durumlarda, keşidecinin bu hususta çekin geçerliliğine veya imzaya dair bir itirazının bulunmaması ya da imzanın keşideciye ait çıkması gibi hallerde banka görevlisinin cezai sorumluluğuna gidileceği de açıktır. Muhatap bankanın, ibraz edilen çek hakkında kanunen veya yargı organlarınca alman bir tedbir kararı gereği çek bedelinin ödenmemesi yönünde bir işlem yapma zorunluluğunun bulunduğu durumlarda ise; Banka tarafından bastırılan ve çek hesabı sahibine teslim edilen çeklerin, kaybolması, çalınması veya sahibinin elinden cebir, tehdit gibi yollarla iradesi sakatlanmak suretiyle rızası dışında düzenlenerek çıkması mümkün olabilir. Ancak bu durumlarda çek sahibinin suç nedeniyle yaşadığı mağduriyetten kurtulur kurtulmaz adli mercilere ve çek hesabının bulunduğu bankaya yaşadıklarını bildirerek yeni bir mağduriyeti engellemek istemesi beklenir. Bu gibi durumlarda, çek sahibi yaşadığı mağduriyeti yargı organlarına tüm delilleriyle birlikte anlatarak rızası dışında elinden çıkan çeklerin geçerlilik arz etmemesini, en azından bankaya ibrazında ödenmemesini istemelidir. Yargı organları bu gibi durumlarda tedbir kararı benzeri kararlarla sahibinin elinden rızası dışında çıkan çeklerin "ödenmemesi" veya çek hesabındaki karşılığına durumun aslı aydınlatılana veya suç kovuşturması sonuçlanana kadar teminat olarak "

