• Ismet Pasa, No:, Ögretmenler Cd. No:2,
  • 46100 Kahramanmaras Merkez/Kahramanmaras

Blog

  • 0 Dolandırıcılık suçunun

    • by AlpEren
    • 24-01-2018
    2.00 of 1 Oy

    Dolandırıcılık suçunun faili herkes olabilir. Fakat bir kamu görevlisinin görevinin sağlamış olduğu güveni kötüye kullanarak menfaat sağlaması gerektiğine karşı tarafı inandırıp haksız bir menfaat elde etmesi durumunda ikna suretiyle irtikap suçu ( TCK m.250/2) oluşacaktır. Dolandırıcılık suçunda fail ise münhasıran malvarlığı zarara uğrayan kişidir. Bu suçun oluşması için kendisine karşı hileli davranışlarda bulunulan kişi ile bunun sonucunda malvarlığı zarara uğrayan kişinin aynı kişi olmasına gerek yoktur. Bu suçun maddi konusunu taşınır ve taşınmaz mallar oluşturabileceği gibi alacak hakkı da suçun maddi konusu arasında yer almaktadır. TCK m.157’de yer alan dolandırıcılık suçunun maddi unsurlarının üç alt unsurdan oluştuğunu söylememiz mümkündür. Buna göre, failin hileli bir davranışta bulunmuş olması, bu davranış sonucunda mağdurun aldatılmış olması, mağdurun ya da bir üçüncü kişinin zararına olarak failin kendisine veya bir üçüncü kişiye yarar sağlamış olmasıdır. Dolayısıyla bu suç, birden fazla hareketli bir suç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu suçun manevi unsurunu genel kast oluşturmaktadır. Failin kastı, hem hileli davranışa hem bunun sonucunda mağdurun hataya düşürülmesine hem de haksız yarar sağlamaya yönelik olması gerekmektedir. Söz konusu hareket sonucunda failin aslında zarar vermek istediği kişi dışında bir başkasının zarara uğramış olması kastı ortadan kaldırmayacaktır. Bu suçun olası kastla da işlenmesi mümkündür, bu durumda faile verilecek olan ceza indirilir. Dolandırıcılık suçu, bir başkasının zararına olarak haksız yararın elde edilmesiyle tamamlanır. Dolayısıyla bu suç, bir netice suçudur. Hileli davranışlara başvurulmuş olmasına karşın failin engel bir neden yüzünden yarar elde edilememiş ya da hileli davranışlar herhangi bir engel nedeniyle tamamlanamamışsa bu suçun teşebbüs aşamasında kaldığından söz etmek mümkündür.  Dolandırıcılık suçunun tipik hareketlerini tamamen ya da kısmen gerçekleştiren kişiler bu suçun müşterek faili olarak kabul edileceklerdir. Bu suça yardım etme biçiminde de iştirakte bulunmak söz konusu olabilir. Dolandırıcılık Suçunun Cezası Dolandırıcılık Suçunun Cezası Dolandırıcılık suçunun TCK’ ya göre cezalandırılma şekli üç farklı şekilde karşımıza çıkmaktadır: Suçun temel halinin işlenmesinden dolayı cezalandırma, suçun nitelikli halinin işlenmesinden dolayı cezalandırma ve suçun daha az cezayı gerektiren hallerinin varlığı. TCK m.157’de yer alan dolandırıcılık suçunun basit halinin işlenmesi durumunda fail, 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasının yanı sıra beş bin güne kadar adli para cezasına da çarptırılacaktır. TCK m.158’te ise nitelikli dolandırıcılık suçuna yer verilmiştir. Söz konusu maddede yer alan suçun işlenmesi halinde ise fail hakkında 2 yıldan 7 yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunacaktır. Fakat bu maddede yer alan ayrı bir düzenlemeye göre (e), (f), (j) ve (k) bentlerinde yer alan suçlardan birinin işlenmesş halinde faile verilecek olan hapis cezasının alt sınırı 3 yıldan az olamayacağı gibi verilecek olan adli para cezası suçtan elde edilmiş olan menfaatin iki katından az olamayacaktır. TCK m.159’da ise dolandırıcılık suçunun daha az cezayı gerektiren nitelikli haline yer verilmiştir. Bu maddeye göre, dolandırıcılık suçunun hukuki bir ilişkiye dayanan alacağı tahsil etmek amacıyla işlenmesi halinde mağdurun şikayeti üzerine fail hakkında 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezasına veya adli para cezasına hükmolunacaktır. Bu maddeyle görüyoruz ki suçun bu sebeple işlenmesi durumunda, suçun takibi şikayete bağlı hale gelecektir. Ancak dolandırıcılık suçunun temel ve nitelikli halleri açısından böyle bir durum mevcut değildir. Aynı zamanda dolandırıcılık suçunun hukuki bir alacağı tahsil amacıyla işlenmesi halinde fail hakkında verilecek olan ceza seçimliktir; diğer durumlarda ise hem adli para cezasına hem de hapis cezasına hükmedilecektir. Nitelikli Dolandırıcılık Suçunun Unsurları Nitelikli dolandırıcılık suçunun işlenmesi, cezanın ağırlaştırılmasını gerektiren bir haldir ve ağır ceza avukatı mahkemesinde yargılanır. Nitelikli dolandırıcılık suçu, TCK m.158/1 ’de on bir bent halinde yer almaktadır. Bu bentlerde belirtilmiş olan suçlardan birinin varlığı halinde fail hakkında nitelikli dolandırıcılıktan ötürü cezaya hükmolunacaktır. TCK m.158/1’e göre belirtilen ilk nitelikli hal suçun dini inanç ve duyguların istismar edilmesiyle suretiyle işlenmesidir. Bu suçun maddi unsurunu karşı tarafın dini inanç ve duygularının istismar edilmesi oluşturmaktadır. Örneğin, muskacılık ve üfürükçülük faaliyetleri neticesinde mağdurdan yarar sağlanması halinde bu suç oluşacaktır. Aynı zamanda dolandırıcılık suçunun kişinin içinde bulunmuş olduğu tehlikeli durum ya da zor şartlardan faydalanmak suretiyle işlenmesi halinde de nitelikli dolandırıcılık söz konusu olacaktır. Bu halin uygulanabilmesi için mağdurun, zor veya tehlikeli bir durum içerisinde olması gerekir. Dolandırıcılık suçunun kişinin algılama yeteneğinin zayıf oluşundan yararlanmak suretiyle veya kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olacak biçimde işlenmesi de mümkündür. Aynı zamanda m.158/1’de yer alan bir nitelikli hal de bu suçun kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasal partif, vakıf ya da dernek tüzel kişilerinin araç olarak kullanılmasıyla işlenmesi de mümkündür. Bu suçun bilişim sistemlerinin, banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanılması haliyle işlenmesi de söz konusu niteliki haller arasındadır. Dolandırıcılık suçunun basın ve yayın araçlarının sağlamış olduğu kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenmesi halinde de cezanın ağırlaştırılması gerekecektir. Bu suçun maddi unsurunu basın ve yayın araçlarının suçun işlenmesi için kullanılmış olması oluşturacaktır. TCK m.158’de yer alan diğer nitelikli halleri ise şu şekilde sıralamamız mümkündür: Dolandırıcılık suçunun tacir ya da şirket yöneticisi olan veya şirket adına hareket etmekte olan kişilerin ticari faaliyetleri esnasında; kooperatif yöneticilerinin ise kooperatifin faaliyeti esnasında işlemesi, suçun serbest meslek sahibi olan kişilerin kendilerine duyulan güvenden faydalanmak suretiyle işlenmesi. En son belirtmiş olduğumuz nitelikli halin uygulama alanı bulabilmesi için suçun, mesleğin yapıldığı esnada işlenmiş olması gerekmektedir. Bununla beraber meslekten dolayı kendilerine duyulan güvenin de kötüye kullanılmış olması suçun unsurları arasında yer almaktadır. Dolandırıcılık suçunun sigorta bedeli almak amacıyla ya da kamu görevlileriyle bir ilişkisi olduğu veya onlar nezdinde hatırı sayılır olduğundan bahisle ve belli bir işin görüleceğine dair vaatte bulunularak menfaat temin edilerek işlenmesi de mümkündür. Tüm belirtmiş olduğumuz suçların manevi unsurunu genel kast oluşturmakta olup olası kastla da işlenmeleri mümkündür. Kişinin Algılama Yeteneğini Kullanarak Nitelikli Dolandırıcılık Suçu Kişinin algılama yeteneğinin zayıf oluşundan faydalanmak suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenebileceğine, bu suçun nitelikli hallerini belirtirken değinmiştik. Burada belirtilmiş olan nitelikli halin gerçekleşebilmesi için karşı tarafın yaş küçüklüğü, akıl zayıflığı, aşırı yaşlılığı ya da sarhoşluğu gibi nedenlerle algılama yeteneğinin zayıflamış olması gerekmektedir. Karşı tarafın fail bakımından bu duruma düşürülmüş olmasına gerek olmadığı gibi karşı tarafın bu duruma düşmede kusuru olup olmaması da önem arz etmeyecektir. Eğer mağdura alkol ya da uyuşturucu vermek suretiyle kendisini bilmeyecek hale getirme söz konusu ise yani algılama yeteneği tamamen ortadan kaldırılmışsa dolandırıcılık değil; yağma suçu ( TCK m.148/3) oluşacaktır. Aynı zamanda nitelikli dolandırıcılık suçunun oluşması için karşı tarafından algılama yeteneği zayıflamış olması gerekmektedir. Eğer mağdur, fail tarafından başvurulmuş olan hileli davranışı algılama ve anlayabilme yeteneğine sahip değilse bu kişilerin aldatılması da mümkün olmayabilir. Dolayısıyla dolandırıcılık suçu yerine hırsızlık suçunun oluşmadı da mümkün olabilir. Bilişim Sistemlerini Kullanarak Nitelikli Dolandırıcılık Suçu Dolandırıcılık suçunun işlenmesinde bilişim sistemlerinin kullanılması, faile sağlamış olduğu kolaylık sebebiyle TCK bakımından nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. Nitekim Yargıtay da bilişim sistemlerinin dolandırıcılık suçunda araç olarak kullanılması halinde fiilin kandırıcı niteliğinin daha fazla olduğuna dikkat çekmiştir. Bu bent anlamında bilişim sistemini tanımlamak gerekirse şu şekilde yapmamız mümkündür: Bilişim sistemi, verileri toplayıp bunları yerleştirdikten sonra onları otomatik işleme tabi tutma olanağı sağlayan manyetik sistemlerdir. Dolayısıyla bu manyetik sistemlerinin sağlamış olduğu kolaylıktan faydalanarak kişi ya da kişileri dolandıran fail veya failler nitelikli dolandırıcılık sebebiyle daha ağır cezaya çarptırılacaktır. Kamu Kurum ve Kuruluşlarını Kullanarak Nitelikli Dolandırıcılık Suçu Kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması halinde nitelikli dolandırıcılık suçu gündeme gelecektir. Kamu kurumu; devlet tüzel kişiliğini, belediyeleri, il özel idarelerini, köyleri, üniversiteleri, YÖK’ü, TRT’yi ve katma bütçeli kuruluşları kapsamaktadır. Sayılan kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılmış olması nitelikli halin gerçekleşmesi için yeterli olduğundan bunların aynı zamanda suçtan zarar görmüş olmalarına gerek yoktur. Suçun oluşması için söz konusu tüzel kişiliğin yerel ya da üst örgütlerinin suçta araç olarak kullanılmasının bir önemi yoktur.  Yargıtayın içtihadına göre ise kamu kurum ve kuruluşlarının adının kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığı da suçta kullanılmış olmalıdır. Banka Kurumunu Kullanarak Nitelikli Dolandırıcılık Suçu Dolandırıcılık suçunun işlenmesinde banka kurumunun kullanılması suçun nitelikli hali oluşturacağından fail hakkında hükmolunacak ceza ağırlaştırılacaktır. Suçta, banka kurumlarının kullanılması suçun işlenmesi açısından faile kolaylık sağlayacağından dolayı TCK’da nitelikli hal olarak düzenlenmiştir. Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanılış olduğundan söz edebilmemiz için, dolandırıcılık eylemi gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması ve üçüncü kişilerin zararına olarak haksız bir çıkar elde edilmesi gerekmektedir. Söz konusu bendin uygulama alanı bulabilmesi için bu suç ile gerçek bir kişinin aldatılmış olması gerekmektedir. Kredi Açılmasını Sağlamak Amacıyla Nitelikli Dolandırıcılık Suçu Kredi açılmasını sağlamak maksadıyla nitelikli dolandırıcılık suçunun işlendiğinden söz edebilmek için öncelikli olarak banka ya da diğer kredi kurumlarının suçtan zarar görmüş olmaları gerekmektedir. Aynı zamanda fail, tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlama özel kastı ile hareket etmiş olmalıdır. Ayrıca krediyi alan kişinin kredi tahsis etme görevine sahip olan kişilere yönelik hileli bazı davranışlarda bulunması gerekir. Örneğin, sahte kıymet raporları ya da gerçeğe aykırı bilanço düzenlenmesi kredisi tahsis etme görevine sahip kişilere karşı yöneltilmiş olan hileli hareketlerdendir. Ayrıca Kredi kartı dolandırcılığı hakkında bilgi almak için şuradaki makalemizi okumanızı öneririz. Dolandırıcılık Suçu ve Etkin Pişmanlık TCK’ya göre bazı suçların varlığı halinde etkin pişmanlık hükümlerine başvurulması mümkündür. Fakat etkin pişmanlıktan yararlanabilmek için bulunması gereken bazı şartlar mevcuttur. Ancak bu koşulların varlığı halinde fail etkin pişmanlıktan yararlanabilecektir. TCK m.168’e göre dolandırıcılık suçu tamamlandıktan sonra ve ancak bu sebeple hakkında kovuşturma başlamasından önce, failin, yardım edenin ya da azmettirenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğramış olduğu zararı aynen geri verme ya da tazmin sureti ile gidermesi halinde faile verilecek olan ceza üçte ikisine kadar indirilecektir. Eğer etkin pişmanlık kovuşturma başladıktan sonra fakat hüküm verilmeden önce gösterilirse, bu durumda faile verilecek olan ceza yarısına kadar indirilebilecektir. Aynı maddeye göre kısmen geri verme ya da tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulama alanı bulabilmesi için aynı zamanda mağdurun rızası aranmaktadır. Dolandırıcılık Suçu Yargıtay Kararları Yargıtayın dolandırıcılık suçuna dair pek çok kararı mevcuttur. Bunlardan bir tanesi dolandırıcılık suçunun banka ya da diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla işlenmesi halidir. Yargıtaya göre, sanığın ele geçirmiş olduğu başkasına ait olan nüfuz cüzdanını kullanarak banka görevlilerince basımını sağladığı sahte kredi kartını kullanarak haksız yarar sağlaması halinde dolandırıcılık suçu değil; TCK m.245’te yer alan banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu oluşacaktır. Dolandırıcılık suçunun bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması durumunda sistemlerin sağlamış olduğu kolaylıktan faydalanan failin daha ağır cezalandırılacağına daha önce de değinmiştik. Bu tip olaylar Yargıtayın karşısına çok çeşitli çıkmakla beraber günlük hayatta da sıkça karşımıza çıkmaktadır. Örneğin bir olayda, sanığın sahibinden.com ismine sahip olan internet sitesinden satışa çıkartmış olduğu otomobili satın almak için arayan katılandan ilanı kaldırması için kapora istediği ve katılanın da 150TL kaporayı sanığın posta çeki hesabına gönderdiği, ilgili PTT şubesi ile yapılmış olan yazışmada paranın sanık tarafından çekildiğinin iddia edilmiş olduğu olayda Yargıtay, bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlendiğine karar vermiştir. ( Yar. 15. CD., 30.05.2013, 66796/10145)

  • 0 Kentsel Dönüşüm Avukatı ile Kentsel Dönüşüm Yasasına Hukuki Bakış

    • by AlpEren
    • 24-01-2018
    0.00 of 0 Oy

    Kentsel Dönüşüm Avukatı ile Kentsel Dönüşüm Yasasına Hukuki Bakış Kentsel dönüşüm hukuk bürosu, kentsel dönüşüm ile ilgili tüm faaliyet ve uygulamalar, gerek sahada gerekse onay kısmında başından sonuna kadar mülkiyet hakkı ve kapsamı içinde yer almıştır.Bu kapsamın temelinde ise 6306 sayılı Afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkında kanun yatmaktadır.Şöyle ki ; olası bir uygunsuzluk ya da olumsuz durumda kişilerin en temel haklarından yaşama ve barınma hakkını da mutlak suretle kapsayan mülkiyet hakkı doğrudan doğruya bu konu ile ilgilidir. Mülkiyet hakkı dokunulmazlığı kentsel dönüşüm ve uygulamalarının her alanında mutlak suretle karşılığını bulmaktadır. Kanundan bahsedecek olursak farklı alt başlıkların yer aldığından, amaçla başlayıp tespit , tahliye ve yıkımla son bulacağından söz edebiliriz. Ölen kişiler ve mirasçılarının dönüşüm kapsamında ne şekilde yer alacağından, kira yardımı ve yıkıma kadar bir çok konuda yol gösterici niteliktedir. Her ne kadar kanunun bu anlamda  bizi koruyacağını düşünsek de faaliyet kısmında aksaklıklar meydana geliyor ve olay farklı boyutlar kazanabiliyor. Bundan ötürü hukukçuların çoğu bu konu ile ilgili belli başlı eksikliklerin hala var