  • 0 KONKORDATO

    • Yazar Kahramanmaraş Avukat
    • 01-01-2021

    T.C YARGITAY19.Ceza DairesiEsas: 2019/ 23974Karar: 2019 / 9339Karar Tarihi: 10.06.2019KONKORDATO - CEZA DAVASINA BAKMAKLA GÖREVLİ VE YETKİLİ İCRA CEZA MAHKEMELERİNCE DEVAM EDEN KONKORDATO YARGILAMASI SÜRECİ BEKLETİCİ SORUN YAPILMAK SURETİYLE KONKORDATO YARGILAMASINI YAPAN HUKUK MAHKEMESİNCE VERİLECEK KARARIN SONUCUNA GÖRE KARAR VERİLECEĞİ ÖZET Kanun'un yürürlük tarihi öncesi veya sonrasında; adi (mahkeme içi) konkordato (tasdiki) yargılamasını yapacak olan mahkemeye başvuran borçlu tüzel kişilerin yetkili temsilcilerinin, henüz konkordato talebi ile mahkemeye başvurmadan keşide ettikleri veya geçici mühlet kararı öncesinde keşide ederek alacaklıya teslim ettikleri, gerek ticari defter ve kayıtlarında gerekse konkordato projesinde yer alacak olan ileri tarihli (postdate) çeklerin, geçici mühlet kararı ile başlayıp konkordatonun tasdiki veya reddi ile sonuçlanan konkordato (tasdiki) yargılaması süreci içinde, bankaya ibrazında karşılıksız çıkması halinde, 5941 sayılı Çek Kanunu'nun ilgili maddesi kapsamında cezai sorumluluklarının devam edip etmeyeceğinin tespiti açısından; Açılan ceza davasına bakmakla görevli ve yetkili icra ceza mahkemelerince; devam eden konkordato (tasdiki) yargılaması süreci, 5271 sayılı CMK'nin ilgili maddesi gereği "bekletici sorun" yapılmak suretiyle, konkordato (tasdiki) yargılamasını yapan hukuk mahkemesince verilecek kararın sonucuna göre karar verilecektir. (5235 S. K. m. 35) (5271 S. K. m. 218, 280, 303) (5941 S. K. m. 3, 5, 6, 7) (2004 S. K. m. 285, 286, 287, 290, 291, 292, 298, 299, 300, 304, 347, 349, 350, 351, 352, 353) (7201 S. K. m. 35) (6100 S. K. m. 114, 115) A-) KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE DAİR BAŞVURU Konya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu, 18.02.2019 tarihli ve 2019/3 Esas 2019/3 Karar sayılı kararıyla; Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 15/01/2019 tarihli ve 2019/12 Esas 2019/127 Karar sayılı kararı ile Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 05/10/2018 tarihli ve 2018/3300 Esas 2018/2542 Karar sayılı kararı arasında "...Şirket yasal temsilcilerinin ileri tarihli (postdate) olarak düzenledikleri çeklerle ilgili olarak, devam eden süreçte aynı şirket hakkında konkordato işlemlerine başlandıktan sonra, çeklerin bankaya ibraz edilmesi ve karşılıksız çıkması halinde cezai sorumluluklarının devam edip etmeyeceği..." konusunda çıkan uyuşmazlığın; "...Konkordato talebi ile başlayan ve mahkemece geçici veya kesin mehil kararı verilmesiyle devam eden süreçte, konkordato öncesinde ileri tarihli olarak keşide edildiği anlaşılan ve konkordato süreci içinde karşılıksız çıkan çeklerle ilgili olarak, şirketin yasal temsilcilerinin her halükarda (mahkeme, konkordato komiserini şirketin yöneticilerine nezaretle, bazı işlemlerin yapılmasına izin/onay vermekle veya bizzat yöneticiler adına şirketi yönetmekle yetkilendirmiş olsa dahi) yetkilerinin sona ereceği, dolayısıyla cezai sorumluluklarının da devam etmeyeceği..." yönündeki Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin görüşüyle aynı yönündeki kanaatiyle, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un "Başkanlar Kurulunun Görevleri" başlıklı 35. maddesi gereği, Yüksek Yargıtay İlgili Ceza Dairesi tarafından bu konuda bir karar verilerek giderilmesini istemiştir. B-) KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE KONU KARARLAR 1-) Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 15/01/2019 tarihli, 2019/12 E. 2019/127 K. sayılı kararı. 2-) Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 05/10/2018 tarihli, 2018/3300 E. 2018/2542 K. sayılı kararı. C-) KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE KONU BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRELERİ KARARLARININ ÖZETLERİ 1-) Konya 4. İcra Ceza Mahkemesinin 13.11.2018 tarihli, 2018/304 E. 2018/1456 K. sayılı kararında; Şikayetçi vekilinin dilekçesinde, sanığın keşide ettiği çekin, 01.12.2017 tarihinde bankaya ibrazı sonucu "karşılıksız çıktığını belirterek, sanığın karşılıksızdır işlemine sebebiyet verdiğinden bahisle 5941 sayılı Çek Kanunu gereği cezalandırılmasını istediği, Sanık müdafinin savunmasında, sanığın yetkilisi olduğu şirket hakkında konkordato kararı verildiğini, çeklerin ibrazı tarihinde şirketin imza ve temsil yetkisinin müştereken iki komisere ait olduğunu, imza yetkisi olmayan sanığın çekleri keşide etmekten dolayı cezalandırılmasının mümkün olmayacağını beyan ederek suçun unsurlarının oluşmadığını belirttiği, Suça konu çekin yasal süresi içinde bankaya ibrazında "karşılıksızdır" işlemine tabi tutulduğu, ancak her ne kadarda sanığın eyleminin suç oluşturduğundan bahisle dava açılmış ise de Ankara 13. İcra Mahkemesinin 20.11.2017 tarihli 2017/803 E. 2017/992 K. sayılı kararıyla çek hesabı tüzel kişi şirket hakkında "mühlet kararı" verildiği, adı geçen şirkete 2 ayrı şahsın kayyım olarak atandığı, böylece şirket yetkilisi olan sanığın görev ve yetkisinin sona ermesi nedeniyle çekin ibraz tarihinde şirket yetkililerinin hukuki ve cezai sorumluluğunun bulunmaması gerekçesiyle sanığın beraatine karar verilmiştir. Yukarıda özetlenen "beraat" kararına karşı, şikayetçi vekili tarafından istinaf kanun yoluna gidilmiştir. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 15/01/2019 tarihli, 2019/12 E. 2019/127 K. sayılı kararıyla; "... İncelenen dosya içeriğine göre sair istinaf itirazlarının reddine, ancak; Sanık hakkında beraat kararı verilmiş olmakla; sanığın yetkilisi olduğu çek hesabı sahibi şirket hakkında tensiple verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararının da kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Kanuna aykırı, müşteki vekilinin istinaf başvurusu bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan ve CMK'nin 280/1-a ve 303. maddeleri uyarınca bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; Hükme "...Sanığın yetkilisi olduğu çek hesabı sahibi şirket hakkında tensiple verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırılarak, Uyap sisteminden E-imza ile MERSİS ile Risk Merkezine elektronik olarak bildirilmesine..." ibaresinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan REDDİNE..." kesin olarak karar verilmiştir. 2-) Gaziantep 3. İcra Ceza Mahkemesinin 17.05.2018 tarihli, 2018/207 E. 2018/729 K. sayılı kararında; Şikayetçi vekilinin dilekçesinde, 24.11.2017 keşide tarihli ve 100.000 TL bedelli, 30.11.2017 keşide tarihli ve 150.000 TL bedelli, 08.12.2017 keşide tarihli ve 165.000 TL bedelli, 12.01.2018 keşide tarihli ve 138.730 TL bedelli 4 adet çekin, yasal süresinde bankaya ibrazı sonucu tümünün de "karşılıksız" çıktığını belirterek sanıkların 5941 sayılı Çek Kanunu gereği cezalandırılmasını istediği, Sanıklar müdafinin savunmasında, sanıkların tümünün şirketin yöneticisi olmadığım, sanıkların yönetim kurulu üyesi oldukları şirketin, Ankara 13. İcra Mahkemesinin 20.11.2017 tarihli 2017/803 E. 2017/992 K. sayılı kararıyla "mühlet kararı" verilerek konkordato sürecine girdiğini, bu kararla birlikte şirketi konkordato komiserinin temsil etmeye başladığını, şirketin yönetiminin tamamen komiserin eline geçtiğini, sanıkların karşılıksız çıkan çeklerden dolayı bir cezai sorumluluğunun bulunmadığını beyan ettiği, Sanıkların yetkilisi oldukları şirket adına keşide edilen çeklerin, süresinde bankaya ibrazında "karşılıksızdır" işlemine tabi tutuldukları, böylece 5941 sayılı Çek Kanunu'nun 5. maddesinde düzenlenen "karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçunun işlendiğinin sabit olduğu, sanıklar müdafinin savunmasının aksine, mühlet kararı veren Ankara 13. İcra Mahkemesinin 20.11.2017 tarihli 2017/803 E. 2017/992 K. sayılı kararında şirket yetkilisi olan sanıkların temsil yetkisinin ortadan kaldırılmadığı, sadece şirket adına rehin tesisi, kefil olunması ve benzeri bazı yetkilerinin 2004 sayılı İcra ve iflas Kanunu'nun 290. maddesi gereği yasaklandığı, bununla birlikte komiserler arasında bazı yetkilerin kullanılması bakımından bir işbölümüne gidildiği, yasaklanan ve komiser tarafından yapılması gereken işlemler arasında kambiyo senedi düzenleme veya çek keşide etme yetkisinin bulunmadığı, dosyaya celbedilen ticaret sicil kayıtlarına göre sanıkların halen şirketi yönetim ve temsil yetkilerinin devam ettiği, dolayısıyla çek karşılıklarını banka hesabında bulundurmayan sanıkların cezai sorumluluklarının halen devam ettiği gerekçesiyle sanıkların tümünün 4 farklı karşılıksız çek için 4'er kez (ayrı ayrı) mahkumiyetlerine karar verilmiştir. Yukarıda özetlenen "mahkumiyet" kararlarına karşı, sanıklar müdafi tarafından istinaf kanun yoluna gidilmiştir. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 05/10/2018 tarihli, 2018/3300 E. 2018/2542 K. sayılı kararıyla; "...Suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, esasa ve usule dair yargılamada herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların yasa yolu denetimini sağlayacak şekilde özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, cezanın doğru uygulandığı, istinaf başvurusunda sanıklar müdafinin ileri sürdüğü nedenlerin yerinde olmadığı anlaşılmakla, CMK'nin 280/1-a maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan REDDİNE..." kesin olarak karar verilmiştir. D-) KARAR UYUŞMAZLIĞI HAKKINDA YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ GÖRÜŞÜ VE TALEBİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.04.2019 tarihli, UG-2019/25386 sayılı "BAM uyuşmazlığın giderilmesi talebi" konulu yazısında; "...2004 sayılı İcra İflas Kanunu 290. madde uyarınca konkordato ilan edilen şirketlerde borçlunun faaliyetlerine nezaret etmek konkordato komiserinin görevleri arasında sayılmıştır. Yine 5941 sayılı Çek Kanunu'nun 5/2. maddesi uyarınca suç tarihi ibraz tarihi olan çekte karşılığını bulundurma görevi tüzel kişinin mali işleri yürütmekle görevlendirilen yönetim organına verilmiştir. Buna göre tüzel kişi şirket çeklerinde karşılıksızlıktan sorumlu olacak olan ibraz tarihinde yani karşılıksızdır işleminin yapıldığı tarihte tüzel kişinin mali işlerini yönetmekle görevlendirilen organı oluşturan gerçek kişi ya da kişiler olacaktır. Bunu tayin için ise konkordato kararına bakmak gereklidir. Şayet konkordato kararında eski mali işleri yönetmekle görevli organda görevli gerçek kişiler görevlerine devam ediyorlar ise sorumlulukları devam edecektir. Bu organda görevli kişiler değişmişler ise çekin ibraz tarihinde görevli olan gerçek kişiler karşılıksızlıktan yasal muafiyetleri yoksa sorumlu olacaklardır..." şeklinde yapılan genel değerlendirmeyi müteakiben, Dairemizin, "6728 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden önce ileri tarihli olarak düzenlenen ve keşide tarihi aynı Kanun'un yürürlük sonrasında bir tarihe denk gelen çeklerin karşılıksız çıkması halinde eylemin suç oluşturup oluşturmadığı" konusunda 05.11.2018 tarihinde vermiş olduğu 2018/6510 Esas 2018/11325 Karar sayılı uyuşmazlığın giderilmesine dair kararma atıfta bulunularak, Sonuç olarak "...696 s. KHK'nin m.92/2 ile değişik 5235 sayılı Kanun'un 35/1 madde ve fıkrası uyarınca Bölge Adliye Mahkemeleri Ceza Dairelerinin yukarıda değinilen kararlarının incelenmesi üzerine konkordato ilan edilen şirketlerde ileri tarihli düzenlenen çeklerin konkordato kararından sonra ibraz edilmeleri halinde, suçun tarihinin ibraz tarihi olduğuna dair içtihatlar da dikkate alınarak, 5941 sayılı Çek Kanunu'nun 5/1 maddesinde yer alan karşılıksız çek düzenleme suçunda diğer şartları da varsa ibraz tarihinde görevli tüzel kişinin yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler olduğuna karar verilmesi, bu suretle uyuşmazlığın giderilmesi..." talep edilmiştir. E-) KARAR UYUŞMAZLIĞI İLE İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER 1) 5235 Sayılı "Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkında Kanunu"nun İlgili Hükümleri 5235 sayılı Kanun'un 20/11/2017 tarihli ve 696 sayılı KHK’nin 92. maddesi ile değişik, "Başkanlar Kurulunun Yetkileri" başlıklı 35. maddesi; "...(3) Re'sen veya bölge adliye mahkemesinin ilgili hukuk veya ceza dairesinin yada Cumhuriyet başsavcısının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu veya Ceza Muhakemesi Kanununa göre istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların, benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması halinde bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtay’dan bu konuda bir karar verilmesini istemek, (4) Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek. (Değişik fıkra: 20/11/2017 - KHK-696/92 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7079/87 md.) (3) numaralı bende göre yapılacak istemler, ceza davalarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, hukuk davalarında ise ilgili hukuk dairesine iletilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı uyuşmazlık bulunduğuna kanaat getirmesi durumunda ilgili ceza dairesinden bir karar verilmesini talep eder. Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak dairece bu fıkra uyarınca verilen kararlar kesindir..." hükmünü amirdir. 2-) 5941 Sayılı Çek Kanunu'nun İlgili Hükümleri A-) 5941 sayılı Çek Kanunu'nun "İbraz, ödeme, çekin karşılıksız olduğunun tespiti ve gecikme cezası" başlıklı 3. maddesi; "(1) Karşılığı bulunan çek, hesabın bulunduğu muhatap bankanın herhangi bir şubesine ibraz edildiğinde hamilin varsa vergi kimlik numarası saptandıktan sonra ödenir. Ancak çek, hesabın bulunduğu şubeden başka bir şubeye ibraz edildiğinde, o şubece karşılığı sorulmak suretiyle ödenir. (2) “Karşılıksızdır” işlemi, muhatap bankanın hamile kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarın dışında, çek bedelinin karşılanamayan kısmıyla sınırlı olarak yapılır. (3) Muhatap banka, ibraz eden düzenleyici dışındaki hamile, süresinde ibraz edilen her çek yaprağı için; a) Karşılığının hiç bulunmaması halinde, 1) Çek bedeli bin Türk Lirası veya üzerinde ise bin Türk Lirası, 2) Çek bedeli bin Türk Lirasının altında ise çek bedelini, b) Karşılığının kısmen bulunması halinde, 1) Çek bedeli bin Türk Lirası veya altında ise, çek bedelini aşmamak koşuluyla, kısmi karşılığı bin Türk Lirasına tamamlayacak bir miktarı, 2) Çek bedeli bin Türk Lirasının üzerinde ise, çek bedelini aşmamak koşuluyla, kısmi karşılığa ilave olarak bin Türk Lirasını, ödemekle yükümlüdür. Bu husus, hesap sahibi ile muhatap banka arasında çek defterinin teslimi sırasında yapılmış olan dönülemeyecek bir gayri nakdi kredi sözleşmesi hükmündedir. Bu fıkradaki miktar, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan fiyat endekslerindeki yıllık değişmeler göz önünde tutularak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından her yıl Ocak ayında belirlenir ve Resmi Gazete’de yayımlanır. (4) Hamilin talepte bulunması halinde, karşılıksızdır işlemi; çekin arka yüzüne tahsil için bankaya ibraz edildiği tarih, hesap durumu, bankanın yükümlülüğü çerçevesinde ödediği miktar ve ibraz eden gerçek kişinin adı ve soyadı yazılmak, bu kişinin tüzel kişi adına bedeli tahsil etmesi halinde bu husus belirtilmek ve bu kişi ile birlikte banka yetkilisi tarafından imzalanmak suretiyle yapılır. Banka tarafından ödenen miktar düşüldükten sonra karşılıksız kalan tutar açıkça belirtilir. Hamilin imzalamaktan kaçınması halinde, karşılıksızdır işlemi yapılmaz. (5) Muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutar dahil, kısmi ödemenin hamil tarafından kabul edilmemesi halinde, ikinci fıkra hükmüne göre karşılıksızdır işlemi yapılır; ibraz tarihi ile ödememe nedeni çekin üzerine yazılır ve çek, üzerine imzası alınarak hamiline geri verilir; ön ve arka yüzünün fotokopisi banka tarafından saklanır. Çek hesabında hiç karşılığın bulunmaması ve hamilin sadece muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutarın ödenmesini talep etmesi halinde de bu fıkra hükmüne göre işlem yapılır. (6) Muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutar dahil kısmi ödeme halinde, çekin ön ve arka yüzünün onaylı fotokopisi ücretsiz olarak hamile verilir. Çek hamili, bu fotokopiyle müracaat borçlularına veya kambiyo senetleri hakkındaki takip usullerine başvurabileceği gibi, icra mahkemesine şikayette bulunurken dilekçesine bu fotokopiyi ekleyebilir ve bunu icra daireleri ile mahkemelerde ispat aracı olarak kullanabilir. Mahkeme veya icra dairesinin istemi halinde çekin aslı bu mercilere gönderilir. (7) Banka; a) Çekin karşılığının hesapta bulunmasına rağmen hamiline ödenmesinin geciktirilmesi, b) Kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarın hamile ödenmesinin geciktirilmesi, hallerinde, çek hamiline, her geçen gün için binde üç gecikme cezası öder. Bu hallerde 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümleri uygulanmaz. (8) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihinden önce ibraz edilen çekin karşılığının Türk Ticaret Kanununun 707 nci maddesi uyarınca kısmen veya tamamen ödenmemiş olması halinde, bu çekle ilgili olarak hukuki takip yapılamaz. İleri düzenleme tarihli çekle ilgili olarak hukuki takip yapılabilmesi için, çekin üzerindeki düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde bankaya ibraz edilmesi ve karşılıksızdır işlemine tabi tutulması şarttır. (9) (Ek: 31/1/2012-6273/2 md.) Çekin, üzerinde yazılı baskı tarihinden itibaren beş yıl içinde ibraz edilmemesi halinde, muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutara ilişkin sorumluluğu sona erer. (10) (Ek: 15/7/2016-6728/62 md.) Lehine karekodlu çek düzenlenen lehdar, teslim aldığı çeki Türk Ticaret Kanununun 780 inci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen sisteme kaydeder. Karekodlu çekin sisteme kaydedildiği tarihten sonra çek düzenleyen tüzel kişinin temsilcilerinde meydana gelen değişiklikler, çek hesabı sahibi tüzel kişinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. b-) 5941 sayılı Çek Kanunu'nun "Ceza sorumluluğu, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı" başlıklı 5. maddesi; "(1) (Değişik: 15/7/2016-6728/63 md.) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikayeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Ancak, hükmedilecek adli para cezası; çek bedelinin karşılıksız kalan miktarı, (...) az olamaz. Mahkeme ayrıca, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına; bu yasağın bulunması halinde, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının devamına hükmeder. Yargılama sırasında da resen mahkeme tarafından koruma tedbiri olarak çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına karar verilir. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı, çek hesabı sahibi gerçek veya tüzel kişi, bu tüzel kişi adına çek keşide edenler ve karşılıksız çekin bir sermaye şirketi adına düzenlenmesi durumunda ayrıca yönetim organı ile ticaret siciline tescil edilen şirket yetkilileri hakkında uygulanır. Koruma tedbiri olarak verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararlarına karşı yapılan itirazlar bakımından 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 353 üncü maddesinin birinci fıkrası hükmü uygulanır. Bu suçtan dolayı açılan davalar icra mahkemesinde görülür ve İcra ve İflas Kanununun 347, 349, 350, 351, 352 ve 353 üncü maddelerinde düzenlenen yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır. Bu davalar çekin tahsil için bankaya ibraz edildiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin bulunduğu yer ya da hesap sahibinin yahut şikayetçinin yerleşim yeri mahkemesinde görülür. (2) (Mülga: 31/1/2012-6273/3 md.; Yeniden düzenleme: 15/7/2016-6728/63 md.) Birinci fıkra hükmüne göre çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi, çek hesabı sahibidir. Çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması halinde, bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlüdür. Birinci fıkra uyarınca hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilenler, yasaklılıkları süresince sermaye şirketlerinin yönetim organlarında görev alamazlar. Ancak, hakkında yasaklama kararı verilenlerin mevcut organ üyelikleri görev sürelerinin sonuna kadar devam eder. (3) Çek hesabı sahibi gerçek kişi, kendisi adına çek düzenlemek üzere bir başkasını temsilci veya vekil olarak tayin edemez. Gerçek kişinin temsilcisi veya vekili olarak çek düzenlenmesi halinde, bu çekten dolayı hukuki ve cezai sorumluluk çek hesabı sahibine aittir. (4) (Mülga: 31/1/2012-6273/3 md.) (5) Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı ile ilgili olarak, herhangi bir adres değişikliği bildiriminde bulunulmadığı sürece ilgilinin çek hesabı açtırırken bildirdiği adrese 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanununun 35 inci maddesine göre derhal tebligat çıkarılır. Adresin bankaya yanlış bildirilmesi veya fiilen terkedilmiş olması halinde de, tebligat yapılmış sayılır. (6) Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişi, elindeki bütün çek yapraklarını ait olduğu bankalara iade etmekle yükümlüdür. Bu kişi adına yeni bir çek hesabı açılamaz. (7) Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişi, kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren on gün içinde, düzenlemiş bulunduğu ve henüz karşılığı tahsil edilmemiş olan çekleri, düzenleme tarihlerini, miktarlarını ve varsa lehtarlarını da göstermek suretiyle, muhatap bankaya liste halinde vermekle yükümlüdür. (8) (Değişik: 15/7/2016-6728/63 md.) Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararma ilişkin bilgiler, güvenli elektronik imza ile imzalandıktan sonra, Adalet Bakanlığı Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla MERSİS ile Risk Merkezine elektronik ortamda bildirilir. Hakkında çek hesabı açma yasağı kararı verilen kişiler, Risk Merkezi tarafından bankalara bildirilir. Bu bildirimler ile bankalara yapılacak duyurulara ilişkin esas ve usuller, Adalet Bakanlığının uygun görüşü alınarak Risk Merkezi tarafından belirlenir. (9) (Mülga: 31/1/2012-6273/3 md.; Yeniden düzenleme: 15/7/2016-6728/63 md.) Karşılıksız kalan bir çekle ilgili olarak yapılan yargılama neticesinde mahkeme tarafından beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın düşmesi veya davanın reddine karar verilmesi halinde, aynı kararda, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırılmasına karar verilir. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırılmasına ilişkin kararların kesinleşmesi üzerine, bu kararlar, MERSİS ile Risk Merkezine sekizinci fıkradaki usullere göre bildirilir ve ilan olunur. (10) (Değişik: 15/7/2016-6728/63 md.) Birinci fıkrada tanımlanan suç nedeniyle, ön ödeme, uzlaşma ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler uygulanmaz. (11) (Mülga: 31/1/2012-6273/3 md.; Ek: 15/7/2016-6728/63 md.) Birinci fıkra uyarınca verilen adli para cezalarının ödenmemesi durumunda, bu ceza, 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan kamuya yararlı bir işte çalıştırma kararı verilmeksizin doğrudan hapis cezasına çevrilir. c-) 5941 sayılı Çek Kanunu'nun 6728 sayılı Kanunla değişik "Etkin pişmanlık ve çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırılması" başlıklı 6. maddesi; "(1) Karşılıksız kalan çek bedelinin, çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde temerrüt faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte tamamen ödeyen kişi hakkında, a) Yargılama aşamasında mahkeme tarafından davanın düşmesine, b) Mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesinden sonra mahkeme tarafından hükmün bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına, karar verilir. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırıldığı, MERSİS ile Risk Merkezine 5 inci maddenin sekizinci fıkrasındaki usullere göre bildirilir ve ilan olunur. (2) Şikayetten vazgeçme halinde de birinci fıkra hükmü uygulanır. (3) Kişi, mahkûm olduğu cezanın tamamen infaz edildiği tarihten itibaren üç yıl ve her halde yasağın konulduğu tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, hükmü veren mahkemeden çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırılmasını isteyebilir; mahkemenin vereceği karara itiraz edebilir. Bu itiraz bakımından İcra ve İflas Kanununun 353 üncü maddesinin birinci fıkrası hükmü uygulanır. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırılmasına ilişkin karar kesinleştiğinde, yasağın kaldırıldığı, MERSİS ile Risk Merkezine 5 inci maddenin sekizinci fıkrasındaki usullere göre bildirilir ve ilan olunur. d-) 5941 sayılı Çek Kanunu'nun "Diğer ceza hükümleri" başlıklı 7. maddesi; "(1) Tacirin ticari işletmesiyle ilgili iş ve işlemlerinde, tacir olmayan kişinin çek defterini kullanarak çek düzenleyen ve düzenleten kişi altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Tacir olmayan kişiye tacir kişiye verilmesi gereken çek defteri veren banka görevlisi hakkında elli günden yüzelli güne kadar adli para cezasına hükmolunur. (3) 2 nci maddenin üçüncü fıkrasındaki yükümlülüğe aykırı olarak bankaya gerçek dışı beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Beyanname almadan veya beyannameye rağmen, hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı bulunan kişiye veya bu kişinin yönetim organında görev yaptığı veya temsilcisi ya da imza yetkilisi olduğu tüzel kişiye çek defteri veren banka görevlileri elli günden yüzelli güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. (4) Kısmen veya tamamen karşılığı bulunmayan çekle ilgili olarak, talebe rağmen, karşılıksızdır işlemi yapmayan banka görevlisi, şikayet üzerine bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (5) Karşılığı tahsil edilmek üzere bankaya ibraz edilen çekin karşılığının hesapta mevcut olmasına rağmen, hamile ödemede bulunmayan ya da bankanın kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarı hamile ödemeyen banka görevlisi, şikayet üzerine bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (6) Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişi, buna rağmen çek düzenlerse, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (7) Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişi adına çek hesabı açan banka görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (8) Çek defteri basmaya veya bastırmaya kanunen yetkili kılınanlar dışında çek defteri basanlar ve bastıranlar iki yıldan beş yıla kadar hapis ve binbeşyüz güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır. (9) Hamiline çek defteri yaprağını kullanmadan hamiline çek düzenleyen kişi, bu aykırılığı içeren her bir çekle ilgili olarak, Cumhuriyet savcısı tarafından üçyüz Türk Lirasından üçbin Türk Lirasına kadar İdari para cezası ile cezalandırılır. (10) 2 nci maddenin, sağlanması ve saklanması gereken bilgi ve belgelere ilişkin hükmüne aykırı hareket edilmesi veya çekin karşılıksız: çıkması dolayısıyla hamili tarafından talep edilmesi üzerine düzenleyicinin banka kayıtlarındaki adreslerinin kendisine verilmemesi halinde, ilgili bankaya Cumhuriyet savcısı tarafından beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar İdari para cezası verilir." hükümlerini amirdir. 3-) 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun İlgili Hükümleri a-) 7101 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden (15.03.2018'den) önceki 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun Konkordato ile Sermaye Şirketleri ve Kooperatiflerin Uzlaşma Yoluyla Yeniden Yapılandırılması" başlıklı onikinci babının 4949 sayılı Kanunla değişik "Konkordato Talebi" başlıklı 285. maddesi; "(Değişik: 538 - 18.2.1965/m. 120) (Değişik 1. fıkra: 4949 - 17.7.2003 / m.67) Konkordato hükümlerinden yararlanmak isteyen herhangi bir borçlu, icra mahkemesine gerekçeli bir dilekçe ve bir konkordato projesi verir. Bu projeye ayrıntılı bir bilanço, gelir tablosu ve defter tutmaya mecbur şahıslardan ise defterlerinin durumunu bildiren bir cetvel ekler. Bu cetvelde, özellikle Türk Ticaret Kanununun 66 ncı maddesi hükmünce tutulması mecburi olan defterlerin hepsinin tutulmuş olup olmadıkları gösterilir. (Ek fıkra: 4949 - 17.7.2003/m.67) İflas talebinde bulunabilecek her alacaklı, gerekçeli bir dilekçeyle, icra mahkemesinden borçlu hakkında konkordato işlemlerinin başlatılmasını isteyebilir. (Ek fıkra: 4949 - l7.7.2003/m.67) Konkordato talebi üzerine icra mahkemesi, gerekli gördüğü takdirde, borçlunun malvarlığının muhafazası için 290 inci maddenin ikinci fıkrasındaki tedbirleri emreder. Yetkili icra mahkemesi, iflasa tabi olanlar için 154 üncü maddenin 1 veya 2 nci fıkrasında yazılı yerdeki, iflasa tabi olmayan borçlunun ikametgahındaki icra mahkemesidir. Borçlu, bilançosunda yazılı mal ve kıymetleri, konkordato mühletinin verilmemesi halinde, bilançoyu icra mahkemesine sunduğu tarihten bir sene içinde takibe uğradığı takdirde 162 nci madde uyarınca göstermeye mecburdur. Konkordato mühleti kaldırılmış veya konkordato tasdik edilmemişse bunların kesinleşmesi tarihlerinden itibaren bir sene ve konkordato feshedilmişse feshin kesinleşmesinden altı ay müddetle borçlu için aynı mecburiyet vardır." a-1-) 7101 sayılı Kanunla (15.03.2018 ve devamında) değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "Konkordato ile Sermaye Şirketleri ve Kooperatiflerin Uzlaşma Yoluyla Yeniden Yapılandırılması" başlıklı onikinci babının "I. Adi Konkordato" başlıklı bölümünün "Konkordato talebi:" başlıklı 285. maddesi; "Borçlarını, vadesi geldiği halde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlu, vade verilmek veya tenzilat yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek veya muhtemel bir iflastan kurtulmak için konkordato talep edebilir. İflas talebinde bulunabilecek her alacaklı, gerekçeli bir dilekçeyle, borçlu hakkında konkordato işlemlerinin başlatılmasını isteyebilir. Yetkili ve görevli mahkeme; iflasa tabi olan borçlu için 154 üncü maddenin birinci veya ikinci fıkralarında yazılı yerdeki, iflasa tabi olmayan borçlu için yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesidir. Konkordato talebinde bulunan, Adalet Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan tarifede belirtilen konkordato gider avansını yatırmaya mecburdur. Bu durumda 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114 üncü ve 115 inci maddeleri kıyasen uygulanır." b-) 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 7101 sayılı Kanundan önce yürürlükte bulunan ve 6728 sayılı Kanunla değişik "Mühlet" başlıklı 287. maddesi; "(Değişik: 4949 - 17.7.2003 / m.69) Konkordato talebi 166 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki usule göre ilan edilir. Konkordato talebinin ilanından itibaren on gün içinde alacaklılar itiraz ederek konkordato mühleti verilmesini gerektiren bir hal bulunmadığını ileri sürerek icra mahkemesinden konkordato talebinin reddini isteyebilir. Talep uygun görülürse icra mahkemesi borçluya en fazla üç aylık bir mühlet verir ve aynı zamanda gerekli bilgi ve tecrübeye sahip Türk vatandaşlarından bir veya birkaç komiser tayin eder. Birden fazla komiser tayin edilmesi halinde icra mahkemesi bu kişilerin görev ve yetki alanlarını belirler. Konkordato komiseri, kusurundan doğan zararlardan sorumludur. Komiser, borçlunun faaliyetine nezaret eder ve 290 ve devamı maddelerde verilen görevleri yapar. Ayrıca komiser, icra mahkemesinin talebi halinde ara raporlar verir ve alacaklıları konkordato süreci hakkında bilgilendirir. 8, 10, 11, 16, 21 ve 359 uncu maddeler hükümleri kıyas yoluyla komiserler hakkında da uygulanır. İşin niteliği gerekli kılıyorsa komiserin teklifi üzerine mühlet, alacaklılar da dinlendikten sonra en fazla iki ayı geçmemek üzere uzatılabilir. Borçlunun malvarlığının muhafaza edilmesi için gerekli ise veya konkordatonun gerçekleşmeyeceği açıkça anlaşılıyorsa, konkordato mühleti komiserin talebi üzerine mühletin sona ermesinden önce kaldırılabilir. Bu takdirde borçlu ve alacaklılar dinlenir. 299, 300 ve 301 inci maddeler kıyas yoluyla uygulanır. Konkordatonun tasdiki yargılaması mühlet içinde bitirilememişse asliye ticaret mahkemesi, komiserin gerekçeli raporunu da dikkate alarak, mühletin bitiminden sonraki dönem için geçerli olmak üzere borçluya karşı evvelce başlatılmış olan takiplerin durdurulmasına veya borçluya karşı yeni takip yapılmamasına karar verebilir." b-1-) 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 7101 sayılı Kanunla değişik "Geçici mühlet:" başlıklı 287. maddesi; "Konkordato talebi üzerine mahkeme, 286 ncı maddede belirtilen belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu tespit ettiğinde derhal geçici mühlet kararı verir ve 297 nci maddenin ikinci fıkrasındaki haller de dahil olmak üzere, borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alır. Konkordato işlemlerinin başlatılması alacaklılardan biri tarafından talep edilmişse, borçlunun 286 ncı maddede belirtilen belgeleri ve kayıtları mahkemenin vereceği makul süre içinde ve eksiksiz olarak sunması halinde geçici mühlet kararı verilir, Bu durumda anılan belge ve kayıtların hazırlanması için gerekli masraf alacaklı tarafından karşılanır. Belge ve kayıtların süresinde ve eksiksiz olarak sunulmaması halinde geçici mühlet kararı verilmez ve alacaklının yaptığı konkordato talebinin de reddine karar verilir. Mahkeme, geçici mühlet kararıyla birlikte konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olup olmadığının yakından incelenmesi amacıyla bir geçici konkordato komiseri görevlendirir. Alacaklı sayısı ve alacak miktarı dikkate alınarak gerektiğinde üç komiser de görevlendirilebilir. (Ek cümle:6/l2/2018-7155/14 md.) Üç komiser görevlendirilmesi durumunda komiserlerden biri, mahkemenin bulunduğu ilde faaliyet göstermek şartıyla Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından yetkilendirilmiş bağımsız denetçiler arasından seçilir. 290 ıncı madde bu konuda kıyasen uygulanır. Geçici mühlet üç aydır. Mahkeme bu üç aylık süre dolmadan borçlunun veya geçici komiserin yapacağı talep üzerine geçici mühleti en fazla iki ay daha uzatabilir, uzatmayı borçlu talep etmişse geçici komiserin de görüşü alınır. Geçici mühletin toplam süresi beş ayı geçemez. 291 inci ve 292 nci maddeler, geçici mühlet hakkında kıyasen uygulanır. Geçici mühlet talebinin kabulü, geçici komiser görevlendirilmesi, geçici mühletin uzatılması ve tedbirlere ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz." c-) 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 7101 sayılı Kanundan önce yürürlükte bulunan ve 6103 sayılı Kanunla değişik "Mühletin İlanı" başlıklı 287. maddesi; (Değişik: 4949 - 17.7.2003 / m.70) İcra mahkemesince mühlet, karar tarihinde (Değişik ibare: 5092 - 12.2.2004 / m.5) "tirajı ellibinin (50.000) üzerinde olan ve yurt düzeyinde dağıtımı yapılan gazetelerden" birinde ilan olunur ve icra dairesi ile tapu dairesine bildirilir. Borçlu bir tacir ise ticaret sicili memurluğuna ve deniz ticaretiyle meşgul ise ayrıca gemi sicil memurluğuna da haber verilir. Borçlunun gemisi sicile kayıtlı olduğu takdirde gemi sicil memuru, konkordato mehli hakkında sicile şerh verir. Bu şerh Türk Ticaret Kanununun 879 uncu maddesindeki şerhin hukuki neticesini meydana getirir. (...) Mühlet kararı ayrıca diğer lazım gelen yerlere bildirilir." c-1-) 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 7101 sayılı Kanunla değişik "Geçici mühletin sonuçları, ilanı ve bildirimi:" başlıklı 288. maddesi; "Geçici mühlet, kesin mühletin sonuçlarını doğurur. Mahkemece geçici mühlet kararı, ticaret sicili gazetesinde ve Basın-İlan Kurumunun resmi ilan portalında ilan olunur ve derhal tapu müdürlüğüne, ticaret sicili müdürlüğüne, vergi dairesine, gümrük ve posta idarelerine, Türkiye Bankalar Birliğine, Türkiye Katılım Bankaları Birliğine, mahalli ticaret odalarına, sanayi odalarına, taşınır kıymet borsalarına, Sermaye Piyasası Kuruluna ve diğer lazım gelen yerlere bildirilir. İlanda ayrıca alacaklıların, ilandan itibaren yedi günlük kesin süre içinde dilekçeyle itiraz ederek konkordato mühleti verilmesini gerektiren bir hal bulunmadığını delilleriyle birlikte ileri sürebilecekleri ve bu çerçevede mahkemeden konkordato talebinin reddini isteyebilecekleri belirtilir. Geçici mühletin uzatılmasına ve geçici mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine ilişkin kararlar da ikinci fıkra uyarınca ilan olunur ve ilgili yerlere bildirilir." d-) 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 7101 sayılı Kanunla değişik "Kesin mühlet:" başlıklı 289. maddesi; "Mahkeme, kesin mühlet hakkındaki kararını geçici mühlet içinde verir. Kesin mühlet hakkında bir karar verilebilmesi için, mahkeme borçluyu ve varsa konkordato talep eden alacaklıyı duruşmaya davet eder. Geçici komiser, duruşmadan önce yazılı raporunu sunar ve mahkemece gerekli görülürse, beyanı alınmak üzere duruşmada hazır bulunur. Mahkeme yapacağı değerlendirmede, itiraz eden alacaklıların dilekçelerinde ileri sürdükleri itiraz sebeplerini de dikkate alır. Konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğunun anlaşılması halinde borçluya bir yıllık kesin mühlet verilir. Bu kararla birlikte mahkeme, yeni bir görevlendirme yapılmasını gerektiren bir durum olmadığı takdirde geçici komiser veya komiserlerin görevine devam etmesine karar verir ve dosyayı komisere tevdi eder. Mahkemece, kesin mühlet kararıyla beraber veya kesin mühlet içinde uygun görülecek bir zamanda yedi alacaklıyı geçmemek, herhangi bir ücret takdir edilmemek ve tek sayıda olmak kaydıyla ayrıca bir alacaklılar kurulu oluşturulabilir. Bu durumda alacakları, hukuki nitelik itibarıyla birbirinden farklı olan alacaklı sınıfları ve varsa rehinli alacaklılar, alacaklılar kurulunda hakkaniyete uygun şekilde temsil edilir. Alacaklılar kurulu oluşturulurken komiserin de görüşü alınır. Alacaklılar kurulu her ay en az bir kere toplanır ve hazır bulunanların oy çokluğuyla karar alır. Komiser bu toplantıda hazır bulunarak alınan kararları toplantıya katılanların imzasını almak suretiyle tutanağa bağlar. Alacaklı sayısı, alacak miktarı ve alacakların çeşitliliği dikkate alınarak alacaklılar kurulunun zorunlu olarak oluşturulacağı haller ile alacaklılar kuruluna ilişkin diğer hususlar Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikte gösterilir. Güçlük arz eden özel durumlarda kesin mühlet, komiserin bu durumu açıklayan gerekçeli raporu ve talebi üzerine mahkemece altı aya kadar uzatılabilir. Borçlu da bu fıkra uyarınca uzatma talebinde bulunabilir; bu takdirde komiserin de görüşü alınır. Her iki halde de uzatma talebi kesin mühletin sonra ermesinden önce yapılır ve uzatma kararı vermeden önce, varsa alacaklılar kurulunun da görüşü alınır. Kesin mühlet verilmesine, kesin mühletin uzatılmasına ve kesin mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine ilişkin kararlar, 288 inci madde uyarınca ilan edilir ve ilgili yerlere bildirilir." e-) 2004 sayılı İcra ve İflas Kapunu'nun 7101 sayılı Kanundan önce yürürlükte bulunan ve 4949 sayılı Kanunla değişik "Mühletin Borçlu Bakımından Sonuçları:” başlıklı 290. maddesi; "(Değişik madde ve başlığı: 4949 - 17.7.2003 / m.72) Borçlu, komiserin nezareti altında işlerine devam edebilir. Şu kadar ki, icra mahkemesi bazı işlemlerin geçerli olarak ancak komiserin katılımı ile yapılmasına veya borçlunun yerine komiserin işletmenin faaliyetini devam ettirmesine karar verebilir. Borçlu, icra mahkemesinin izni dışında mühlet kararından itibaren rehin tesis edemez, kefil olamaz, taşınmaz ve işletmenin devamlı tesisatını kısmen dahi olsa devredemez ve takyit edemez ve ivazsız tasarruflarda bulunamaz. Aksi halde yapılan işlemler hükümsüzdür. Borçlu bu hükme yahut komiserin ihtarlarına aykırı davranırsa veya iyi niyetinden şüpheyi haklı gösterir bir harekette bulunursa icra mahkemesi komiserin raporu üzerine, mümkün ise borçluyu ve gerektiğinde alacaklıları dinledikten sonra borçlunun malları üzerindeki tasarruf yetkisini veya mühleti kaldırabilir. 299, 300 ve 301 inci maddeler hükmü kıyas yoluyla uygulanır." e-1-) 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 7101 sayılı Kanunla değişik "Konkordato komiseri ve alacaklılar kurulu ile bunların görevleri:" başlıklı 290. maddesi; "Dosyayı teslim alan komiser kesin mühlet içinde, konkordatonun tasdikine yönelik işlemleri tamamlayarak dosyayı raporuyla birlikte mahkemeye iade eder. Komiserin görevleri şunlardır: a) Konkordato projesinin tamamlanmasına katkıda bulunmak. b) Borçlunun faaliyetlerine nezaret etmek. c) Bu kanunda verilen görevleri yapmak. d) Mahkemenin istediği konularda ve uygun göreceği sürelerde ara raporlar sunmak. e) Alacaklılar kurulunu konkordatonun seyri hakkında düzenli aralıklarla bilgilendirmek. f) Talepte bulunan diğer alacaklılara konkordatonun seyri ve borçlunun güncel mali durumu hakkında bilgi vermek. g) Mahkeme tarafından verilen diğer görevleri yerine getirmek. 8 inci, 10 uncu, 11 inci, 16 ncı, 21 inci ve 359 uncu maddeler hükümleri kıyas yoluyla komiserler hakkında da uygulanır. Komiserin konkordatoya ilişkin işlemleri ile ilgili şikayetler, asliye ticaret mahkemesi tarafından kesin olarak karara bağlanır. (Değişik fıkra:6/l2/2018-7155/15 md.) Komiserler, bilirkişilik bölge kurulları tarafından oluşturulan komiser listesinden seçilir. Listeye kayıt için Adalet Bakanlığı tarafından izin verilen kurumlardan alınacak eğitimin tamamlanmış olması zorunludur. Ayrıca, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu, komiser olarak görevlendirilebilecek, yetkilendirilmiş bağımsız denetçileri liste halinde bilirkişilik bölge kurullarına bildirir. Listede görevlendirilecek komiser bulunmaması halinde liste dışından görevlendirme yapılır ve bu durum bölge kuruluna bildirilir. Bir kişi eş zamanlı olarak beşten fazla dosyada geçici komiser ve komiser olarak görev yapamaz. Komiserin sorumlulukları hakkında 227 nci maddenin dördüncü ve beşinci fıkrası hükümleri uygulanır. (Değişik fıkra:6/l2/2018-7155/15 md.) Konkordato komiserinin nitelikleri, eğitimi, eğitim verecek kurumlar ve eğitimden muaf tutulacaklar ile komiserliğe ilişkin diğer hususlar Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. Alacaklılar kurulu, komiserin faaliyetlerine nezaret eder; komisere tavsiyelerde bulunabilir ve kanunun öngördüğü hallerde mahkemeye görüş bildirir. Alacaklılar kurulu komiserin faaliyetlerini yeterli bulmazsa, mahkemeden komiserin değiştirilmesini gerekçeli bir raporla isteyebilir. Mahkeme bu talep hakkında borçluyu ve komiseri dinledikten sonra kesin olarak karar verir." f-) 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 7101 sayılı Kanunla değişik "Kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ile iflasın açılması:" başlıklı 292. maddesi; "İflasa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra aşağıdaki durumların gerçekleşmesi halinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflasına resen karar verir: a) Borçlunun malvarlığının korunması için iflasın açılması gerekiyorsa. b) Konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa. c) Borçlu, 297 nci maddeye aykırı davranır veya komiserin talimatlarına uymazsa ya da borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği anlaşılıyorsa. d) Borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatif, konkordato talebinden feragat ederse. İflasa tabi olmayan borçlu bakımından ise birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerindeki hallerin kesin mühletin verilmesinden sonra gerçekleşmesi durumunda, komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine resen karar verir. Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder." g-) 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 7101 sayılı Kanunla değişik "Kesin mühletin alacaklılar bakımından sonuçları:" başlıklı 294. maddesi; "Mühlet içinde borçlu aleyhine 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları uygulanmaz, bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez. 206 ncı maddenin birinci sırasında yazılı imtiyazlı alacaklar için haciz yoluyla takip yapılabilir. Tasdik edilen konkordato projesi aksine hüküm içermediği takdirde kesin mühlet tarihinden itibaren rehinle temin edilmemiş her türlü alacağa faiz işlemesi durur. Takas bu Kanunun 200 ve 201 inci maddelerine tabidir. Bu maddelerin uygulanmasında geçici mühletin ilanı tarihi esas alınır. Hacizli mallar hakkında niteliğine uygun düştüğü ölçüde 186 ncı madde hükmü uygulanır. Konkordato mühletinin verilmesinden önce, müstakbel bir alacağın devri sözleşmesi yapılmış ve devredilen alacak konkordato mühletinin verilmesinden sonra doğmuş ise, bu devir hükümsüzdür. Konusu para olmayan alacaklar, alacaklı tarafından, ona eşit kıymette para alacağına çevrilerek komisere bildirilir. Şu kadar ki borçlu, komiserin onayıyla taahhüdün aynen ifasını üstlenmekte serbesttir." h-) 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 7101 sayılı Kanunla değişik "Kesin mühletin borçlu bakımından sonuçları:" başlıklı 297. maddesi; "Borçlu, komiserin nezareti altında işlerine devam edebilir. Şu kadar ki, mühlet kararı verirken veya mühlet içinde mahkeme, bazı işlemlerin geçerli olarak ancak komiserin izni ile yapılmasına veya borçlunun yerine komiserin işletmenin faaliyetini devam ettirmesine karar verebilir. Borçlu, mahkemenin izni dışında mühlet kararından itibaren rehin tesis edemez, kefil olamaz, taşınmaz ve işletmenin devamlı tesisatını kısmen dahi olsa devredemez, takyit edemez ve ivazsız tasarruflarda bulunamaz. Aksi halde yapılan işlemler hükümsüzdür. Mahkeme bu işlemler hakkında karar vermeden önce komiserin ve alacaklılar kurulunun görüşünü almak zorundadır. Borçlu bu hükme yahut komiserin ihtarlarına aykırı davranırsa mahkeme, borçlunun malları üzerindeki tasarruf yetkisini kaldırabilir veya 292 nci madde çerçevesinde karar verir. T.C YARGITAY19.Ceza DairesiEsas: 2019/ 23974Karar: 2019 / 9339Karar Tarihi: 10.06.2019KONKORDATO - CEZA DAVASINA BAKMAKLA GÖREVLİ VE YETKİLİ İCRA CEZA MAHKEMELERİNCE DEVAM EDEN KONKORDATO YARGILAMASI SÜRECİ BEKLETİCİ SORUN YAPILMAK SURETİYLE KONKORDATO YARGILAMASINI YAPAN HUKUK MAHKEMESİNCE VERİLECEK KARARIN SONUCUNA GÖRE KARAR VERİLECEĞİ ÖZET Kanun'un yürürlük tarihi öncesi veya sonrasında; adi (mahkeme içi) konkordato (tasdiki) yargılamasını yapacak olan mahkemeye başvuran borçlu tüzel kişilerin yetkili temsilcilerinin, henüz konkordato talebi ile mahkemeye başvurmadan keşide ettikleri veya geçici mühlet kararı öncesinde keşide ederek alacaklıya teslim ettikleri, gerek ticari defter ve kayıtlarında gerekse konkordato projesinde yer alacak olan ileri tarihli (postdate) çeklerin, geçici mühlet kararı ile başlayıp konkordatonun tasdiki veya reddi ile sonuçlanan konkordato (tasdiki) yargılaması süreci içinde, bankaya ibrazında karşılıksız çıkması halinde, 5941 sayılı Çek Kanunu'nun ilgili maddesi kapsamında cezai sorumluluklarının devam edip etmeyeceğinin tespiti açısından; Açılan ceza davasına bakmakla görevli ve yetkili icra ceza mahkemelerince; devam eden konkordato (tasdiki) yargılaması süreci, 5271 sayılı CMK'nin ilgili maddesi gereği "bekletici sorun" yapılmak suretiyle, konkordato (tasdiki) yargılamasını yapan hukuk mahkemesince verilecek kararın sonucuna göre karar verilecektir. (5235 S. K. m. 35) (5271 S. K. m. 218, 280, 303) (5941 S. K. m. 3, 5, 6, 7) (2004 S. K. m. 285, 286, 287, 290, 291, 292, 298, 299, 300, 304, 347, 349, 350, 351, 352, 353) (7201 S. K. m. 35) (6100 S. K. m. 114, 115) A-) KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE DAİR BAŞVURU Konya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu, 18.02.2019 tarihli ve 2019/3 Esas 2019/3 Karar sayılı kararıyla; Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 15/01/2019 tarihli ve 2019/12 Esas 2019/127 Karar sayılı kararı ile Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 05/10/2018 tarihli ve 2018/3300 Esas 2018/2542 Karar sayılı kararı arasında "...Şirket yasal temsilcilerinin ileri tarihli (postdate) olarak düzenledikleri çeklerle ilgili olarak, devam eden süreçte aynı şirket hakkında konkordato işlemlerine başlandıktan sonra, çeklerin bankaya ibraz edilmesi ve karşılıksız çıkması halinde cezai sorumluluklarının devam edip etmeyeceği..." konusunda çıkan uyuşmazlığın; "...Konkordato talebi ile başlayan ve mahkemece geçici veya kesin mehil kararı verilmesiyle devam eden süreçte, konkordato öncesinde ileri tarihli olarak keşide edildiği anlaşılan ve konkordato süreci içinde karşılıksız çıkan çeklerle ilgili olarak, şirketin yasal temsilcilerinin her halükarda (mahkeme, konkordato komiserini şirketin yöneticilerine nezaretle, bazı işlemlerin yapılmasına izin/onay vermekle veya bizzat yöneticiler adına şirketi yönetmekle yetkilendirmiş olsa dahi) yetkilerinin sona ereceği, dolayısıyla cezai sorumluluklarının da devam etmeyeceği..." yönündeki Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin görüşüyle aynı yönündeki kanaatiyle, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un "Başkanlar Kurulunun Görevleri" başlıklı 35. maddesi gereği, Yüksek Yargıtay İlgili Ceza Dairesi tarafından bu konuda bir karar verilerek giderilmesini istemiştir. B-) KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE KONU KARARLAR 1-) Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 15/01/2019 tarihli, 2019/12 E. 2019/127 K. sayılı kararı. 2-) Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 05/10/2018 tarihli, 2018/3300 E. 2018/2542 K. sayılı kararı. C-) KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE KONU BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRELERİ KARARLARININ ÖZETLERİ 1-) Konya 4. İcra Ceza Mahkemesinin 13.11.2018 tarihli, 2018/304 E. 2018/1456 K. sayılı kararında; Şikayetçi vekilinin dilekçesinde, sanığın keşide ettiği çekin, 01.12.2017 tarihinde bankaya ibrazı sonucu "karşılıksız çıktığını belirterek, sanığın karşılıksızdır işlemine sebebiyet verdiğinden bahisle 5941 sayılı Çek Kanunu gereği cezalandırılmasını istediği, Sanık müdafinin savunmasında, sanığın yetkilisi olduğu şirket hakkında konkordato kararı verildiğini, çeklerin ibrazı tarihinde şirketin imza ve temsil yetkisinin müştereken iki komisere ait olduğunu, imza yetkisi olmayan sanığın çekleri keşide etmekten dolayı cezalandırılmasının mümkün olmayacağını beyan ederek suçun unsurlarının oluşmadığını belirttiği, Suça konu çekin yasal süresi içinde bankaya ibrazında "karşılıksızdır" işlemine tabi tutulduğu, ancak her ne kadarda sanığın eyleminin suç oluşturduğundan bahisle dava açılmış ise de Ankara 13. İcra Mahkemesinin 20.11.2017 tarihli 2017/803 E. 2017/992 K. sayılı kararıyla çek hesabı tüzel kişi şirket hakkında "mühlet kararı" verildiği, adı geçen şirkete 2 ayrı şahsın kayyım olarak atandığı, böylece şirket yetkilisi olan sanığın görev ve yetkisinin sona ermesi nedeniyle çekin ibraz tarihinde şirket yetkililerinin hukuki ve cezai sorumluluğunun bulunmaması gerekçesiyle sanığın beraatine karar verilmiştir. Yukarıda özetlenen "beraat" kararına karşı, şikayetçi vekili tarafından istinaf kanun yoluna gidilmiştir. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 15/01/2019 tarihli, 2019/12 E. 2019/127 K. sayılı kararıyla; "... İncelenen dosya içeriğine göre sair istinaf itirazlarının reddine, ancak; Sanık hakkında beraat kararı verilmiş olmakla; sanığın yetkilisi olduğu çek hesabı sahibi şirket hakkında tensiple verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararının da kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Kanuna aykırı, müşteki vekilinin istinaf başvurusu bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan ve CMK'nin 280/1-a ve 303. maddeleri uyarınca bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; Hükme "...Sanığın yetkilisi olduğu çek hesabı sahibi şirket hakkında tensiple verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırılarak, Uyap sisteminden E-imza ile MERSİS ile Risk Merkezine elektronik olarak bildirilmesine..." ibaresinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan REDDİNE..." kesin olarak karar verilmiştir. 2-) Gaziantep 3. İcra Ceza Mahkemesinin 17.05.2018 tarihli, 2018/207 E. 2018/729 K. sayılı kararında; Şikayetçi vekilinin dilekçesinde, 24.11.2017 keşide tarihli ve 100.000 TL bedelli, 30.11.2017 keşide tarihli ve 150.000 TL bedelli, 08.12.2017 keşide tarihli ve 165.