olduğunu ve iyileştirmelerin kaçınılmaz olduğu görüşündedirler. Kentsel Dönüşüm Avukatının Rolü Nedir? Avukat ; günlük hayatta karşılaşılan herhangi bir hukuki sorunu, ihtilafı çözmek anlamında yardım alınacak kişi olarak tanımlanabilir. Hukuk bilgisi ise yaşanılan yüzyıl içinde artık hemen hemen her noktada lazım olacak bir hal almıştır. Bu yüzdendir ki yargıya ve avukata ihtiyaç olacaktır her daim. Yapı, dönüşüm vb olaylarda İdare ve malikler arasında geçtiği için her daim hukuk penceresinden bakmakta fayda vardır. Mülkiyet hakkı kapsamında olan ve özellikle barınma hakkını kapsayan bir nokta olduğu için kişinin malvarlığını doğrudan ilgilendirir. Bu sebeptendir ki, malvarlığını direkt olarak etkileyecek herhangi bir olumsuz durumla karşılaşmamak adına bir Kentsel Dönüşüm Avukatı ya da bu alanda yetkin bir kişiden hukuki danışmanlık almak isabetli olur.Avukatın kentsel dönüşüm sürecinde yardım talep eden kişi yahut kişilere bilgi vereceği noktaları tek tek açıklamakta fayda vardır. -İdare tespit konusunda kendisi harekete geçebileceği gibi, belirlenen bazı lisanslı inşaat firmaları aracılığıyla da bu işi görmektedir.Sağlanmak istenen asıl amaç maliki zarara uğratmadan işi sonlandırmak  olduğu için bu noktada hukuki güvenliği ancak bir Kentsel dönüşüm hukuk bürosu avukatları sağlayabilir. -Risk tespiti yapılırken malikin karşılaşabileceği herhangi bir maddi kayıptan korumak adına  minimum zararla işin sonlandırılmasını sağlamak. -Riskli yapılar konusunda atılacak her adım son derece mühimdir. Tek bir disiplinle çözülmesine imkan yoktur. Bu bağlamda, Hukuk yeri geldiğinde yapıyı ilgilendiren diğer disiplinleri de kapsayacağından dolayı uzmanlaşılacak diğer alanları da etkiler. Örnek verecek olursak mühendislik ve yapı kalıpları. Bu noktada hukuki bilgi temel oluşturacaktır. -Riskli yapının tespitinden, tahliyesine ve yıkımına kadar zorlu bir süreç vardır.Bu süreç içerisinde malikin her daim yardıma ihtiyacı olacaktır.Bu durumun üstesinden gelmek için bir Kentsel Dönüşüm Avukatına ihtiyaç vardır. -Kanunda da gösterildiği gibi yapının yıkımını istemeyen ve buna engel teşkil edecek malikler olabilir.Bu süreçte her türlü hukuki yetki ve işin halledilmesi gerekir ve devamlılık şarttır. -Kentsel dönüşüm sürecinde baştan sona kadar maliklere inşaat firması ve diğer maliklerle ilgili ortak bilgilerin teminini sağlamak, danışmanlık yapmak. -Hukuki süreç işlerken malike hakları hakkında bilgi vermek ve fikir sahibi olmasını sağlamak, bunun yanında ortak bir dil geliştirmek -Kanuna aykırı hareket eden maliklerce yapılmış kaçak kat konusunda alınan kararlarla ilgili hukuki bir denetim oluşturmak ve maliki bundan haberdar etmek. -2/3 çoğunluğun sağlanamadığı noktada ya da menfi oy kullanan maliklerle ilgili izlenecek Yıkım sürecini engelleyecek şekilde daireyi boşaltmayan kat maliklerine karşı ihtarnamelerin gönderilmesi ve neden oldukları zararlar için diğer kat maliklerince rücu davalarının açılması ve takibi hukuki yolun gösterilmesi, ihtar çekilmesi. -Riskli yapı boşaltılırken problem teşkil eden kat maliklerine karşı izlenecek hukuki yol. -Apartmanla ilgili sorun teşkil edecek herhangi bir durumda inşaat firması ile malikler arasında izlenecek hukuki prosedür. -Projelendirme ve kat karşılığında anlaşmazlık durumlarında aradaki ihtilafı çözmek -Herhangi bir yıkım durumunda malikin ya da kiracının sahip olduğu belli başlı haklar vardır.Bunlar ya sağlanacak yeni bir yer olabilir ya da kira yardımı gibi belli bir meblağ kararlaştırılabilir.Böyle durumlarda malikin yararına olabilecek en iyi sonuç için çalışmak -Kat maliklerinin şirket sözleşmeleri durumunda sözleşmenin hukuki niteliği konusunda yardım almaları ve bunu en makul kazanımla sonlandırmak -Müteahhitin yapılacak olan proje dahilinde işle ilgili üstüne düşeni yapması ve bunun yanında kat planını baz alması ve proje odaklı çalışması gerekir.Bunun için malikin hakları konusunda aydınlatılması -Devletin maliklere sağladığı en az faizle kredi sisteminin en sağlıklı şekilde ve ivedilikle halledilmesini sağlamak -Malikler arası arsa veya daire konusunda çıkabilecek ihtilafların çözümü için çalışmak -Apartman yönetimi ve malikler arasındaki uyuşmazlıkların çözümü, bu süreçte onları hem aydınlatmak Avukatın sorumluluğu ya da ihtiyaçlara cevap vermesi hukuki bilgisi dahilinde farklı bakış açıları geliştirmesi ile mümkündür. Yapı sektörü ve kentsel dönüşüm olayı aslında basit bir durummuş gibi algılansa da, hukuki bilgi ve uzmanlık gerektirdiği açıktır. Oluşabilecek olumsuz bir durum sonucunda malikler daha az zararla işin sonlanması adına mutlaka bir avukattan yardım alıp, süreç boyunca devam etmelidirler. Başka bir önemli husus ise malikler arası kat anlaşmazlıkları ya da riskli yapının yıkılmasına dair oluşabilecek ihtilaflardır.Hem maddi hem manevi bakımdan düşünüldüğü zaman ömrünü tamamlamış ve devamlılığı olmayan bir yapıda kayba uğramak yerine ortak bir hukuk dili kurup anlaşmaya varmak ve bu yolda karşılaşılacak tüm problemlerin çözümü adına her yapı için uzman bir Kentsel Dönüşüm Avukatı olmazsa olmazdır.

  • 0 Bilişim Suçları Avukatı

    • by AlpEren
    • 24-01-2018
    0.00 of 0 Oy

    Son dönemlerde ortaya çıkan yeni terimler olan “Bilişim Avukatı, Bilişim Suçları Avukatı ve Bilişim Hukuku Avukatı”ndan bahsetmeden önce belirmek gerekir ki; kişisel ve kitlesel iletişimde posta, mektup gibi eski araçların yerini internetin önemli nimetleri olan sosyal medya araçları ve uygulamalar vb. almış bulunmaktadır. İnsanlar gerek özel yaşamlarını gerekse iş hayatlarına özgü durumları sosyal medya sitelerinden çokça paylaşmaktadırlar. Dünyada yarım milyarı geçen kullanıcı sayısıyla Facebook, 140 karakterle insanların duygu ve düşüncelerini ifade ettikleri Twitter ve popüler bir video paylaşım ağı olan Youtube düşünüldüğünde; şimdiden bu kadar yaygınlığı olan bu ağların ne tür hukuki problemleri sonuçlayacağı belirsizdir. İşte internet ortamında ortaya çıkan hukuki sorunları inceleyen hukuk dalına bilişim hukuku, bu alanda çalışan avukatlara ise bilişim avukatı denmektedir. Bilişim Suçları Avukatı Nedir ? “Bilişim Suçları Avukatı” terimi 2000’li yıllardan sonra ortaya çıkmış bir söylem olma özelliğini taşır. Son yıllarda yapılan araştırmalara göre, dünyada hemen hemen herkes interneti aktif bir şekilde kullanmaktadır. Hatta bir internet sitesinin ziyaretçi sayısı bir gazetenin tirajını dahi geçebilmektedir. Hal böyle olunca da internet ve bilişim sistemlerinden kaynaklanan hukuki problemlerin sayısında artış gözlemlenmesi kaçınılmaz olmuştur. İşte “Bilişim Suçları Avukatı Nedir ?” sorusunu soran pek çok insanın da üzerinde yoğunlaştığı nokta burasıdır. Bilişim suçları ile ortaya çıkan hukuki sorunlar çeşitlilik göstermekle beraber bu tür sorunların çözümünde rol oynayan avukata Bilişim Suçları Avukatı adı verilmektedir.  Bilişim Suçları Avukatı Ne İş Yapar ? Yaşadığımız çağın teknolojik bir çağ olması sebebiyle Bilişim Suçları Avukatının çalışma alanı çok geniştir. Bilişim suçları konusunda uzman hukuk bürosu olarak uygulamada en sık karşılaştığımız ve bilişim avukatlarımızın uzmanlık alanını oluşturan konular; internetten içerik kaldırma, sahte sosyal medya hesabı kapattırma, online itibar yönetimi, internetten şantaj, kaçak bahis dolandırılığı, bilişim sistemine girme suçu ve kredi kartı dolandırıcılığıdır. Bilişim suçlarına bakan avukatların çalışma alanı tabii ki bunlarla sınırlı değildir. İnternet hukukuyla ilgili olan tüm sorunlar Bilişim Avukatının uzmanlık alanına girmektedir. En İyi Bilişim Suçları Avukatları sadece İstanbul ‘da mı çalışır ? Bilişim Suçları Avukatı İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa gibi kalabalık şehirlerde yoğun olarak çalışan avukatlardan biridir. İstanbul’da veya farklı şehirlerde “En İyi Bilişim Suçları Avukatı” olarak bilinen bir avukat çeşidi bulunmamaktadır. Ancak bilişim suçlarının en fazla işlendiği şehirlerden biri de İstanbul’dur. Özellikle kredi kartı dolandırıcılığı suçlarında kendisini banka veya sigorta şirketi görevlisi olarak tanıtıp mağdurlardan kredi kartı bilgilerini isteyen şüphelilerin daha çok İstanbul şehrinde yerleşik bulunduğunu görmekteyiz. Topo Hukuk Bürosu Bilişim Avukatı İstanbul ekibi olarak belirtmemiz gerekir ki; bilişim suçları ile ilgili olan davanız veya soruşturmanız İstanbul haricinde farklı bir şehirdeyse bile uzman bilişim suçları avukatları ile çalışmanız geleceğiniz için daha doğru bir karar olacaktır. Bilişim Suçlarına Bakan Uzman Avukatlar ile Çalışmak Neden Önemlidir ? Çoğu kişi bilişim suçlarına bakan uzman avukatlara neden danışılması gerektiğini bilmemektedir. Bilişim suçlarını diğer suç tiplerinden ayıran en önemli özellik suç konusu fiilin sonuçlarının yayılma hızıdır. Birkaç örnekle konuyu açıklamak gerekirse; Bilişim Suçlarına Bakan Avukatlar olarak son yıllarda hızla yayılan skype şantaj, özel hayatın gizliliğini ihlal ve ifşa, internet üzerinden hakaret gibi suçlara karşı işlem yapmak için çok iyi bir zamanlama stratejisi uygulamak gerekmektedir. Uzmanlık gerektiren bu bilişim suçlarına karşı normal hukuk bakış açısıyla bakmak çoğu zaman sorunu çözmemekte, bazen daha karmaşık hale getirebilmektedir. Bünyesinde bilişim teknikleri yönünden de güçlü argümanlar barındıran bilişim suçlarında uzman avukatlar, öncelikle sorununuzu analiz edecek; ardından ise yol haritanızı en uygun şekilde belirleyebilecektir. Bu çerçevede gerekirse sürekli tedbirler alınıp tarafınıza karşı işlenen bilişim suçlarıyla ilgili  tespitler yapılabilecektir. Spesifik ve teknik konular söz konusu olduğu için uzman bilişim avukatıyla birlikte yola çıkmadan ilerletilen hukuki süreçler ne yazık ki; kötü niyetli kişilerce yapılan bazı davranışlar neticesinde insanları mağdur edebilmektedir. Tüm bu sebeplerden dolayı konu bilişim suçu ise; bilişim suçlarına bakan uzman avukatlar ile çalışmanız tavsiye edilmektedir. Bilişim Hukuku Avukatlarına Nasıl Soru Sorabilirim ? İnternet ve bilişim dünyasıyla bugün hemen hemen tüm insanlar ilişki içerisinde olduğu için bilişim hukuku avukatına soru sormanın şekli soru işaretlerinden biri olmuştur. Her avukatın ilgilendiği bir alan