  • 0 RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK SUÇU

    • Yazar Kahramanmaraş Avukat
    • 01-01-2021

    T.C YARGITAY11.Ceza DairesiEsas: 2009/ 13588Karar: 2012 / 264Karar Tarihi: 12.01.2012 RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK SUÇU - SUÇA KONU ÇEKİN KEŞİDE TARİHİ ÜZERİNDE YAPILDIĞI İDDİA OLUNAN TAHRİFAT - TAHRİFATIN SANIK LEHİNE HUKUKİ SONUÇ DOĞURMAYACAĞI - EYLEMİN FAYDASIZ SAHTECİLİK NİTELİĞİNDE OLDUĞUNUN KABULÜ GEREĞİ ÖZET: Suça konu çekin keşide tarihi üzerinde yapıldığı iddia olunan tahrifatın, çekin ibraz süresi yönünden sanık lehine hukuki sonuç doğurması imkanının bulunmaması nedeniyle "faydasız sahtecilik" niteliğinde olduğu ve resmi belgede sahtecilik suçunun yasal unsurlarının oluşmadığının gözetilmesi gerekir. (5237 S. K. m. 204) Dava: Katılan vekili 20.06.2007 havale tarihli dilekçeyle temyiz isteminden vazgeçtiğinden O yer Cumhuriyet Savcısı'nın temyiz talebine hasren yapılan incelemede gereği görüşüldü: Karar: Elde edilen delillerin hükümlülüğe yeter nitelik ve derecede bulunmadığı dosya içeriğine uygun şekilde gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, O yer Cumhuriyet Savcısı'nın temyiz itirazlarının reddiyle, suça konu çekin keşide tarihi üzerinde yapıldığı iddia olunan tahrifatın, çekin ibraz süresi yönünden sanık lehine hukuki sonuç doğurması imkanının bulunmaması nedeniyle "faydasız sahtecilik" niteliğinde olduğu ve resmi belgede sahtecilik suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı cihetle, Sonuç: Sonucu itibarıyla doğru olan hükmün istem gibi ONANMASINA, 12.01.2012 gününde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)

  • 0 RUSATSIZ SİLAH BULUNDURMA VE KULLANMA

    • Yazar Kahramanmaraş Avukat
    • 11-12-2020

    T.C YARGITAY.Ceza Genel KuruluEsas: 2016/ 71Karar: 2019 / 433Karar Tarihi: 16.05.2019RUSATSIZ SİLAH BULUNDURMA VE KULLANMAKararı Veren Yargıtay Dairesi : 20. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Sayısı : 13-70   Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanık ...'ın, 5237 sayılı TCK'nın 188/3-4, 62, 52, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba ilişkin Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.03.2015 tarihli ve 13-70 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 20. Ceza Dairesince 04.11.2015 tarih ve 15257-4507 sayı ile; "Tespit, Yakalama ve Muhafaza altına alma tutanağının içeriğine göre, ... plaka sayılı araçta uyuşturucu veya uyarıcı madde satışı yapıldığı yönünde 16.11.2014 tarihinde alınan istihbari bilgi neticesinde yapılan aramada 42 paket halinde net 2,200 gr eroin ele geçirilmiştir. CMK'nın 116 ve 119. maddelerine göre 'adli arama', şüphelinin veya sanığın yakalanması ya da suç delillerinin elde edilmesi için yapılan aramadır. Somut bir suçun işlendiği şüphesi varsa adli arama yapılabilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2013/610-2014/512, 2013/841-2014/513 ve 2014/166-514 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere; adli arama kararı gerektiren olayda arama kararı alınmadan arama yapılması hukuka aykırıdır. Böyle bir arama sonucu bulunan deliller ya da suçun maddi konusu 'hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş' olacağından, Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası, 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ve 289. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi uyarınca hükme esas alınamaz. Somut olayda; sanığın uyuşturucu veya uyarıcı madde satışı yaptığı husunda istihbari bilgi edinilmesi nedeniyle, niteliği ve faili belli olan bir suçun işlendiği konusunda şüphe oluşmuştur. CMK'nın 116, 117 ve 119. maddelerine uygun şekilde 'adli arama kararı' alınmadan, sanığın aracında arama yapılması hukuka aykırıdır. Bu arama sonucu bulunan uyuşturucu maddelerin ise hem 'suçun maddi konusu' hem de 'suçun delili' olup hukuka aykırı yöntemle elde edildiğinden hükme esas alınamaz. İsnat olunan suçun maddi konusu olan uyuşturucu maddenin hukuka aykırı yöntemle elde edilmesi nedeniyle suçun maddi konusu bulunmadığı ve hükme esas alınamayacağı; buna bağlı olarak suçun unsurunun oluşmadığı, sanığın uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yaptığına ilişkin tanık ...'ın aşamalarda değişen soyut ve çelişkili beyanları dışında, kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil de bulunmadığı gözetilmeden, sanık hakkında beraat yerine mahkûmiyet hükmü kurulması, Kabule göre de; Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığı Kimya İhtisas Dairesi'nce suça konu uyuşturucu maddeden alınan şahit numunenin müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 20.11.2015 tarih ve 187695 sayı ile; "...Tartışma konusu sanıklardan elde edilen ve suç delili olarak kabul edilerek mahkumiyete esas alınan uyuşturucu maddenin hukuka uygun bir şekilde elde edilip edilmediğine ilişkindir. Konuya ilişkin mevzuata bakıldığında; Anayasanın 38/6. maddesi 'Kanuna aykırı elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilmez' şeklinde düzenleme yapılmıştır. CMK'nın 116 , 117, 118, 119, 120, 121 ve devamı maddelerinde de arama ve elkoyma ile ilgili esaslar belirlenmiştir. Buna göre, 'Hakim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının, Cumuhriyet savcısına ulaşlamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak konutta, işyerinde, ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir.' şeklinde düzenleme yapılmıştır. CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının a bendi, 217. maddesinin 2. fıkraları uyarınca hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin reddolunacağı ve yüklenen suçun hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş delille ispat edilebileceği hükümlerini amirdir. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun 4/A maddesinin 6. fıkrasında ise 'Polis durdurduğu kişi üzerinde veya aracında silah veya tehlike oluşturan diğer bir eşyanın bulunduğu hususunda yeterli şüphenin varlığı halinde kendisine ve başkalarına zarar verilmesine önlemek amacına yönelik gerekli tedbirleri alabilir. Bu amaçla kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması veya aracın dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin açılması istenemez. Ancak el ile dıştan kontrol hariç, kişinin üstü ve eşyası ile aracının dışarıdan bakıldığında içerisinin görünmeyen bölümlerinin aranması İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenecek esaslar dahilinde mülki amirin görevlendireceği kolluk amirinin yazılı, acele hallerde sonradan yazıyla teyit edilmek üzere sözlü emriyle yapılabilir. Kolluk amirinin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Bu fıkra kapsamında yapılan araç aramalarına ilişkin olarak kişiye, arama gerekçesini de içeren bir bir belge verilir.' şeklinde düzenleme yapılmıştır. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin karar alınmadan yapılacak arama başlıklı 8. maddesinde, Aşağıdaki hallerde ayrıca bir arama emri ya da kararı aranmaz, denilmesinden sonra sınırlı şekilde bunlar sayılırken f bendinde; '5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 24 üncü maddesindeki kanunun hükmü ve amirin emrini yerine getirme, 25. maddesindeki meşru savunma ve zorunluluk hali ve 26 ıncı maddesindeki hakkın kullanılması ile diğer kanunların öngördüğü hukuka uygunluk sebepleri ve suçüstü halinde yapılan aramalarda toplum için veya kişiler bakımından hayati tehlikeyi ortadan kaldırmak amacıyla veya kapalı yerlerden gelen yardım çağrıları üzerine, konut, işyeri ve yerleşim yeri ile ile eklentilerine girmek için.' şeklinde ddüzenleme yapılmıştır. 'a) Durdurulan kişi üzerinde giysilerinden herhangi birisi çıkarılmaksızın yoklama biçiminde bir kontrol yapılır. Bu işlem sonucunda kişide silah bulunduğu sonucunu çıkarmaya yeterli şüphe meydana gelirse memur kendiliğinden silah ve diğer suç eşyası araması yapabilir. b) Yoklama suretiyle kontrol kişininnin cinsiyetinde bulunan görevli tarafından yapılır. c) Yapılan kontrolün konusu ve sebepleri ilgiliye açıklanır e) Yoklama suretiyle kontrol kişiye en az sıkıntı verici şekilde yapılır. f) Yapılan kontrolün neticesinde suça konu iz, eser, emare ve delil elde edilirse kişi yakalanır. g) Uyuşturucu gibi belirli bir şeyin kişinin herhangi bir yerinde gizlendiği düşünülüyorsa daha geniş çaplı kontrol yapılabilir. h) Yoklama suretiyle kontrol kişinin veya aracın ilk durdurulduğu yerde veya o yerin yakınında mümkün olduğu kadar başkalarının görmeyeceği tarzda yapılır. Başka yere götürülerek kontrol yapılmaz. i) Makul sebebi oluştuğu takdirde daha geniş kapsamlı kontrol yapılması için, kolluk aracından veya yakındaki kapalı bir yerden yaralanılabilir. j) Kontrolden sonra talep üzerine olay yerined derhal bir tutanak düzenlenir. Bu maddede yazılı işlemler gece de yapılabilir.' şeklinde düzenleme yapılmıştır. Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği'nin 'yakalama' başlıklı 6. maddesinin 3. fıkrasında 'Yakalama sırasında suçun iz emare ve delillerinin yok edilmesini veya bozulmasını önleyecek tedbirler alınır.' şeklinde düzenleme yapılmıştır. CMK'nın 2. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinde; 'Suçüstü: 1. İşlenmekte olan suçu, 2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu, 3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya ve delille yakalanan kimsenin işlediği suçu' biçiminde tanımlanmıştır. Yukarıda anlatılan somut olay ve belirtilen mevzuat çerçevesinde, arama ve elkoyma işlemi Anayasanın 20. maddesi ve CMK'nın 116 ve devamı maddeleri uyarınca istisnasız hâkim kararı, gecikmesinde sakınca bululanan hallerde Cumhuriyet savcısı ve Cumhuriyet savcısına ulaşılamaması durumunda ise kolluk amirinin yazılı emri ile yapılabileceği kuşkusuzdur. Ancak çok istisnai ve acele hallerde kolluk amirinin yazılı emrinin dahi alınamayacağı bir durum söz konusu olursa kolluk görevlisinin doğrudan arama ve elkoyma işlemi yapması sonucu elde edilen delillerin hukuka uygun sayılıp sayılmayacağı konusu tartışılmalıdır. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun 4/A maddesinin 6. fıkrasında ise bu konuda bir düzenleme getirilerek, polisin kişinin üzerinde veya aracında silah veya tehlike oluşturan diğer bir eşyanın bulunduğu hususunda yeterli şüphenin varlığı halinde kendisine ve başkasına zarar verilmesini önlemek amacına yönelik olarak gerekli tedbirleri alabileceği el ile dıştan konrol yapabileceği başka bir deyişle kaba üst araması yapabileceği esası getirilmiştir. Aksine üzerinde tehlikeli bir silah, bomba ya da patlayıcı tehlikeli bir madde taşıdığından şüphe edilerek yakalanan kişini en azından üstünün kontrol edilmesi için kolluk amirinin yazılı emrinin alınması beklenemez. Karar alınmadan arama yapılabilecek durumlar Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 8. maddesinde tek tek sayılmış, (f) bendinde suçüstü halide gösterilmiş, ayrıca aynı Yönetmeliğin 27. maddesinde kişinin suç işleyeceği ya da işlediği hususunda kolluk görevlisinin kanaat elde etmesi halinde (g) bendinde 'uyuşturucu gibi belirli şeyin kişinin herhangi bir yerinde gizlendiği düşünülüyorsa daha geniş çaplı kontrol yapılabileceği' de belirtilmiştir. Bunlardan bizi ilgilendiren kısım f bendinde suçüstü halinde kolluk görevlisi yakaladığı veya durdurduğu şüphelinin üzerinde suç delillerinin kaybolmaması amacıyla üst araması yapıp yapamayacağı ve bu şekilde bir üst araması yapılarak delil elde edilmişse, işlemi hukuka uygun olup olmadığıdır. Somut olayda 'Ankara Emniyet Müdürlüğü görevlilerince, 16.11.2014 günü yapılan ham istihbari çalışmalarda, ... plakalı beyaz renkli Hyudai marka araçla Demetevler bölgesinde uyuşturucu madde satışı yapıldığı hususunda ham istihbari bilgilerinin alınması üzerine aynı gün saat 22.30 sıralarında Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Ekiplerinde görevli polis memurlarınca çalışmalara başlanmış, aynı gün saat 22.45 sıralarında Demetevler İvedik Caddesinde ... plakalı araca rastlanılarak görevlilerce takibe alınmış, İvedik caddesi üzerinde kırmızı kapşonlu koyu renk pantalonlu bir erkek şahsın araca binerek kısa süre sonra indiğinin görülmesi üzerine şahsın uyuşturucu madde aldığı değerlendirilerek takibe alınmış, bir müddet sonra bu şahsın yanına başka bir erkek şahsın geldiği birlikte İvedik Caddesi istikametinden Karşıyaka Mahallesi 408. Cadde girişinde görevlilerce durdurulmuş, şahısların yapılan kimlik kontrolünde kırmızı kapşonlu koyu renk pantalonlu erkek şahsın ..., yanındaki erkek şahsın ... olduğu tespit edilmiş, bu esnada ... sağ cebinden çıkardığı 2 (iki) adet beyaz kağıda şeffaf bantla sarılı vaziyette sonradan yapılan daralı tartımı yapılan 0.50 gram Eroin maddesini görevlilere vermiş, yapılan üst aramalarında başkaca suç unsuruna rastlanılmamıştır. Çalışmanın hemen devamında aynı gün saat 22.45 sıralarında bahse konu ... plakalı araç görevlilerce İvedik Caddesi üzeri görülerek takibe alınmış, aynı gün saat 22.55 sıralarında İvedik Caddesi Garanti Bankası önünde park edilmesi üzerine, araç içerisinde dışarından bakınca 3 erkek şahsın olduğu görülmüş, aracın sürücü koltuğunda oturan şahsın ... isimli şahıs olduğu, ön sağ yolcu koltuğunda oturan ... isimli şahıs olduğu, aracın arka yolcu koltuğunda oturan üzerinde kimlik belgesi olmayan kendi beyanına göre ... isimli şahıs olduğu tespit edilmiş, ... isimli şahıs pantolonunun ön sağ cebinden çıkarttığı sigara paketinin içerisindeki daha sonradan yapılan tartım ve sayımında daralı 0,22 gram gelen eroin maddesini kendi rızası ile görevlilere teslim etmiş, araçta bulunan diğer şahıslar ve araç içerisinde de uyuşturucu madde olabileceği değerlendirilerek ...’un üzerinde yapılan kaba üst aramasında daha sonradan yapılan tartım ve sayımında daralı 0,50 gram gelen gazete kağıdına sarılı hint keneviri bitki kırıntısı ve daralı tartımında 0.14 gram gelen beyaz defter kağıdına sarılı 1 beste eroin maddesi ele geçirilmiş, şüpheli şahısların refakatinde ... plaka sayılı araç içerisinde yapılan aramada aracın sürücü tarafında bulunan güneşlik ile tavan arasına gizlenmiş vaziyette iki ayrı küçük şeffaf poşet içerisinde daha sonradan tartım ve sayımında daralı 6.37 gram gelen beyaz kağıda sarılı satışa hazır vaziyette 42 adet beste olarak tabir edilen eroin maddesi ele geçirilmiştir. Mevcut ani gelişen duruma göre emniyet görevliler tarafından alınan ham istihbari bilginin, adli arama kararı veya yazılı adli arama emrini talep edilecek bir somut delile dayanmadığı ve adli arama kararı veya yazılı adli arama emrini talep edilecek olgunluktaki aşamada bulunmadığı, mevcut usul ve yasalara göre görevlilerin sadece istihbari çalışmada bulunabilecekleri, bu aşamada ham istihbari bilginin doğru çıkması sonucu ani gelişen olaylar sonuçu ele geçirilen uyuşturucuların sanıklar tarafından yok edilmesi söz konusu olabileceğinden, suç delillerinde görevliler tarafından göz teması ve kaba üst araması ile elde edilmiş ve muhafaza altına alınmış olması nazara alınarak yapılan işlemin hukuka uygun olarak kabul edilmesi ve sanık ...'a verilen mahkumiyet hükmünün onanması gerektiği..." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 20. Ceza Dairesince 09.12.2015 tarih ve 16222-5098 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan beraat hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Uyuşturucu madde ticareti yapma suçuna ilişkin olarak sanık ...'ın kullandığı araçta yapılan arama işleminin hukuka uygun olup olmadığının, 2- Özel Daire bozma kararı doğrultusunda araçta yapılan arama işleminin hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılması hâlinde, mevcut dellillerin sanığın atılı suçtan mahkûmiyetine karar verilebilmesi için yeterli olup olmadığının, Belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Tespit, yakalama ve muhafaza altına alma tutanaklarına göre; 16.11.2014 tarihinde yapılan istihbarat çalışmalarında, Demetevler bölgesinde, ... plakalı araç ile uyuşturucu madde satışı yapıldığı bilgisinin edinildiği, narkotik suçlarla mücadele ekiplerinin aynı gün saat 22.30 sıralarında İvedik Caddesine giderek konu hakkında araştırmaya başladıkları, bahsi geçen aracın saat 22.45 sıralarında görülüp takibe alındığı, kırmızı kapşonlu, koyu renk pantolonlu bir erkek şahsın araca binip kısa bir süre sonra da inmesi üzerine uyuşturucu madde aldığı değerlendirilerek şahsın izlenmeye başlandığı, bu şahsın yanına bir erkek şahsın geldiği ve birlikte bir süre dolaşmalarının ardından 408. Cadde girişine gittikleri görülerek görevlilerce durduruldukları, yapılan kimlik kontrolünde ... plakalı araca binen şahsın hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan ayrı soruşturma yapılan ..., yanındaki şahsın ise ... olduğunun tespit edildiği, bu esnada tanık ...'ın sağ cebinden çıkardığı (2) adet şeffaf bantla beyaz kâğıda sarılı vaziyetteki eroin olduğu değerlendirilen maddeyi görevlilere verdiği, adı geçenlerin yapılan kaba üst aramalarında herhangi bir suç ve suç unsuruna rastlanılmadığı, Diğer görevliler tarafından takibine devam edilen ... plakalı aracın saat 22.55 sıralarında İvedik Caddesinde bulunan Garanti Bankası önüne park ettiğinin ve içerisinde üç erkek şahıs olduğunun görülmesi üzerine aracın yanına gidildiği, yapılan kimlik kontrolünde araç sürücüsünün ..., ön sağ yolcu koltuğunda oturanın inceleme dışı sanık ..., arka yolcu koltuğunda oturanın ise hakkında yaş küçüklüğü nedeniyle ayrı soruşturma yapılan ... olduğunun tespit edildiği, adı geçenlere üzerilerinde herhangi bir suç ve suç unsuru olup olmadığı sorulduğunda, tanık ...'nin pantolonunun ön sağ cebinden çıkarttığı sigara paketi içerisindeki (1) adet eroini rızası ile görevlilere teslim ettiği, sanık ... ve inceleme dışı sanık ...'un üzeri ile ... plakalı araçta uyuşturucu madde olabileceği değerlendirilerek inceleme dışı sanık ...'un üzerinde yapılan yoklamada gazete kâğıdına sarılı hâlde (1) paket esrar ile beyaz kâğıda sarılı hâlde (1) paket eroinin, araçta yapılan aramada ise sürücü tarafında bulunan güneşlik ile tavan arasına gizlenmiş vaziyetteki iki ayrı küçük şeffaf poşette beyaz kâğıda sarılı (42) adet suç konusu eroinlerin ele geçirildiği, devam eden aramada başkaca suç unsuruna rastlanılmadığı, Sanık ..., inceleme dışı sanık ... ile tanıklar ... ve ... hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan soruşturma evresinde ayırma kararı verildiği, Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığından alınan 26.12.2014 tarihli rapora göre; tanık ...'te iki parça hâlinde ele geçirilen maddenin net 0,045 gram eroin; tanık ...'de bir parça hâlinde ele geçirilen maddenin net 0,02 gram eroin; inceleme dışı sanık ...'ta birer parça hâlinde ele geçirilen maddelerin net 0,176 gram esrar ile net 0,017 gram eroin; sanık ...'ın kullandığı aracın güneşlik kısmında (42) parça hâlinde ele geçirilen maddelerin net 1,097 gram eroin oldukları, 17.11.2014 tarihli canlı teşhis tutanağına göre; hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan ayrı soruşturma yapılan ..., üzerinde ele geçen uyuşturucu maddeleri kendisine gösterilen altı kişi arasından teşhis ettiği sanık ...'dan satın aldığını, sanık ...'un ise diğer sanık ... ve Taylan isimli kişi ile birlikte uyuşturucu madde sattığını beyan ettiği, Ankara Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme ve Kimlik Tespit Şube Müdürlüğünce düzenlenen 21.01.2015 tarihli rapora göre; uyuşturucu maddelerin bulunduğu materyallerde herhangi bir vücut izinin tespit edilemediği, Anlaşılmaktadır. Tanık ... kollukta müdafisi huzurunda alınan beyanında; 6-7 aydır açık kimlik bilgilerini bilmediği sanık ...’dan eroin satın alarak kullandığını, 16.11.2014 tarihinde saat 21.00 sıralarında adı geçeni 0 545 867 6l 31 numaralı cep telefonundan arayarak, nerede olduğunu sorup yanına gelmek istediğini söylediğini, sanık ...'ın Demetevler 6. Cadde üzerinde bulunan Ayaşlar Parkının orada olduğunu beyan etmesi üzerine söz konusu yere gittiğini, parkın yanında durduğu sırada plakasını hatırlamadığı bir araçla gelen sanık ...’ın kendisini araca çağırdığını, araca bindiğinde sanık ...’ın sürücü koltuğunda, ismini Taylan olarak bildiği şahsın sağ ön koltukta, tanımadığı bir şahsın ise arka koltukta oturduğunu, sanık ...’dan 18 TL karşılığında iki paket eroin satın aldığını, sanık ...'ın eroinleri ceketinin cebinden çıkartıp verdiğini, araçtan inip evine doğru giderken eniştesi olan tanık ...'i gördüğünü, birlikte eve doğru yürümeye başladıkları sırada polislerin kendilerini durdurduğunu, korktuğu için sanık ...’dan satın aldığı iki parça eroini cebinden çıkartıp polislere teslim ettiğini, mahkemede farklı olarak; olay tarihinde Cemre Parkında ismini bilmediği bir şahıstan iki parça eroin aldığını, tanık ... ile birlikte yürüdükleri sırada sanık ...'ın arabası ile yanlarına geldiğini, araçta tanık ...'nin de bulunduğunu, daha önceden aralarında olan problemler nedeniyle sanık ...’ın arabasına bindiğini, biraz sohbet ettikten sonra sanık ...'ın kendisine Çinçin Semtine uyuşturucu madde almaya gideceğini söylediğini, bunun üzerine araçtan indiğini, daha sonra polislerin geldiğini ve üzerindeki eroini ele geçirdiklerini, sanık ...'dan uyuşturucu madde satın almadığını, inceleme dışı sanık ...'un uyuşturucu sattığına ilişkin bir bilgisinin bulunmadığını, soruşturma evresindeki ifadesini kabul etmediğini, eroin krizinde olduğu için polislerin yazdığı ifadeyi imzalayıp dışarı çıktığını, Tanık ... şüpheli sıfatıyla müdafisi huzurunda kollukta alınan beyanında; Demetevler'de açık kimlik bilgilerini bilmediği Taylan isimli şahıstan eroin alarak kullandığını, olay tarihinde ekmek almak için kayınvalidesinin evinden çıkıp bakkala gittiğini, bakkaldan çıkarken eşinin kardeşi olan tanık ...'ı görüp konuşmaya başladıklarını, birlikte eve doğru gittikleri sırada polislerin kendilerini durdurduklarını, kimliğini gösterdiği sırada tanık ...'ın cebinden çıkardığı iki parça eroini polislere teslim ettiğini, tanık ...'ın eroini kimden ve ne zaman temin ettiğine ilişkin bir bilgisinin bulunmadığını, Taylan isimli kişinin 0545 867 61 31 numaralı GSM hattını kullandığını, mahkemede farklı olarak; olay günü tanık ...'ın birlikte kullanmaları için Cemre Parkında bulunan ve tanımadığı kişilerden iki parça eroin aldığını, ... ile birlikte eve doğru giderken yanlarında bir araç durduğunu, aracın içerisinde sanık ..., inceleme dışı sanık ... ve tanık ...'nin olduğunu, tanık ... ile sanık ... arasında problem olduğu için aralarında konuştuklarını, daha sonra arabaya binip mahalleye doğru gittiklerini, araçtan indikten sonra polislerin kendilerini yakalayıp tanık ...'ın üzerinde uyuşturucu madde bulduklarını, karakolda polisler kendilerine baskı kurduğu için uyuşturucu maddeleri sanık ...'dan aldıklarını söylediklerini, soruşturma evresindeki beyanının gerçeği yansıtmadığını, sanık ... ile Cemre Parkında değil Ayaşlar Parkında karşılaştığını, her iki park arasında yaklaşık 300 metre mesafe bulunduğunu, Tanık ... mahkemede; sanık ... ile inceleme dışı sanık ...'u tanıdığını, birlikte 6. Caddedeki parkta mahalleden çocuklar ile oturdukları sırada tanıklar ... ve ...'in geldiğini, biraz sohbet ettikten sonra sanık ...'ın arabasına inceleme dışı sanık ... ile bindiklerini, tanık ...'ın “Bizi eve bırakır mısın?” demesi üzerine tanıklar ... ve ...'in de araca bindiklerini, hareket ettikten kısa bir süre sonra tanıklar ... ve ...'in araçtan indiklerini, daha sonra da polislerin yanlarına geldiğini, üzerinde ele geçen eroinin kendisine ait olduğunu, sanık ... ile birlikte kullanmak amacı ile Çinçin'den toplam (42) parça uyuşturucu madde aldıklarını, günlük 2-3 paket uyuşturucu madde kullandığını, İnceleme dışı sanık ...; 16.11.2014 tarihinde saat 17.00 sıralarında Karşıyaka Mahallesinde açık kimlik bilgisini bilmediği kişiden (3) paket eroin alıp metruk bir binada (2) paketini kullandığını, daha sonra çıkıp yürümeye başladığında sanık ...'ın araç ile yanında durduğunu, arabaya binip kendisini eve bırakmasını istediğini, araçta tanık ...'nin de bulunduğunu, Garanti Bankasının yanında araçtan indiği sırada polislerin yanlarına gelip kendisinde, tanık ...'de ve araçta uyuşturucu madde bulduklarını, sanık ...'ın uyuşturucu madde ticareti yapmadığını, üzerinde ele geçirilen uyuşturucu maddeden sanık ... ile tanık ...'nin, araçta yakalanan uyuşturucu maddelerden de kendisinin haberinin olmadığını, İfade etmişlerdir. Sanık ... kollukta; kullandığı uyuşturucu maddeyi Yenidoğan ve Demetevler semtlerinde açık kimlik bilgilerini bilmediği şahıslar ile Altındağ semtinde “Rambo” lakaplı kişiden satın aldığını, inceleme dışı ...ile tanık ...'yi tanıdığını, inceleme dışı sanık ... ile birlikte uyuşturucu madde satan kişilere karşı mücadele ettiklerini, mahallerinde eroin sattıkları için arkadaşı olan ...ile birlikte tanıklar ... ve ... ile kavga ettiklerini, olay günü saat 14.00 sıralarında Demetevler Mahallesine kiralamış olduğu ... plakalı araç ile geldiğini, burada tanık ... ve inceleme dışı sanık ... ile buluştuğunu, birlikte Yenidoğan semtine