olmayan bilişim hukuku içerisinde e-ticaret hukuku, mesafeli satış sözleşmeleri,  youtube’dan video kaldırma ve internetten şantaj suçu gibi pek çok konu ile ilgili sorularınızı bilişim hukuku avukatına web sitemizin avukata soru sor bölümünden sorabilirsiniz. Karşılaştığınız formu doldurarak sorunuzu bilişim avukatlarımıza iletmiş olursunuz. Hukuki probleminizin çözümü ile ilgili şartlar hakkında tarafınıza 24 saat içerisinde dönüş yapılacaktır. Sorunuz acil ise bize iletişim bölümündeki numaralardan ulaşabilirsiniz. Mesai saatleri dışında bize ulaşıyorsanız sorunuzu danışma formundan bize ilettiğinizde en kısa süre içinde bilişim avukatlarımızsize dönüş yapacaktır. Bilişim Suçlarında Avukat Ücreti Neye Göre Belirlenir ? Bilişim suçları avukat ücreti konusu bilişim mağdurlarının ve şüpheli/sanıkların önemsedikleri bir diğer konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Avukatlık hizmeti genel olarak hukuki danışmanlık ve dava vekilliği olarak ikiye ayrılır.  Bilişim suçları avukat ücreti duruma göre farklı değerlendirmelere tabi tutulabilir. Öncelikle tarafı olduğunuz dosyanın suç tipini belirlemek, ardından yapılabilecek hukuki ve teknik işlemleri ortaya koymak gerekir. Uzman İnternet ve Bilişim Avukatı olarak ilgilendiğimiz bilişim suçu dosyalarının avukatlık ücretleri olayın meydana geliş şekline, zamanına, failin yurtiçinde mi yoksa yurtdışında olduğuna ve çizilecek yol haritasına göre değişmektedir. Bilişim hukuku spesifik bir alan olduğundan dolayı her olay kendi başına farklı değerlendirilmektedir. Yine de bu konuda fikir edinmek isteyenler İstanbul Barosu Asgari Ücret Tarifesini inceleyebilirler. İnternet ve Siber Suçlar Avukatı ile Kredi Kartı Dolandırıcılığı Suçunun Kısa Değerlendirmesi Bilişim ve İnternet Suçları Avukatı İstanbul – Topo Hukuk Bürosu İnternet suçları avukatının uzmanlık alanlarından biri kart dolandırıcılığı suçudur. Kredi kartları son dönemde kullanımı oldukça artan ödeme araçlarından biridir. Bu artışla birlikte kötüniyetli kişilerin kredi kartı bilgilerinizi ele geçirme ihtimali de artmaktadır. Bilişim Avukatı teriminin diğer versiyonu olan siber suçlar avukatının çalışma alanına giren kredi kartı dolandırıcılığı suçu; vatandaşlarımızın başını ciddi derecede ağrıtmaya başlamıştır. Bir gün telefonunuza kredi kartınızdan x000 TL çekilmiştir gibi bir sms geldiğinde bu durum karşısında şok geçirmiş olabilirsiniz. Kredi kartınız tanımadığınız kişiler tarafından kullanılmış ve kart bilgileriniz çoktan başkalarının eline geçmiştir. Artık o kredi kartını kullanmanız imkansız hale gelmiştir. Ancak kredi kartı dolandırıcılığı suçuyla karşı karşıya gelmenin sonuçları maalesef ki bunlarla kalmayacaktır. Ödeme tarihleri geldiğinde kredi kartını kullandığınız banka sizden çekilen tutarı talep edecektir. Belirtmiş olduğumuz durumlar karşısında mağdurlar, çoğunlukla ne yapacaklarını bilemez hale gelmekte ve bazen ise durumu kabullenip bir köşeye çekilmektedirler. Aslında sanıldığının aksine kredi kartı dolandırıcılığı suçu nedeniyle uğranılan zararların giderilmesi mümkün olup önemli olan doğru adımların izlenmesidir. Bu durumda haklarınızı nasıl kullanacağınızı internet suçları avukatından öğrenebilirsiniz. Bilişim suçlarına bakan avukatların faaliyet alanı olan bu konu hakkında hukuki anlamda yapılabilecek oldukça fazla işlem dizisi bulunmaktadır. İlk yapacağınız işlem ise bankanızı arayıp konuyla ilgili bir dilekçe sunmaktır. Eğer bu dilekçe sonucunda çekilen miktar veya miktarlar kredi kartınıza iade edilmezse bankanın hukuki sorumluluğu doğacaktır. Sonraki süreçte bilişim suçlarında uzman avukat ile iletişime geçip mağduriyetinizin giderilmesi için harekete geçebilirsiniz. İnternet Üzerinden Şantajla Mücadelede Bilişim Avukatının Rolü Nedir  Bilişim avukatının önemi İnternetin kullanıcı oranının her geçen gün artmasının sonucunda bilişim avukatı olarak görmekteyiz ki; internet üzerinden şantaj vakıalarında da artış gözlemlenmektedir. İnternet üzerinden şantaj, genellikle Skype, Line, Tango, Whatsapp, Tinder, Linkedin, Facebook, İnstagram, İnstamessage gibi görüntülü (webcam), yazılı veya sesli sosyal medya uygulamaları üzerinden gerçekleştirilmektedir. Söz konusu uygulamalara her gün yenisi eklenmekte, bazen de  e-mail aracılığıyla da internetten şantaj suçu işlenmektedir. İnternet üzerinden şantaj mağduru olan kişilerin yapması gereken; en kısa zamanda şantaj suçu konusunda uzman bilişim avukatına danışmak olmalıdır. Genellikle Fas, Filipinler, Bulgaristan, Ukrayna’daki failler ellerindeki müstehcen içerikleri yayınlamakta oldukça ciddi davranmaktadırlar. Bilişim suçlarında uzman avukatolarak çalıştığımız ve yurtdışından şantaj suçu dosyalarımızın oldukça yüksek bir sayıda olmasından dolayı bu tür suçlarda “zamanlama” kavramının oldukça önemli olduğunu belirtmemiz gerekir. İnternetten şantaj suçuna maruz kalanların faile istediği parayı denkleştirmeye çalıştığını belirtip bilişim avukatlarımıza ulaşması ve şantaj suçundan nasıl kurtulunabileceği ile ilgili bilgi alması en doğru hareket olur. Bünyesinde