  • 0 İHALEYE FESAT KARIŞTIRMAK

    • Yazar Kahramanmaraş Avukat
    • 11-12-2020

    T.C YARGITAY5.Ceza DairesiEsas: 2017/ 5581Karar: 2020 / 12450Karar Tarihi: 30.09.2020İHALEYE FESAT KARIŞTIRMAKMAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : İhaleye fesat karıştırma, resmi belgede sahtecilik HÜKÜM : Sanıklar ... ve ... hakkında her iki suçtan mahkumiyet, diğer sanıklar hakkında atılı suçlardan beraat Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi; Uzunköprü Belediye Başkanlığının ihalesine fesat karıştırma suçundan doğrudan zarar görmeyen ... Güvenlik Kurumu Başkanlığı ile resmi belgede sahtecilik suçundan doğrudan zarar görmesi söz konusu olmayan, bu nedenle hükümleri temyiz etme hakkı bulunmadığı anlaşılan Hazinenin bu suçlardan kurulan hükümlere ilişkin temyiz istemlerinin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 317. maddesi uyarınca ayrı ayrı REDDİNE, başvurularının kapsamına göre katılan ... Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekilinin sahtecilik suçundan kurulan tüm hükümlere, katılan Hazine vekilinin ihaleye fesat karıştırma suçundan sanıklar ..., ..., ... ve ... haklarında verilen beraat hükümlerine, sanık ... müdafin ise müvekkili hakkında resmi belgede sahtecilik ve ihaleye fesat karıştırma suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü: Sanıklara isnat edilen ihaleye fesat karıştırma suçunun 5237 sayılı TCK'nın 6459 sayılı Kanunun 12. maddesi ile değişik 235/3-b, resmi belgede sahtecilik suçunun ise aynı Kanunun 204/1. maddeleri kapsamında kaldığı, söz konusu maddelerde öngörülen cezaların üst sınırı itibarıyla bu suçların aynı Kanunun 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirtilen 8 yıllık asli ve 12 yıllık ilaveli dava zamanaşımı sürelerine tabi olduğu, son suç tarihi olan 06/03/2006 ile inceleme günü arasında ilaveli dava zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmakla, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Yasanın 322/1 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri gereğince sanıklar hakkında açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE 30/09/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