hem bilişim teknikleri uzmanlarını hem de bilişim avukatlarını barındıran hukuk büromuz, uzman ekibiyle şantaj suçunun failleri ile nasıl iletişim kurulması gerektiğini belirleyip mağduriyetin giderilmesi için gerekli olan yol haritasını çıkarmaktadır. Normal bir hukuki bakış açısıyla çözülmesi çoğu zaman mümkün olmayan internetten şantaj suçuyla ilgili detaylı bilgi almak ve hukuki süreci başlatmak için konusunda “uzman bilişim avukatı” ile iletişime geçmeniz doğru bir tercih olacaktır. İnternet ve Bilişim Avukatı Aracılığıyla İnternetten İçerik Kaldırmak İnternetten içerik kaldırma; özellikle sosyal medya kullanımının artmasıyla internet ve Bilişim avukatına oldukça fazla sayıda başvurulan konular arasında yer almaktadır. İnternette yayınlanan içeriklerin yayılma hızı göz önünde bulundurulduğunda söz konusu işlemin ne denli uzmanlık gerektiği daha iyi anlaşılmaktadır. İnternetten İçerik Kaldırma işlemi; interneten olumsuz içerik kaldırma, google arama motorundan isim silme, periscope’dan video kaldırma, youtube’dan video kaldırma gibi şekillerde gerçekleştirilebilmektedir. Bilişim uzmanı avukat ile internetten kaldırabileceğiniz içerikler ise iftira, yalan haber, rencide edici nitelikte paylaşımlar, Marka Hakkına Tecavüz yoluyla paylaşılan içerikler, hakaret içerikli haberler veya kişinin izinsiz çekilen müstehcen görüntü ve videoları şeklinde olabilmektedir. İnternetten içeriklerin kaldırılması işlemi 5651 sayılı Kanun kapsamında, internet ve bilişim konusunda uzman avukatlarımız aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Önemle belirtmek gerekir ki; İnternetten Haber Kaldırma, resim, video vb. içeriklerin silinmesi için sadece hukuki başvurular yeterli olmamaktadır. Elde edilen hukuki verilerin teknik birimlere işlenmesi ile internetten içeriklerin kalıcı olarak silinmesinde bilişim avukatı önemli rol oynamaktadır. Bilişim avukatı ile çalışıldığı takdirde kişilik haklarını ihlal eden bir içeriğin kaldırılması; içeriğin türüne bağlı olarak değişmekle birlikte ortalama 1-7 iş günü sürmektedir. Hızlı ilerletilmesi elzem olan internetten içerik kaldırma sürecinde en kısa zamanda sonuç almak ve olası zararların önüne geçmek adına bilişim avukatına danışılması tavsiye edilmektedir.   Bilişim Avukatı İle Sahte (Fake) Hesaplara Müdahale Bilişim Avukatının çalışma alanlarından biri de sosyal medya siteleri üzerinden açılan sahte (fake) hesapların kapatılmasıdır. Bir sabah uyandığınızda bir yakınınız adınıza birinin facebook, twitter veya instagram hesabı açtığını ve başkalarına istenmeyen mesajlar gönderdiğini söylüyor olabilir. Bilişim suçları avukatına göre adınıza açılan sahte sosyal medya hesabı ile suç işlenebilir veya yakınlarınızla şahıs haklarınızı zedeleyen içerikler paylaşılabilir. Örneğin bir öğrencinin adına fake hesap açılıp öğretmenlerine hakaret içerikli mesajlar gönderildiğinde bu öğrenci hakkında disiplin soruşturması başlatılabilecektir. Bir iş adamının adına fake hesap açılıp müstehcen içerikler paylaşıldığında itibar kayıpları veya işten çıkarılma gibi durumlar söz konusu olabilmektedir. Aynı zamanda ceza avukatı olarak da tabir edilen Bilişim Avukatı;  şahıs haklarınızı zedeleyen fake hesapları en kısa zamanda kapatıp gerekli suç duyurularında bulunabilecektir. Böyle bir durumla karşılaştığınızda yapmanız gereken işlem sahte (fake) hesap ile ilgili verileri (ekran görüntüleri, hesap profil linki vs.) toplayıp bilişimavukatından yardım almaktır.

  • 0 Boşanma Avukatı

    • by AlpEren
    • 24-01-2018
    0.00 of 0 Oy

    Boşanma avukatı; aile hukuku ve boşanma davaları konusunda uzmanlaşmış olan avukata verilen isimdir. Boşanma ve aile avukatı terimi esasında “Boşanma Avukatı Arıyorum” diyen kişilerin ortaya çıkardığı bir terimdir. Özellikle son yıllarda artan boşanma davaları ile birlikte İstanbul boşanma avukatları anlamında cazibesini arttıran bir şehir olduğu için en iyi boşanma avukatları İstanbul gibi büyük  şehirlerde aranmaktadır. Boşanma avukatı, yalnızca boşanma davası konusunda uzmanlaşmış olmayıp aynı zamanda nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat talepleri gibi konularda da uzmanlığa ve yeterliliğe sahip kişidir. ” Boşanma avukatı nedir? ” sorusu esasında boşanma davası veya aile hukukundan doğan diğer davaların tarafı olan kişiler tarafından cevabı merak edilen bir sorudur. Boşanma sürecinin uzun, yorucu ve masraflı olabilmesinden dolayı çift veya tarafların uzmanlığı ile süreci daha sağlıklı yürütebileceğine inandıkları avukata boşanma avukatı denmektedir. Her ne kadar literatürde resmen bulunmasa da, boşanma avukatları; boşanma davası avukatı, aile avukatı ve aile hukuku avukatı gibi müstear isimleri kullanabilmektedir. Boşanma davası ve fer’ileriyle ilgili hukuki problemleri olan kişilerin genel itibariyle ihtiyacı olan, hukuk lisansını ve stajını tamamlamış, tecrübe ve bilgisini boşanma ve aile hukukuna yoğunlaştırmış kişi boşanma avukatının diğer tanımıdır. Boşanma avukatı; aile hukuku ve boşanma davaları konusunda uzmanlaşmış olan avukata verilen