  • 0 CİNAYET KEŞFİNİN YAPILMAMASI BOZMA SEBEBİ

    • Yazar Kahramanmaraş Avukat
    • 11-12-2020

    T.C YARGITAYCeza Genel KuruluEsas: 2018/ 458Karar: 2019 / 492Karar Tarihi: 25.06.2019CİNAYET KEŞFİNİN YAPILMAMASI BOZMA SEBEBİKararı Veren Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Sayısı : 177-93 Sanık ...'ın nitelikli kasten öldürme suçundan TCK’nın 82/1-h ve 62/2. maddeleri uyarınca müebbet hapis; nitelikli yağma suçundan TCK’nın 149/1-a, h, 168/3 ve 62/2. maddeleri uyarınca 4 yıl 7 ay hapis; 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan 6136 sayılı Kanun’un 13/1, TCK'nın 62/2 ve 52/2. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis ve 740 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına; TCK’nın 54/1-4. maddesi uyarınca müsadereye; tüm suçlar yönünden TCK’nın 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.03.2012 tarihli ve 177-93 sayılı nitelikli kasten öldürme suçu yönünden resen temyize tabi hükümlerin sanık müdafisi tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 29.05.2013 tarih ve 1730-4073 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 08.06.2018 tarih ve 46762 sayı ile; "...Başsavcılığımız ile Yüksek Daire arasında uyuşmazlık konusu olan husus soruşturmada eksiklik bulunup bulunmadığına ilişkindir. Olayın ne şekilde gerçekleştiğine ilişkin bilgisi olan herhangi bir görgü tanığı bulunamamış olduğundan olay sanığın anlatımları doğrultusunda değerlendirilmiştir. Sanığın beyanına göre olay tarihinde 0532...., 053....numaralı hatları kullandığı, gerçekte olay gecesi 0532.... numaralı hattı kullandığı, yakalandığında ise 0530.... numarayı kullandığı ve üzerine çok miktarda hat bulunduğu anlaşılmıştır. Maktulün kendisine ait ve devamlı görüştüğü 0532.... numaralı cep telefonu ile en son aramayı 30.10.2010 tarihinde ...'e ait aracı teslim edecek olan ...'in çalışanı ... ile saat 22.21 de yaptığı, tapelerin 22 sırasında ve baz istasyonuna göre Bursa Özdilek'te olduğunu gösterdiği, ...'in numarasını aradığında Kocaeli Yuvacık İskele'de olduğu, yani 19.30'da İzmit'ten yola çıktıkları, araç arızası nedeniyle Bursa'ya 22.30'da vardıkları, dolayısıyla maktulün olay günü Kocaeli'den Bursa'ya sanık ile birlikte geldiği hususu sabittir. Maktul sanık tarafından hastaneye 30.10.2010 günü gece 24.00'ten az sonra getirilmiş olup maktulün önce silahla vurulduğu anlaşılmadığından sarı alana alınmış, silahla vurulduğu anlaşılınca yoğun bakıma alınmış ve hastanede tedavi gördüğü sırada olay tarihinden 37 gün sonra ölmüştür. Sanık, maktulün vurulmasından sonra maktulün oğlu ...'ya olayı savunması ile aynı yönde anlatmış, maktulün üzerinde bulunan 20.000 TL'yi polisin bu paraya el koyabileceğini düşünerek kendilerine vermek üzere aldığını ancak parayı olaydan bir süre önce araç alım satımı nedeniyle tanıdığı ve 18.000 TL borçlu olduğu ... adlı şahsa verdiğini, parayı en kısa sürede iade edeceğini söylemesine ve maktulün oğulları bu parayı almak için sanığı defalarca sıkıştırmalarına rağmen sanık uzunca bir süre oyaladıktan sonra parayı maktulün oğlu ... adına yatırmış, duruşma sırasında ise bu paranın daha önceki dönemden kalan araç alışverişinden kaynaklandığını savunmuştur. Sanığın beyanı ve göstermesine göre tespit edilen olay yerinde kolluk tarafından uzman ekip marifetiyle yapılan inceleme sonucu düzenlenen olay tutanağına göre, olay yerinde ve çevresinde herhangi bir boş kovana rastlanılmamış, çevreden yapılan araştırmada ve olay yerindeki güvenlik görevlileri ile yapılan görüşmede, herhangi bir olaya tanık olmadıkları ve silah sesi duymadıkları, ayrıca etrafta kamera sisteminin bulunmadığı anlaşılmış olup aracı teslim edecek olan tanık ... de ses duymadığını belirtmiştir. 06.12.2010 tarihli ölü muayene zabıt varakası içeriğinden, maktulün cesedinde sol oksipitalde alt kısımda giriş deliği tespit edildiği, bilirkişi Adli Tabip beyanına göre ise uzun süre yatarak tedavi görmesi cihetiyle giriş deliğinin özelliklerini kaybetmiş olup atış mesafesi hususunda kesin bir kanaat oluşturulamadığı, gerek atış mesafesinin tespiti, deri altında kalabilecek bitişik atışa delalet edebilecek özelliklerin araştırılması, kesin ölüm sebebinin tespiti ile mermi çekirdeğinin vücut içerisinde izlediği yolun (traje) saptanabilmesi, ayrıca yorgun mermi niteliğinde olup olmadığının belirlenmesi için sistematik otopsi yapılmak üzere cesedin Adli Tıp Kurumu Bursa Grup Başkanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Adli Tıp Kurumu Bursa Grup Başkanlığınca düzenlenen 11.07.2011 tarihli ve 3692 sayılı otopsi raporuna göre, 'Ölümün ateşli silah mermi çekirdeği ile kafatası kaide kemik kırığı, beyin harabiyeti ve kanaması ile gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği, cesetten bir adet mermi çekirdeği elde edildiği, mermi çekirdeği giriş yarasının tıbbi müdahaleye ve olay ile ölüm arasında geçen süreye bağlı olarak yara özelliklerini kaybettiği, bu cihetle atış mesafesinin tespit edilemeyeceği' bildirilmiştir. Maktulün cesedinden sağ submanduler bezde kaldığı görülen bir adet üzerinde yiv set izi bulunan 7,65 çapında mermi çekirdiği çıkartılmış, İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarının 30.12.2010 tarihli ve 2010/15851 sayılı ekspertiz raporuna göre, mermi çekirdeğinin 6136 sayılı Kanun'a göre yasak niteliğini haiz fişeğe ait olduğu ve Browning tipi fişek atar içerisinde setler bulunan ateşli silah namlusundan çıkmış olduğu tespit edilmiş, ancak olayda kullanılan silah da ele geçmediğinden mermi çekirdeğinin hangi silahtan atıldığı hususunda inceleme yapılamamıştır. Bursa Kriminal Polis Laboratuvarının 12.11.2010 tarihli ve 2010/2111 sayılı ekspertiz raporunda, 'Maktul ...'nın sağ el iç ve sağ el dış svaplarında atış artıkları tespit edilmiş ve elde atış artıklarının tespiti o elin ateş etmiş, silahı tutmuş ya da atış sırasında silaha yakın mesafede bulunmuş olabileceği' değerlendirmesine yer verilmiştir. Olaydan hemen sonra atış mesafesinin tayini için mermi çekirdeği giriş yarasının özellikleri tespit edilmediği gibi bu amaçla maktulün üzerinde bulunan giysiler üzerinde de herhangi bir inceleme yapılmamıştır. Sanık aşamalardaki beyanlarında araçtan indiği sırada bir el silah sesi duyduğunu, sesin ne taraftan geldiğini anlayamadığını ve çevrede kimseyi görmediğini, etrafta bir anormallik olmadığını, üzerinde silah bulunmadığını, tabanca ile ateş etmediğini savunmuştur. Bu durumda; maktule ait tüm tıbbi evrak, film ve dokümanların dava dosyası ile birlikte son görüş mercisi olan Adli Tıp Kurumuna gönderilerek maktuldeki yaralanmayı meydana getiren atışın uzak veya yakın yahut bitişik atış olup olmadığı konusunda ilgili ihtisas kurulundan rapor alınması, Sanık ve maktule ait cep telefon numaralarının suç tarihi itibarıyla HTS kayıtları üzerinde inceleme yaptırılarak olay anı itibarıyla bulundukları yer ve saate ilişkin rapor alınması, Sanık tarafından bildirilen olay yerinde olay saati itibarıyla hava ve ışık koşulları da gözetilmek suretiyle keşif yapılarak maktulün bulunduğu beyan edilen konum itibarıyla kurşunun giriş yeri de nazara alınarak uzak veya yakın yahut bitişik atış koşullarının keşfen tespitinden sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken bu hususlar eksik bırakılarak yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olduğundan Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi gerektiği," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 12.09.2018 tarih ve 3160-3454 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında nitelikli kasten öldürme, nitelikli yağma ve 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından eksik araştırmayla mahkûmiyet hükümleri kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 31.10.2010 tarihli olay tutanağında; aynı tarihte saat 00.30 sıralarında Haber Merkezinden Oto Sanayi Sitesinde ateşli silahla yaralama olayının meydana geldiği ve yaralı şahsın Muradiye Devlet Hastanesinde olduğunun anons edilmesi üzerine olay yerine sonradan getirilen sanık ...’ın olayın Oto Sanayi Sitesi, Sanayi Caddesinde 2 numaralı iş yerinin önünde meydana geldiğini beyan etmesi üzerine olay yeri inceleme ekibinin çağrıldığı, yaklaşık 1 km genişliğindeki alanda yapılan araştırmalarda herhangi bir boş kovana rastlanılmadığı, civarda bulunan bir kısım esnaf ve özel güvenlik görevlileriyle görüşüldüğü ancak silah sesi ve gürültü duyan herhangi bir kimsenin olmadığı, olay yerini görebilecek kamera kaydının bulunmadığının belirtildiği, 31.10.2010 tarihli olay yeri inceleme raporunda; gerekli arama ve incelemelerin yapıldığı, herhangi bir bulguya rastlanılmadığı, şüphelenilen şahısların el svaplarının alındığının bildirildiği, Bursa Devlet Hastanesi Baştabipliğince düzenlenen 31.10.2010 tarihli genel adli rapor formunda; ateşli silahla yaralanma sonucu hastaneye getirilen maktul ...’nın şuurunun kapalı, sol oksipitalde 1 cm çapında delik olduğu, merminin c1-2 sayılı omurlar arasında durduğu, tedavi için genel cerrahi yoğun bakıma yatırıldığı, hayati tehlikesi bulunduğunun belirtildiği, 06.12.2010 tarihli ölü muayene zabıt varakasında; yaklaşık 175 cm boylarında tahminen 80-85 kg ağırlığında olan maktulün ense bölgesi orta kısımda yaklaşık 2,5x1 cm boyutlarında hipopikmentgatris olduğu, Bursa Devlet Hastanesince düzenlenen 31.10.2010 yatış tarihli evrakın tetkikinde, maktulün ateşli silahla yaralanma sonucu getirildiği, sol oksipitalde alt kısımda giriş deliği görüldüğü, şuurunun kapalı, entübe hâlde olduğu, ekstansöre yanıt alındığı, c1-2 sayılı omurlar düzeyinde mermi çekirdeği görüldüğü, yoğun bakım ünitesine alındıktan sonra yapılan tüm müdahalelere rağmen 06.12.2010 tarihinde saat 09.15 sularında kurtarılamayarak öldüğünün kayıtlı olduğu, maktulün uzun süre yatarak tedavi görmesi nedeniyle mermi giriş deliği özelliklerini kaybetmiş olup atış mesafesi hususunda kesin bir kanaat oluşturulamadığı, gerek atış mesafesinin tespiti, deri altında kalabilecek bitişik atışa delalet edebilecek özelliklerin araştırılması, kesin ölüm sebebinin tespiti ile birlikte mermi çekirdeğinin vücut içerisinde izlediği yolun (traje) saptanabilmesi, ayrıca yorgun mermi niteliğinde olup olmadığının belirlenebilmesi için Bursa Adli Tıp Kurumu Grup Başkanlığına sistematik otopsi için gönderilmesi gerektiği açıklamalarına yer verildiği, Adli Tıp Kurumu Bursa Grup Başkanlığının 11.07.2011 tarihli otopsi raporunda; maktulün ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği ile kafatası kaide kemik kırığı, beyin harabiyeti ve kanaması ile gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği, maktulün vücudundan bir adet mermi çekirdeği elde edildiği, mermi çekirdeği giriş yarasının tıbbi müdahaleye ve olay ile ölüm arasında geçen süreye bağlı olarak yara özelliklerini kaybettiği, bu nedenle atış mesafesinin tespit edilemeyeceği, otopsi bulgularına göre maktulün vücudunda ateşli silah yarası dışında başka bir travmatik bulguya rastlanılmadığı, ölümü üzerinde etkili harici başkaca bir nedenin tespit edilmediğinin mütalaa edildiği, Bursa Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 12.11.2010 tarihli ekspertiz raporunda; maktul ...'nın sağ el iç ve sağ el dış svaplarında atış artıkları tespit edildiği, sanık ...’a ait svaplarda atış artıklarına rastlanılmadığının bildirildiği, raporun devamındaki not bölümünde; “1- Elde atış artıklarının tespiti; o elin ateş etmiş, silahı tutmuş ya da atış sırasında silaha yakın mesafede bulunmuş olabileceğini gösterir. 2- Olayla ilgisi olmadığı hâlde atış artıklarının bulunduğu yerlere (bitişik veya yakın atışlarda mermi giriş deliği etrafı, atışta kullanılan silah, ateş eden el ile tokalaşma gibi) temas eden ellerde de atış artıkları bulunabilir. 3- Olayla ilgisi olmadığı hâlde olaydan kısa bir zaman önce başka amaçla ateş eden elde de atış artıkları bulunabilir. 4- Ateş eden el ve ellerin atışından sonra yıkanması ya da silinmesi durumunda atış artıkları elde ya hiç kalmamakta ya da çok az miktarda kalabilmektedir.” şeklinde açıklamaların yer aldığı, Bursa Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 07.12.2010 ve 30.12.2010 tarihli ekspertiz raporlarında; 06.12.2010 tarihinde yapılan otopsi işlemi sırasında maktulün vücudundan çıkartılan mermi çekirdeğinin, 7,65 mm çapında, Browning tipinde, namlusu içerisinde sağa döner, altı adet yiv-set ihtiva eden, çap ve tipine uygun ateşli bir silahla atılmış olduğu, 6136 sayılı Kanun'a göre yasak niteliğini haiz olduğu tespitlerine yer verildiği, Bursa Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme ve Kimlik Tespit Şube Müdürlüğünce düzenlenen 20.12.2010 tarihli ekspertiz raporunda; 41 HL 070 plaka sayılı araçtan alınan 7 adet parmak izinden 6 tanesinin mukayeseye elverişssiz olduğu, aracın sağ arka kapı camı iç yüzeyi üzerinden elde edilen parmak izinin ise sanık ...'ın parmak izinden farklı olduğunun belirtildiği, 30.10.2010 tarihli, “PROTOKOL” başlıklı, üzerinde “34 ZY 4806 plakalı aracın satış tutarı olan 22.000 (yirmiikibin) TL’yi teslim aldım.” ibaresi yazılı olan belgenin tanık ... tarafından imzalanmış olduğu, 31.10.2010 tarihli oto arama tutanağı ile 09.02.2011 tarihli ev arama tutanağında; sanık ...'ın kullandığı 41 HL 070 plaka sayılı beyaz renkli Toyota marka araçta ve sanığın evinde yapılan aramalarda, herhangi bir suç ve suç unsuruna rastlanılmadığının belirtildiği, Sanığın kullandığı cep telefonuna ait HTS kayıtlarında; 31.10.2010 tarihinde saat 00.29.42'de sanığın tanık ...'i aradığı, saat 00.49.15 ve 00.53.08'de tanık ...’in sanığı aradığı, saat 02.41.40'ta sanığın tekrar tanık ...'i aradığı, saat 06.17.28 ve 06.49.24'te sanığın maktulün oğlu katılan ...'yı aradığına dair kayıtlar bulunduğu, Bursa 1. Sulh Ceza Mahkemesince 07.12.2010 tarihli ve 2010/2264 sayılı iletişmin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararı kapsamında sanık ...'ın yapmış olduğu telefon görüşmelerinde; sanığın, kayınbiraderi olan tanık İhsan Gürol Alabaş ve katılan ... ile 20.000 TL’nin katılanlara ne şekilde ve ne zaman ödeneceğini konuştuklarının tespit edildiği, Türkiye İş Bankasına ait 23.12.2010 tarihli dekontta; katılan ...'nın hesabına 20.000 TL yatırıldığına dair kayıt bulunduğu, Oto Sanayi Sitesinde bulunan ... isimli iş yerindeki güvenlik kamerası görüntülerinin bulunduğu ve üzerinde “30.11.2010 22.30-00.00” ibaresi yazılı olan CD’nin incelenmesi sonucu düzenlenen 06.12.2011 tarihli bilirkişi raporunda; gece vakti çekildiği anlaşılan ve kamera saatine göre 22.32.57’de başlayıp 23.32.58’de biten görüntülerde belirsiz aralıklarla ve belirsiz nitelikteki araçların yoldan geçtiğinin görüldüğü; yine aynı yere ait kamera görüntülerinin bulunduğu ve üzerinde “31.11.2010 00.00 sonra” ibaresi yazılı olan CD’nin incelendiğinde ise; gece vakti çekildiği anlaşılan ve kamera saatine göre 19.24.14 başlayıp 19.54.14’te biten görüntülerde belirsiz aralıklarla ve belirsiz nitelikteki araçların yoldan geçtiği, saat 19.54.14’te başlayıp 20.39.14’te biten görüntülerde araç geçişinin olmadığı, saat 20.39.15’te başlayıp 20.54.14’te biten görüntülerde belirsiz aralıklarla ve belirsiz nitelikteki araçların yoldan geçtiği, saat 20.54.14’te başlayıp 21.09.14’te biten görüntülerde araç geçişinin olmadığı, saat 21.09.17’de başlayıp 22.24.19’da biten görüntülerde belirsiz aralıklarla ve belirsiz nitelikteki araçların yoldan geçtiği, saat 22.39.20’de başlayıp 22.54.17’de biten görüntülerde belirsiz aralıklarla ve belirsiz nitelikteki araçların ve yayaların yoldan geçtiği, kamera saatine göre 22.57.19’da başlayıp 23.09.17’de biten ve aydınlık bir şekilde çekildiği anlaşılan görüntülerde belirsiz aralıklarla ve belirsiz nitelikteki araçların yoldan geçtiği, kamera saatine göre saat 23.08.35’te beyaz renkli, markası tam olarak belli olmayan bir aracın geçtiği, kamera saatine göre 23.09.18’de başlayıp 23.24.17’de biten ve aydınlık bir şekilde çekildiği anlaşılan görüntülerde belirsiz aralıklarla ve belirsiz nitelikteki araçların ve yayaların yoldan geçtiği, kamera saatine göre saat 23.16.43’te polis otosunun geçtiği, kamera saatine göre 23.24.20’de başlayıp 23.39.16’da biten ve aydınlık bir şekilde çekildiği anlaşılan görüntülerde belirsiz bir şahsın yürür vaziyette kaldırımdan geçtiği, 23.34.46’da çöp ve kağıt toplayan bir şahsın geçtiği, kamera saatine göre 23.29.18’de başlayıp 00.09.18’de biten ve aydınlık bir şekilde çekildiği anlaşılan görüntülerde belirsiz aralıklarla belirsiz nitelikteki araçların ve yayaların yoldan geçtiğinin tespit edildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan ... Kollukta; resmi nikâhlı eşi olan maktul ...’nın müteahhitlik yaptığını, maktulü tanık...’ın eşi ...’dan kıskanması nedeniyle maktulle aralarında tartışma yaşandığını, bunun üzerine 2009 yılının Aralık ayında maktulün evi terk ettiğini, birkaç defa boşanmak için mahkemeye başvurduğunu ancak sonradan davaları geri çektiğini, yaklaşık bir yıldır maktulle ayrı yaşadıklarını, bu dönemde ne yaptığını ve kimlerle görüştüğünü bilmediğini, maktulün işi ve alacak verecek meseleleriyle ilgili fazla bir bilgisinin olmadığını, oto tamir işiyle uğraşan sanık ...’ı, eşini ve çocuklarını tanıdığını, kendilerinin aile dostu olduklarını, sanığın çevresine borçlu olduğunu öğrendiğini, sanık ile maktulün araba almak için Bursa iline gittiklerini çocuklarından duyduğunu, maktul yaralandıktan sonra sanığı hiç görmediğini, maktulün nasıl ve kim tarafından öldürüldüğünü bilmediğini, maktulün ölümüne neden olan kişi veya kişilerden şikâyetçi olduğunu, Mahkemede; maktulün olaydan bir hafta önce aracını sanık aracılığıyla 29.000 TL’ye sattığını, olay tarihinde maktulün yaralandığını öğrenen çocuklarının Bursa’ya gittilerini, sanık ...’nin, olaydan sonra oğlu olan katılan ...’a maktulün yanında bulunan 20.000 TL’yi polisler almasın diye kendisinin aldığını söylediğini, bu hususu katılan ...’ın kendisine anlattığını, ancak olaydan 55 gün sonra maktulün 20.000 TL ödemede bulunduğunu, Katılan ... aşamalarda; babası olan maktul ...’nın müteahhitlik yaptığını, iki seneden beri anne ve maktul babasının ayrı yaşadıklarını, annesinin yanında kalması nedeniyle maktulle arasıra görüştüklerini, 31.10.2010 tarihinde gece vakti kendisini amcası Remzi Kolaylı’nın aradığını ve maktulün Bursa’da silahla yaralandığını bildirdiğini, hemen ağabeyi Çetin, amcası Remzi, eniştesi ve amcasının oğluyla birlikte Bursa’ya gittiklerini, maktulün yoğun bakımda olması nedeniyle kendisiyle konuşamadıklarını, olaydan iki gün sonra maktulün yaralandığı sırada yanında bulunan çok eski aile dostları sanık ... ile görüştüğünü, Recai’nin kendisine, “Akşam saat 19.00 sıralarında maktulle bir araç almak için Bursa’ya gittiklerini, Oto Sanayi Sitesine araçla girdiklerini, maktulün yolu şaşırdığını söyleyerek arabayı kenarda park edip yürüyerek gitmeye karar verdiklerini, araçtan inen maktulün üstünü başını düzelttiği sırada ‘Ah trafo mu patladı’ diyerek elini ensesine götürdüğünü, bunun üzerine sanığın maktulün yanına gittiğini, sanığın maktule ‘Necmi ağabey ne trafosu silah sesi bu’ dediğini, maktulün ensesini ellediğinde eline kan geldiğini, hemen maktulü arabaya koyup hastaneye götürdüğünü, olaydan bir hafta önce maktulün Bursa’da Barbaros isimli bir kişiden araç satın aldığını ve 2.000 TL kapora verdiğini, olay günü de bu kişiyle buluşmak için Bursa’ya gittiklerini,” söylediğini, sanığa maktulün arabayı satın almak için yanında götürdüğü parayı sorduğunu, maktulün de kendisine 20.000 TL’yi Bursa’da oturan Erkan isimli arkadaşına teslim ettiğini söylediğini, sanıkla aralarında herhangi bir husumet bulunmadığını, olaydan yaklaşık 5-6 gün sonra sanığın kendisini arayarak maktulün durumunu sorduğunu, üzgün olduğunu söylediğini, ancak sanığın maktulü hiç ziyaret etmediğini, bu olaylardan sonra sanığın 20.000 TL’yi verme konusunda sürekli kendilerini oyaladığını, 23.12.2010 tarihinde Kocaeli il merkezinde bulunan Garanti Bankasının önünde sanıkla buluştuklarını, sanığın kendisine 20.000 TL’yi elden verdiğini, birlikte biraz ileride bulunan İş Bankasına giderek parayı ağabeyi ...’nın hesabına yatırdıklarını, sanıktan şikâyetçi olduğunu, Katılan ... aşamalarda; babası olan maktulün nasıl ve kim tarafından vurulduğunu görmediğini, olayları kardeşi İlbars’tan öğrendiğini, sanığın 20.000 TL’yi vereceğini söylemesine rağmen sürekli kendilerini oyaladığını ancak sonradan bu parayı verdiğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu, Tanık... Kollukta; maktul ...’yı 3 yıldan beri tanıdığını, maktulün dört çekerli bir araba almak istediğini, maktule sanık ...’nin yardımcı olduğunu ve kendisine internet üzerinden Bursa ilinde araç bulduğunu, bunun üzerine aracı görmek ve biraz da gezmek için maktul ile birlikte eşi Arzu ve oğlu Taha’yı da alarak Bursa’ya gittiklerini, yolda giderken maktulün aracını satın alacağı Barbaros isimli kişiyi aradığını, Oto Sanayi Sitesine giderek Barbaros isimli kişiyle buluştuklarını, aracı görüp beğendiklerini, maktulle Barbaros’un pazarlık yaptıklarını, 22.000 TL’ye anlaştıklarını ve maktulün 2.000 TL peşinat verdiğini, maktulün bir hafta sonra kalan parayı getirdiğinde aracı teslim alacağını, daha sonra Bursa ilinde biraz gezdikten sonra tekrar Kocaeli’ne gittiklerini, 31.10.2010 tarihinde kendisine araba lazım olduğu için maktulde bulunan aracını istemek amacıyla birçok kez maktulü telefonla aradığını ancak maktulün cevap vermediğini, bunun üzerine maktulün evine gittiğini, evin ziline bastığını ancak açan olmayınca otoparkta bulunan aracını kendisindeki yedek anahtarla çalıştırarak aldığını, maktulden haber alamayınca Kocaeli Çarşı Polis Merkezine gittiğini, gece Bursa Emniyet Müdürlüğünde görevli polislerin kendisini aradığını ve maktulün yaralandığını söylemeleri üzerine hemen Bursa’ya gittiğini, maktul ile iyi bir dostluklarının olduğunu, bildiği kadarıyla düşmanının olmadığını, maktulün kim ya da kimler tarafından vurulmuş olduğunu bilmediğini, Tanık ... Mahkemede; maktul ... ile olaydan bir hafta önce araba satışı nedeniyle tanıştığını, araba alım satımı konusunda anlaştıklarını, kendisine 2.000 TL kapora verdiğini, 20.000 TL’yi de aracı teslim aldığında vereceğini, olay günü kendisiyle telefonla görüştüklerini, yüz yüze görüşmelerinin olmadığını, maktulün aracı teslim almak için saat 20.00 sıralarında geleceğini söylediğini, 20.000 TL’yi aldığına dair bir belge düzenleyerek şirketteki çalışanı tanık ...’e bırakıp maktulle irtibata geçmesini söylediğini, tanık ... ile telefonda görüştüklerini, maktulün gelmesinin gece yarısını bulacağını öğrendiğini, saat 00.45 sıralarında tanık ...’a mesaj çekerek durumu sorduğunu, tanık ...’un da hâlâ beklediğini söylediğini, gece saat 03.30 sıralarında cinayet masasından gelen polislerden olayı öğrendiğini, olayla ilgili herhangi bir bilgisinin olmadığını, Tanık ... aşamalarda; patronu olan tanık Barbaros’un aracını satmak için internete ilan verdiğini, bu aracı almak için 24.10.2010 tarihinde saat 16.00-17.00 sıralarında maktul ile birlikte yanında bulunan biri kadın biri erkek ve bir de çocuğun çalıştığı iş yerine geldiklerini, araca bakıp beğendiklerini, maktul ile tanık Barbaros’un aracın 22.000 TL’ye alım satımı konusunda anlaştıklarını, maktulün tanık Barbaros’a 2.000 TL kapora verdiğini, olay tarihinde tanık Barbaros’un maktulün aracı almaya geleceğini öğrenmesi üzerine 22.000 TL’yi teslim aldığına dair bir protokol yazıp imzalayarak kendisine verdiğini, maktulden 20.000 TL’yi alarak elindeki protokol ile aracı maktule teslim edeceğini, tanık Barbaros’un saat 18.00 sıralarında iş yerinden ayrıldığını, maktulü arayıp nerede olduğunu sorduğunda kendisine yolda gelmekte olduklarını söylediğini, sonra saat 20.00-21.00 sıralarında tekrar maktulü aradığını, maktulün kendisine Özdilek civarında olduklarını, aracın yolda arıza yaptığını söylediğini, maktulün gelmemesi üzerine gece saat 00.00 sıralarında maktulü telefonla birkaç kez aradığını ancak maktulün cevap vermediğini, daha sonra tekrar aradığında maktulün telefonunun meşgule alındığını, yakınlarda olduğunu düşünerek bir daha aramadığını, saat 00.45 sıralarında patronu tanık Barbaros’un kendisine mesaj atarak durumu sorduğunu, kendisinin de maktulün daha gelmediğini mesajla bildirdiğini, aradan 10 dakika kadar geçtikten sonra polis memurlarının kendisini aradığını, olaydan bu şekilde haberdar olduğunu, iş yerinde bulunduğu sırada herhangi bir silah sesi duymadığını, Tanık ... Mahkemede; olay yerine yakın yerde bulunan Öz Volkanlar Vinç adlı firmada çalıştığını, o tarihte iş yerinde yatıp kalktığını, yorgun olduğu için erken saatte yatıp uyuduğunu, gece tahminen saat 02.30-03.00 sıralarında polislerin iş yerine gelerek kendisini uyandırdıklarını, iş yerinde bulunan kamera kayıtlarını incelediklerini, bu konuyla ilgili beyanını aldıklarını, uyuduğu için herhangi bir şey duymadığını, polislerin kamera kayıtlarını götürüp götürmediklerini bilmediğini, Tanık ... Mahkemede; maktulün hastaneye getirildiği gece acil serviste doktor olarak görevli olduğunu, olayın üzerinden uzun zaman geçtiği için detayları hatırlamadığını ancak hatırladığı kadarıyla maktulün acil servise sarı alana getirildiğini, çalışma yöntemlerinde sarı alan, yeşil alan ve kırmızı alan olarak üç çalışma bölümünün olduğunu, maktulü ilk olarak sarı alana aldıklarını, muayene sonucunda kafa kısmında, ensede kurşun yarası olduğunu fark etmeleri üzerine maktulü kırmızı alana aldıklarını, akabinde beyin cerrahi uzmanına haber vererek müdahaleye başladıklarını, maktulün hastaneye geldiğinde baygın vaziyette olduğunu, zaten ilk müdahale olarak entübasyon uygulandığını, bu nedenle maktulün olayla ilgili herhangi birşey söylemediğini, müdahale ettiği süre boyunca baygın olduğu için herhangi bir konuşması olmadığını, bunun haricinde olayla ilgili herhangi bir bilgisinin bulunmadığını, kendisi tarafından düzenlenen rapor içeriğinin doğru olduğunu, rapordaki imzanın kendisine ait olduğunu, sanık müdafisinin sorusu üzerine; maktulün hastaneye getiriliş anını görmediğini, hastaneye geldikten sonra diğer görevlilerce karşılanıp acil servise getirildiğini, kapıdaki görevlilerin maktulü o anki durumuna göre sarı alana aldıklarını, servis hemşiresi tarafından tansiyon kontrolü sırasında ensede kurşun yarası olduğunu ve kanama olduğunu fark etmeleri üzerine kırmızı alana alıp müdahalede bulunduklarını, tansiyon ya da benzeri bir rahatsızlık nedeni ile baygınlık olduğu düşüncesiyle görevlilerin maktulü sarı alana almış olabileceklerini, Tanık ... aşamalarda; oto tamir işiyle uğraştığını, aynı işle uğraşan sanığı da 5-6 yıldır tanıdığını, olaydan 3 ay kadar önce sanık ...’nin kendisi için Kocaeli ilinde bir araç satın alacağını, bu nedenle kendisine 18.000 TL gönderdiğini, sanığın bu aracı 4.000 TL kârla 22.000 TL’ye satabileceğini söylediğini, kendisinin de bu durumu kabul ettiğini ancak bu paranın sadece 7.000 TL’lik kısmını parça parça alabildiğini, sanığın kendisine hâlen 11.000 TL borcunun olduğunu, olay gecesi saat 00.00 sıralarında sanığın kendisini arayarak Muradiye Devlet Hastanesinde olduğunu söyleyip yanına çağırdığını, başka bir açıklama yapmadığını, bunun üzerine Muradiye Devlet Hastanesine gittiğini ancak sanığı göremediğini, telefonla aradığında sanığın polislerin yanında olduğunu belirterek kendisine hastanede ... adında birisinin olduğunu, kendisi hastaneye gelene kadar arkadaşı olan bu kişinin başında beklemesini söylediğini, yaklaşık 15 dakika kadar hastanede kaldığını, ...’nın başında doktor ve hemşireler olduğu için yanına yaklaşamadığını, daha sonra evine gittiğini, yaklaşık 15 dakika sonra sanığın tekrar arayarak polislerin kendisiyle görüşmek istediklerini söylediğini, bunun üzerine polis merkezine gittiğini, ...’nın ölümüyle ilgili herhangi bir bilgisinin olmadığını, sanıkla o gece yüz yüze görüşmediğini ve kendisinden para almadığını, Tanık İhsan Gürol Alabaş Kollukta; olaydan sonra evde ailece oturdukları sırada kız kardeşinin eşi olan sanığa olayın nasıl meydana geldiğini sorduğunda, sanığın “Evde çocuklar var, sonra konuşuruz” dediğini, bu olayla ilgili başka bir şey konuşmadıklarını, olaydan sonra sanığın eve not bırakarak kaybolduğunu, kız kardeşinin polise müracaat ettiğini, sanığın piyasaya borcu olduğunu kız kardeşinden öğrendiğini, HTS kayıtlarında tespit edilen görüşmeleri kendisinin yapmadığını, o telefon hattını evde bıraktığını, sanığın bu hattan kiminle görüştüğünü bilmediğini, İfade etmişlerdir. Sanık Kollukta 31.10.2010 tarihinde, saat 04.00’te bilgi sahibi sıfatıyla; çocukluğundan beri tanıdığı maktulle sık sık görüştüklerini, müteahhit olan maktulün zaman zaman araba alım satımı da yaptığını, kendisinin de bu işlerde maktule yardımcı olduğunu, her araba alım satımında maktulün kendisine 250-300 TL verdiğini, olaydan bir hafta kadar önce maktulün 4x4 araç aradığını söylediğini, internet üzerinden Bursa ilinde bir araç bulduğunu ve ilandaki telefon numarasını maktule verdiğini, maktulün araç sahibi ile görüşüp arabayı almaya karar verdiğini, araca bakması için kendisini de yanında Bursa’ya götürmek istediğini, maktulün eşinden ve çocuklarından ayrı yaşadığını, aralarının iyi olmadığını, olay tarihinde maktulle birlikte Bursa’ya gitmek üzere saat 19.30 sıralarında Kocaeli ilinden yola çıktıklarını, yolda maktulün aracı alacağı kişiyi aradığını, Özdilek’in oraya geldiklerinde aracının kaza yaptığını, 15-20 dakika kadar tamir için oyalandıklarını, daha sonra ağır ağır yola devam ettiklerini, maktulün bir hafta önce Bursa’ya geldiği için yolu tarif ettiğini, birlikte Oto Sanayi Sitesine geldiklerini, aracı alacakları kişinin iş yerine yakın bir yerde aracı park ettiklerini, maktulün aşağıya indiğini ve yüzü arabaya dönük olacak şekilde üstünü başını düzelttiğini, araçtan indiği sırada bir el silah sesi duyduğunu, sesin nereden geldiğini anlamadığını ve çevrede kimseyi görmediğini, bu esnada maktulün “Bana bir şey oldu. Ensem yandı” dediğini, hemen maktulün yanına koşarak eliyle ensesine dokunduğunda ıslaklık ve sıcaklık hissettiğini, maktulü araca bindirerek ön koltuğu arkaya doğru yatırdığını, temiz bir bez ile maktulün ensesine tampon yaptığını, Oto Sanayi Sitesinden aşağıya doğru inerek yakın çevre yolundan Özdilek kavşağına, oradan da İstanbul Yolunu takip ederek eski terminale, oradan da Muradiye Devlet Hastanesine ulaştığını, önceden bildiği için bu yolu kullandığını, maktulü tedavisi yapılmak üzere hastanede bıraktığını, Kollukta, 10.02.2011 tarihinde, müdafi eşliğinde, şüpheli sıfatıyla; maktulün yanında getirdiği söylenen 20.000 TL’den haberdar olmadığını, bu parayı hiç görmediğini ve maktulün cebinden de almadığını, maktulün oğulları ile arasında para diyaloğu geçmediğini, katılan ...’ya banka kanalıyla para havalesi yapmadığını, kendisine gösterilen dekontta isminin geçmediğini, olay anında araçta kendisi ve maktulden başka kimsenin olmadığını, kendisinde ve maktulde tabanca bulunmadığını, olay anında silah sesi duyduğunu, silahın yakın bir yerden ateşlendiğini tahmin ettiğini, Savcılıkta önceki ifadelerinden farklı ve ek olarak; Bursa’ya gece saat 23.30 sıralarında geldiklerini, maktulün elinde atış artıklarının ne şekilde çıktığını bilemediğini, yolda herhangi bir yerde silahla ateş etmediklerini, olayın olduğu yerde ateş eden kimseyi de görmediğini, maktul olay anında elini ensesine götürdüğü için elinde atış artığı çıkmış olabileceğini, katılan ...’nın iddialarını kabul etmediğini, para transferini gösteren dekonttaki hesap numarasının kendisine ait olduğunu ancak böyle bir para transferi yapmadığını, maktulden alacağı veya borcunun olmadığını, tanık ... ile araba alım satımı yaptıkları için kendisine 15.000 TL borcunun olduğunu, olay gecesi tanık Erkan ile telefonla görüştüğünü, yardımcı olması için kendisini hastaneye çağırmak amacıyla aradığını, ancak kendisiyle hastanede yüz yüze görüşmediklerini, maktul ...’nin yolda giderken telefonda bir kadınla görüştüğünü, kimle görüştüğünü bilmediğini ancak bir hafta önce Bursa’ya geldiği kadın olduğunu düşündüğünü, Oto Sanayi Sitesinde arabayı park edince maktulün dışarı çıktığını, üzerini düzeltirken hafif eğildiğini, o sırada pat diye bir ses duyduğunu, maktulün “Trafo mu patladı” dediğini, kendisinin de maktule “Bu trafo sesi değil başka bir patlama sesi” diye söylediğini, etrafa baktığında herhangi bir anormallik görmediğini, maktulün ensesine dokunduğunda kan olmayan sarı renkli bir sıvının eline geldiğini, maktul vurulduktan sonra kendinde olduğunu, maktulü hastaneye götürmeyi kendisinin teklif ettiğini, daha yakın bir yerde hastane olduğunu bilmediğini, maktul konuşabildiği için 112 veya 155 hatlarını arama gereği hissetmediğini, zaten kanamanın da olmadığını, hastaneye gittiklerinde görevlilerin maktulü sedyeye koyduklarını, kendilerini uyarması üzerine kontrol ettiklerinde maktulün ateşli silahla yaralandığını anladıklarını, o ana kadar maktulün vücuduna mermi isabet ettiğinden haberdar olmadığını, suçlamayı kabul etmediğini, Tutuklanma talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde önceki ifadelerinden farklı ve ek olarak; olaydan sonra katılan ... ile konuşurken kendisine maktulün elinde dolaşan paranın 45.000 TL civarında olduğunu, bu paradan 20.000 TL civarında eksiklik olabileceğini söylediğini, bu 20.000 TL’nin maktulün olaydan bir hafta önce Bursa’ya birlikte geldiği kadında olabileceğini düşündüğünü, bunun dışında katılan ...’ın beyanlarını kabul etmediğini, Mahkemede önceki ifadelerinden farklı ve ek olarak; olaydan sonra hastaneye giderken maktulün dizine dokunarak kendisine “Merak etme iyiyim” dediğini, durumu iyi olduğu için başka bir hastane aramadığını, maktulü güzergâhını bildiği Muradiye Devlet Hastanesine getirdiğini, olaylardan sonra maktulün oğlu katılan ...’a verdiği 20.000 TL’nin olay gecesi maktulün üzerinden çıkan para olmadığını, daha önceki araba alım satımı nedeniyle kendisinde kalan para olduğunu, arabayı satamadığı için parayı geç ödeyebildiğini, hastanede maktulün montunun cebinden kimliğini çıkartırken cebinde 1.650 TL para olduğunu gördüğünü, bu parayı da polislerin tespit edip kendisine verdiklerini, bunun dışında kendisinde para olmadığını, maktulün ensesine pansuman yapmadığını, ancak arabadaki temiz bir bezi maktule verdiğini, bu bezi daha sonra polislere gösterdiğini, piyasaya önemli ölçüde borcu olmadığını, her esnaf gibi olsa olsa 40-50 bin TL civarında borcu olduğunu, bu borcu karşılayabilecek mal varlığına sahip olduğunu, olaydan sonra polislerle birlikte Oto Sanayi Sitesindeki bir iş yerine gittiklerini, polislerle birlikte güvenlik kamerası görüntülerini izlediklerini, Oto Sanayi Sitesine giriş ve çıkışının görülebildiğini, ayrıca görüntülerde 2 kişinin koşarak gittiğini gördüğünü, borçlu olduğu tanık ...’in borcunu ödemesi konusunda kendisini sıkıştırmadığını, olaydan sonra katılan ... ile yaptığı görüşmelerin maktulün durumuyla ilgili olduğunu, Savunmuştur. Sanık hakkında verilen mahkûmiyet kararı Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleştikten sonra, sanık müdafi tarafından Yerel Mahkemeye ibraz edilen yargılanmanın yenilenmesi talepli dilekçesi ekinde bulunan Kocaeli Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Heyetince düzenlenen 21.02.2018 tarihli uzman görüşünde; maktuldeki yaranın uygun şekilde tarif edilmemesi ve elbise incelemesi yapılmamasının eksiklik olduğu, maktulün elinden alınan svaplarda atış artıkları bulunmasının kesin bir adli-tıbbi delil olmadığı, atış artığının başka bir şekilde de bulaşmış olabileceği; yine aynı dilekçenin ekinde bulunan Marmara Ünivetsitesi Hukuk Fakültesinden Doçent Dr. Mehmet Emin Alşahin tarafından düzenlenen 24.04.2018 tarihli bilimsel mütalaada; sanığın maktule ateş ettiği hususunda kesinlik bulunmadığından şüpheden sanığın yararlanması gerektiği, varsayıma dayalı hüküm kurulduğu, kamera kayıtlarının bilirkişi tarafından eksik değerlendirildiği, mahkûmiyet hükmündeki olay kurgusunun dosya kapsamıyla tam olarak uyumlu olmadığı belirtilmiştir. Ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delillerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK; adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle, adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur. Uyuşmazlığın daha sağlıklı çözümü için “atış artığı”, “bitişik atış”, “bitişiğe yakın atış”, “yakın atış”, “uzağa yakın atış” ve “uzak atış” kavramları üzerinde durulmalıdır. Türk Dil Kurumu Yayınları Kriminal Terimleri Sözlüğünde; Atış artıkları; “Ateşli silahlarda kullanılan muhimmatta mevcut darbeye hassas patlayıcıların, ateşlenme anında yüksek ısı ve basınç etkisiyle yanması esnasında ortaya çıkan, vücut dokusuyla hiçbir kimyasal etkileşime girmeyen, yapısında kurşun (Pb), baryum (Ba), antimon (Sb), kalay (Sn), bakır (Cu), çinko (Zn) ve titanyum (Ti) gibi elementlerin kombinasyonlarını ihtiva eden, genellikle küresel yapıda eşsiz morfolojiye sahip mikron boyutunda partiküller”, Bitişik atış; “Kısa ve uzun namlulu ateşli silahlarda, namlu ucunun giysiye tamamen temas ettiği, mermi giriş deliği bölgesinde genel olarak; yoğun atış artığı, alev yanığı, is, artı veya yıldız şekli gibi karakteristik özellikler gösteren atışlar”, Bitişiğe yakın atış; “Kısa ve uzun namlulu ateşli silahlarda, giysi üzerindeki mermi giriş deliklerinin fiziki ve kimyasal karakteristik özelliklerinin bitişik atış mesafesinden yapılan atışlarla yakın benzerlikler gösterdiği, giysi ile namlu ucu arasında çok az (4 cm'ye kadar) mesafenin bulunduğu atışlar”, Yakın atış; “Kısa ve uzun namlulu ateşli silahlarda, fiziki özellikler bakımından bitişik atış karakterini taşımayan ve bitişik atışa göre mermi giriş deliği bölgesinde daha az miktarda ve düzensiz dağılmış atış artığı bırakan atışlar”, Uzağa yakın atış; “Kısa ve uzun namlulu ateşli silahlarla yakın atışın üst sınırına yakın mesafeden yapılan ve giysiler üzerinde hemen hemen hiç atış artığı bırakmayan atışlar”, Uzak atış; “Kısa ve uzun namlulu ateşli silahlarla yakın atışın üst sınırından daha uzak mesafeden yapılan ve giysiler üzerinde atış artığı bırakmayan atışlar”, Şeklinde tanımlanmaktadır. Atış mesafesi tayiniyle ilgili olarak; “Ateşli silah atış mesafeleri bitişik, yakın ve uzak olmak üzere başlıca üç kategoride incelenir. 1- Cilt ile namlu ağzı arasındaki mesafenin 0-3 cm olduğu atışlar genel olarak bitişik atış olarak adlandırılır. Ancak namlu ağzının cilde tamamen dayalı olduğu atışları bitişik, cilt ile namlu ağzı arasında az da olsa 3 cm'ye kadar bir mesafenin bulunduğu atışları bitişiğe yakın atış olarak sınıflamak daha doğrudur. Zira; bitişik atışlarda ciltaltında ‘maden boşluğu’nda görülen bulgular, bitişiğe yakın atışlarda hem ciltaltında hem de ciltte oluşabilmektedir. 2- Yakın atış kısa namlulu silahlar için 3-(30-45) cm'den, uzun namlulu silahlar için ise 3-(75- 100) cm mesafeden yapılan atışlardır. 3- Yakın atışın üst sınırından daha uzak, bir başka ifadeyle ciltte herhangi bir atış artığı bırakmayacak mesafeden yapılan atışlara da uzak atış denir.” (Adli Travmatoloji, Dr. Ercüment Aksoy, Dr. Atınç Çoltu, Dr. Beyhan Ege, Dr. Gürsel Günaydın, Dr. Mehmet Akif İnanıcı, Dr. Hüseyin Karali, Dr. Mustafa Karagöz, Dr. Cemil Ötker, Dr. Ali Yeşimçigil, https://www.ttb.org.tr/eweb/adli/4.html) şeklinde açıklamalar yapılmıştır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Otomobil tamircisi olan sanık ...’ın, çok önceden tanıdığı olan ve Kocaeli ilinde müteahhitlik yapıp zaman zaman araç alım satım işiyle de uğraşan maktul ...’ya araç alım satımı konusunda yardımcı olduğu ve karşılığında bir miktar para aldığı, suç tarihinden önce maktul ...’nin kendisine 4x4 araç lazım olduğunu sanığa söylediği, sanığın da internet üzerinden yaptığı araştırmada Bursa ilinde maktulün aradığı tarzda bir araç olduğunu gördüğü ve satış ilanındaki telefon numarasını maktule verdiği, bunun üzerine maktulün tanık ...’i telefonla arayarak satışa çıkardığı aracını almak istediğini söylediği, suç tarihinden bir hafta önce maktul ...’nin, tanık... ve Levent’in eşi Arzu ile birlikte Bursa iline hem araca bakmaya hem de gezmeye gittikleri, maktul ...’nin aracı 22.000 TL’ye satın almak üzere tanık Barbaros ile anlaştığı ve 2.000 TL kapora bırakarak kalan 20.000 TL’yi bir sonraki hafta getirip aracı teslim almak üzere tanık Barbaros’un yanından ayrıldığı, bir hafta sonra 30.10.2010 tarihinde maktul ... ile sanık ...’nin aracı teslim almak için Bursa iline gitmek üzere sanık ...’ye ait araç ile saat 19.30 sıralarında Kocaeli ilinden birlikte yola çıktıkları, maktulün araç bedeli olan 20.000 TL’yi nakit olarak yanında götürdüğü, maktul ...’nin Bursa’ya aracı teslim almak için geleceğini öğrenen tanık Barbaros’un, aracın satış bedeli olan 22.000 TL’yi elden teslim aldığına dair bir protokol düzenleyerek maktule verilmek üzere yanında çalışan işçisi tanık ...’e bıraktığı, tanık ...’un maktul ...’yi telefonla aradığında maktulün yolda olduklarını söylediği, bir süre sonra saat 20.00-21.00 sıralarında tanık ...’un maktul ...’yi tekrar arayarak nerede olduklarını sorduğu, maktulün Özdilek civarında olduklarını, arabalarının arıza yaptığını söylediği, sanık ... ve maktul ...’nin saat 23.30-24.00 sıralarında aracı teslim alacakları Bursa Oto Sanayi Sitesine geldikleri, burada maktul ...’nin başının arkasına ense bölgesine isabet eden bir mermi ile yaralandığı, sanığın maktulü aracıyla Muradiye Devlet Hastanesine götürdüğü, hemen yoğun bakıma alınan ve 37 gün yoğun bakımda kalan maktul ...’nin ateşli silah mermi çekirdeği ile kafatası kaide kemik kırığı, beyin harabiyeti ve kanaması ile gelişen komplikasyonlar sonucu öldüğü, olaydan sonra maktulün beraberinde getirdiği 20.000 TL’yi alan sanık ...’nin 23.12.2010 tarihinde bu parayı katılan ...’ya elden teslim ettiği olayda; maktulün sağ el üzerinde ve avuç içinde ancak bitişik veya yakın atışlarda görülebilecek atış artığına rastlanılması nedeniyle maktulün bilimsel raporlar doğrultusunda atış artığı bırakması mümkün olmayan uzaktan yapılan atışla yaralanmadığının sabit olması, aile dostu olduğunu iddia ettiği maktulün yabancı bir şehirde ateşli silahla ensesinden yaralandığını gören sanığın 112 veya 155 telefon hatlarını aramadan ilk olarak borçlu olduğu tanık ...’i aramasının hayatın olağan akışına aykırı oluşu, sanığın gerek olay öncesinde gerekse sonrasında tanık ... ile sık sık telefon görüşmesi yapması, piyasaya yüklü miktarda borcu bulunan sanığın maktulün beraberinde getirdiği 20.000 TL’yi alıp almadığı hususunda aşamalarda çelişkili beyanlarda bulunması, ilk ifadelerinde maktulün oğulları olan katılanlar İlbars ve Çetin ile para konusunda konuşmadıklarını ve kesinlikle para göndermediğini iddia eden sanığın, iletişimin tespiti suretiyle kayıt altına alınan telefon görüşmelerinde katılanlara 20.000 TL’yi nasıl ve ne zaman vereceğine dair konuşmalar yapması, yine kendisine 20.000 TL para yatırıldığına ilişkin dekont gösterildiğinde bu paranın da önceye dayalı başka bir araba alım satımından kaynaklandığına dair çelişkili ve inandırıcı olmayan beyanları karşısında, sanığın yanında 20.000 TL olduğunu bildiği maktul ...’yi gece vakti, çevrede kimsenin olmadığı bir yerde, ele geçirilemeyen 7,65 mm çapında tabanca ile ensesinden vurduktan sonra 20.000 TL’yi aldığı sabit olup, mermi çekirdeği giriş yarasının tıbbi müdahaleye ve geçen süreye bağlı olarak yara özelliklerini kaybetmesi nedeniyle atış mesafesinin tespit edilemeyeceğine dair Adli Tıp Kurumu Bursa Grup Başkanlığının yazısı, yine uzak mesafeden yapılan atışlarda atış artığı görülebilmesinin mümkün olmadığına dair bilimsel raporlar, dosya içerisinde sanığın ve maktulün cep telefonlarıyla yaptıkları görüşmelere ilişkin HTS kayıtlarının bulunması, olay tutanağı ve olay yeri inceleme raporuna göre olay mahallinde ve sanığa ait araçta herhangi bir bulguya rastlanılmadığının belirtilmesi birlikte değerlendirildiğinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itiraz gerekçesinde belirtilen hususların araştırılmasının, dosyadaki mevcut delillere göre tespit edilen maddi gerçeğe bir katkı sağlamayacağı kabul edilmelidir. Bu nedenle dosya kapsamı itibarıyla araştırılması gereken başkaca bir husus bulunmadığından, sanığın mahkûmiyetine ilişkin Yerel Mahkeme hükmü ile Özel Daire onama kararı isabetli olup Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 25.06.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

  • 0 UYUŞTURUCU MADDE SUÇU

    • Yazar Kahramanmaraş Avukat
    • 11-12-2020

    T.C YARGITAY10.Ceza DairesiEsas: 2016/ 739Karar: 2016 / 1929Karar Tarihi: 20.06.2016 UYUŞTURUCU MADDE SUÇU - YETERLİ DELİL BULUNMADIĞI GÖZETİLMEDEN BİR KISMININ SANIĞA İADESİ YERİNE TAMAMININ MÜSADERESİNE KARAR VERİLMESİNİN İSABETSİZLİĞİ - HÜKMÜN BOZULDUĞU ÖZET: Sanıkta ele geçirilen 820 TL paradan 180 TL'sinin 08.09.2014 tarihinde uyuşturucu madde satın alan H.. Y.. ve M.. D.. tarafından verildiği, kalan 640 TL'nin suçtan elde edildiğine ilişkin yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden, 180 TL'nin müsaderesine ve kalan 640 TL'nin sanığa iadesi yerine tamamının müsaderesine karar verilmesi yasaya aykırıdır.(5237 S. K. m. 55, 58, 220) Dava ve Karar: Dosya incelendi. Gereği Görüşülüp Düşünüldü: A) Sanık M... hakkındaki hükmün incelenmesi: Gerekçeli kararın başlık bölümünde suç tarihlerinin "14/08/2014, 17/08/2014 ve 19/08/2014" yerine "14/08/2014, 17/08/2014, 19/08/2014, 20/08/2014, 08/09/2014, 01/10/2014 ve 02/10/2014" olarak gösterilmesi, Mahkeme tarafından düzeltilmesi mümkün maddi hata olarak kabul edilmiştir. Isparta 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nce 20.12.2012 tarihinde 2012/87 esas ve 2012/927 karar sayı ile verilen ve tekerrür oluşturan 10 ay 25 gün hapis cezası nedeniyle, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 58. maddesinin 6 ve 7. fıkralarının uygulanmaması, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni sayılmamıştır. Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile eleştiri dışında yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; sanık ve müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, Başkan Vekili A.. K...'nın hükmün tekerrür yönünden bozulması gerektiğine ilişkin karşı oyu ve oyçokluğuyla B) Sanık Y.. Hakkındaki hükmün incelenmesi: Gerekçeli kararın başlık bölümünde suç tarihlerinin “17/08/2014, 19/08/2014, 20/08/2014 ve 08/09/2014” yerine "14/08/2014, 17/08/2014, 19/08/2014, 20/08/2014, 08/09/2014, 01/10/2014 ve 02/10/2014" olarak gösterilmesi Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile eleştiri dışında yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; sanık ve müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, oybirliğiyle, C) Sanık H.. hakkındaki hükmün incelenmesi: Gerekçeli kararın başlık bölümünde suç tarihlerinin "17/08/2014, 20/08/2014 ve 08/09/2014" yerine "14/08/2014, 17/08/2014, 19/08/2014, 20/08/2014, 08/09/2014, 01/10/2014 ve 02/10/2014" olarak gösterilmesi, Mahkeme tarafından düzeltilmesi mümkün maddi hata olarak kabul edilmiştir. Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile aşağıda belirtilenin dışında yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; sanık ve müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak; Sanıkta ele geçirilen 820 TL paradan 180 TL'sinin 08.09.2014 tarihinde uyuşturucu madde satın alan H.. Y.. ve M.. D.. tarafından verildiği, kalan 640 TL'nin suçtan elde edildiğine ilişkin yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden, 180 TL'nin müsaderesine ve kalan 640 TL'nin sanığa iadesi yerine tamamının müsaderesine karar verilmesi, Yasaya aykırı, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA; ancak bu durumun yeniden yargılama yapılmaksızın CMUK'nın 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasının “10” numaralı paragrafının 3. bendinde yer alan ”Adli emanetin 2014/1519 sırasında kayıtlı 820 TL paranın uyuşturucu ticaretinden elde edildiği anlaşılmakla TCK'nun 55/1 maddesi uyarınca müsaderesine” ibaresinin çıkarılması ve yerine “ Adli emanetin 2014/1519 sırasında kayıtlı 820 TL paranın 180 TL'sinin suçtan elde edildiği anlaşıldığından TCK'nın 55. maddesinin 1. fıkrası uyarınca müsaderesine, kalan 640 TL paranın suçtan elde edildiğine ilişkin yeterli delil bulunmadığından bu paranın sanık H..'ye iadesine” ibaresinin yazılması suretiyle, hükmün düzeltilerek ONANMASINA, oybirliğiyle, D) Sanık M..hakkındaki hükmün incelenmesi: Gerekçeli kararın başlık bölümünde suç tarihlerinin “01/10/2014 ve 02/10/2014” yerine "14/08/2014, 17/08/2014, 19/08/2014, 20/08/2014, 08/09/2014, 01/10/2014 ve 02/10/2014" olarak gösterilmesi, Mahkeme tarafından düzeltilmesi mümkün maddi hata olarak kabul edilmiştir. Bir suç işleme kararının icrası kapsamında 01.10.2014 tarihinde Y..'a 02.10.2014 tarihinde ise A..'e eroin satan sanığın cezasının, zincirleme suçla ilgili TCK'nın 43. maddesi uyarınca artırılması gerektiğinin gözetilmemesi, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni sayılmamıştır. Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile eleştiri dışında yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; sanık ve müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, oybirliğiyle, E) Sanık F.. hakkındaki hükmün incelenmesi: Gerekçeli kararın başlık bölümünde suç tarihlerinin “14/08/2014, 17/08/2014 ve 19/08/2014” yerine "14/08/2014, 17/08/2014, 19/08/2014, 20/08/2014, 08/09/2014, 01/10/2014 ve 02/10/2014" olarak gösterilmesi, Mahkeme tarafından düzeltilmesi mümkün maddi hata olarak kabul edilmiştir. Gizli soruşturmacı ancak TCK'nın 220. maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan "örgüt kurma" ve "örgütü yönetme" suçları ile örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması şartıyla 139. maddede sınırlı olarak sayılan diğer suçlar için görevlendirilebilir. Bunlar dışındaki suçlar nedeniyle görevlendirilen gizli soruşturmacı "adli kolluk görevlisi" ise kollukla ilgili kanunlar ile CMK'daki hükümlerde yer alan genel yetkisi ve görevi kapsamında olmak üzere, Cumhuriyet savcısının sözlü veya yazılı emirleri doğrultusunda delil toplayabilir. Bu nitelikte topladığı deliller hukuka uygundur. Bu nedenle, örgütlü olmayan suçlar için gizli soruşturmacı olarak görevlendirilen ve adli kolluk görevlisi olan kişinin statüsü "adli kolluk görevlisidir." Adli kolluk görevlisi tarafından düzenlenen rapor ve/veya tutanak dışında, sanığın mahkûmiyetine yeterli ve kesin delil yoksa ve sanık bu tutanak ve/veya rapora itiraz etmiş ise, adli kolluk görevlisi tanık olarak dinlenmelidir. Adli kolluk görevlisi, diğer tanıklar gibi kimlikleri gizlenmeden dinlenmelidir. Sanığın, somut olaylarla ilgili isnat olunan suçları kabul etmediğini, 14.08.2014, 17.08.2014 ve 19.08.2014 tarihlerinde kimseye esrar satmadığını, tutanakta belirtilen sözleri söylemediğini savunması dikkate alınarak; 1- 14.08.2014 tarihli suçla ilgili olarak 325 ve 504 numaralı adli kolluk görevlilerinin kimlikleri gizlenmeden, sanık ve müdafiine soru sorma hakkı da tanınarak ayrı ayrı tanık olarak dinlenmeleri, sanık F..'in kendilerini yanına çağırıp “Cigara mı alacaksınız? Biz çözelim.”, diğer sanık M..'ya hitaben de “Abilerin işlerini biz çözelim, uzağa gitmesinler” deyip demediğinin sorulması, 2- 17.08.2014 tarihli suçla ilgili olarak 325 ve 504 numaralı adli kolluk görevlilerinin tanık olarak dinlenmesi, sanık F..'in seslenerek kendilerini durdurup durmadığının, diğer sanık Y...'e “Abilerimin işini çözelim, sağlam ver” deyip demediğinin ve diğer sanık Y..tarafından esrarın satılmasından sonra “Bizden zarar gelmez, çekinmeyin, buraya gelin, burası da bizim” deyip demediğinin sorulması, 3- 19.08.2014 tarihli suçla ilgili olarak 438 ve 445 numaralı adli kolluk görevlilerinin kimlikleri gizlenmeden, sanık ve müdafiine soru sorma hakkı da tanınarak tanık olarak dinlenmeleri, sanık F..'in kendilerine hitaben “Kime baktınız, ne alacaksınız, biz çözelim, şeker de var, cigarada var ”, diğer sanık M..ya hitaben de “cigara, cigara” deyip demediğinin sorulması, Sonucuna göre, tüm deliller birlikte tartışılarak sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ile ve kolluk görevlilerinden bazılarının CMK'nın 52. maddesinin 1. fıkrası ile 58. maddesinin 1. fıkrasına aykırı olarak kimlikleri gizlenip birlikte dinlenmek suretiyle hüküm kurulması, Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA, oybirliği ile, 20.06.2016 tarihinde karar verildi. KARŞI OY GEREKÇESİ Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 17.04.2007 tarih ve 2007/71-98 sayılı kararına yazdığım karşı oy gerekçemde belirttiğim nedenlerle; Tekerrür, 5237 sayılı TCK'nın birinci kitabının, üçünü kısmının, ikinci bölümünde yer alan “güvenlik tedbirleri” başlığı altındaki 58. maddesinde düzenlenmiş; aynı Kanun'un 7. maddesinde ise bir “infaz rejimi” olduğu belirtilmiştir. Cezayı etkileyen bir neden olarak kabul edilmediğinden, gerek 1412 sayılı CMUK'nın halen yürürlükte olan 326. maddesinin son fıkrasında, gerekse 5271 sayılı CMK'nın 307.maddesinin (4) numaralı fıkrasında öngörülen “hükmün sanık lehine temyizi üzerine bozulmasından sonra yeniden verilen hükmün, öneki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz” biçimindeki kuralın kapsamı dışında kalmaktadır. Başka bir anlatımla, 5237 sayılı TCK'nın 58.maddesinin 6 ve 7.fıkralarının uygulanmaması ya da uygulanması ile ilgili hata yapılması durumunda, temyizin sanık lehine olup olmadığına bakılmaksızın hükmün bozulması gerekir.Somut olayla ilgili olarak, tekerrür oluşturan 10 ay 15 gün hapis cezasına ilişkin mahkûmiyeti nedeniyle sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 58. maddesinin 6 ve 7.fıkralarının uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi yasaya aykırıdır. Açıklanan nedenle, sanık hakkındaki hükmün bozulması gerektiği kanısını taşıdığımdan, tekerrür hükümlerinin uygulanmamasının eleştirilmesi ile yetinilerek hükmün onanması yönündeki görüşüne katılmıyorum. 20.06.2016 (¤¤)