isimdir. Boşanma ve aile avukatı terimi esasında “Boşanma Avukatı Arıyorum” diyen kişilerin ortaya çıkardığı bir terimdir. Özellikle son yıllarda artan boşanma davaları ile birlikte İstanbul boşanma avukatları anlamında cazibesini arttıran bir şehir olduğu için en iyi boşanma avukatları İstanbul gibi büyük  şehirlerde aranmaktadır. Boşanma avukatı, yalnızca boşanma davası konusunda uzmanlaşmış olmayıp aynı zamanda nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat talepleri gibi konularda da uzmanlığa ve yeterliliğe sahip kişidir. ” Boşanma avukatı nedir? ” sorusu esasında boşanma davası veya aile hukukundan doğan diğer davaların tarafı olan kişiler tarafından cevabı merak edilen bir sorudur. Boşanma sürecinin uzun, yorucu ve masraflı olabilmesinden dolayı çift veya tarafların uzmanlığı ile süreci daha sağlıklı yürütebileceğine inandıkları avukata boşanma avukatı denmektedir. Her ne kadar literatürde resmen bulunmasa da, boşanma avukatları; boşanma davası avukatı, aile avukatı ve aile hukuku avukatı gibi müstear isimleri kullanabilmektedir. Boşanma davası ve fer’ileriyle ilgili hukuki problemleri olan kişilerin genel itibariyle ihtiyacı olan, hukuk lisansını ve stajını tamamlamış, tecrübe ve bilgisini boşanma ve aile hukukuna yoğunlaştırmış kişi boşanma avukatının diğer tanımıdır. Boşanma Avukatı İstanbul ‘dan mı Tercih Edilmelidir ? Boşanma Avukatı İstanbul Boşanma avukatı istanbul; toplumun temel yapıtaşı olma özelliğini sürdüren, ilk insanlardan beri kurulup üzerinde belirli düzenlemeler yapılması gereken bir kurumdur. Hukuk düzenimiz, aileye belirli yerlerde müdahale edip çerçeveler çizmiştir. Belirlenen normlardan en bilineni boşanma kurumudur. Ülkemizde son yıllardaki boşanma oranı geçmişe nazaran oldukça artmıştır. Boşanma davalarının da artmasına neden olan bu durum, belirli sorunsallarla birlikte kimi zaman içinden çıkılamaz haller alabilmektedir. Boşanmanın genel sebebi olarak tanımlanan evlilik birliğinin temelinden sarsılması, en çok karşılaşılan boşanma sebebidir. Medeni Kanunun 166. maddesine göre “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.” Bu durumda boşanma sebebinin var olup olmadığını hakim takdir edecektir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle açılan boşanma davası kusur şartına bağlı değildir. Her iki eşin de kusursuz olması durumunda bu nedene dayanılarak boşanma davası açılabilir. Boşanma sebebinize göre dava açılması gerektiğinden ve teknik boyutu fazla bir konu olduğundan dolayı, dava için bir boşanma avukatıyla çalışmak çok önemlidir. Duruşmaların sayısı ve davanın uzunluğu da dikkate alındığında bulunduğunuz ile göre bir boşanma avukatı seçmelisiniz. Doğru kişiyi bulduğumuza inanarak evleniriz. Ancak gün gelir ki onsuz yaşayamayacağınızı düşündüğünüz eşinizle aynı çatı altında yaşayamaz haldesinizdir. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Türkiye’de boşanmaların %39,6’sı evliliğin ilk beş yılı içinde gerçekleşmektedir. Yılda binlerce boşanma davası mahkemelerde çözüm beklerken, nikah daireleri de yeni çiftleri ağırlamaktadır. Devletin hukuki düzenlemelerine göre evliliğin de boşanmanın da usule uygun şekilde yapılması gerekir. Boşanmalar anlaşmalı ise avukata önemli bir ihtiyaç duyulmamaktadır ancak çekişmeli, özellikle maddi ya da manevi tazminat davası istekli boşanmalarda boşanma avukatı İstanbul bulunması gerekir. Çekişmeli Boşanma ile Anlaşmalı Boşanmanın Farkı Boşanma davaları kendi içerisinde farklılık göstermektedir. Bu farklılık da hukuken evli çiftlerin kararlarındaki uyuma göre ortaya çıkmaktadır. Boşanma talebi tek taraflı gelirse bu çekişmeli boşanma davası kapsamına girer. Eğer çiftler boşanma konusunda hemfikirler ise anlaşmalı boşanma davası gerçekleştirilir. Anlaşmalı boşanma davasında, çiftlerin kendilerini savunmasındaki rahatlık sebebiyle avukata pek ihtiyaç duyulmamaktadır. Anlaşmalı boşanma yapacak çiftler için boşanma avukatı İstanbulBarolar Birliği asgari ücret tarifesine göre 2015 yılında 4.600 TL ücret almaktadır. Bu ücret avukatın dava yoğunluğu ve alacağı davanın türüne göre değişme göstermektedir. Avukatların müvekkilini seçme hakları vardır; tıpkı insanların avukat seçme hakları olduğu gibi. Boşanma davasında taraflar arasında anlaşmazlık varsa, çekişmeli boşanma davası görülür. Bu davanın görülmesi deyim yerindeyse çetrefillidir. Uzayan ve ertelenen davalar, uzlaşmaya yanaşmayan tarafların tavrıyla beraber uzar. Böyle bir davalar için boşanma avukatı İstanbul Barolar Birliği asgari boşanma davası ücreti tarifesine göre 6.800 TL talep edebilir. Bu iki tip boşanma davası çeşidine ek olarak çekişmeli ve maddi, manevi tazminat istemli boşanma davası da görülmektedir. Bu davada tarafların uzlaşamadıkları konu sadece evli kalıp- kalmama değil, maddi ve manevi paylaşımla ilgilidir. En hızlı çözümlenen boşanma davası, çiftlerin her konuda anlaşmasıyla çözümlenendir. Boşanma davalarını kısaca özetlersek; Anlaşmalı boşanmalar çabuk sonuç verir. Çekişmeli boşanmalar; yorucu, streslidir. Çekişmeli boşanmalardaki uyuşmazlık daha derinse, muhakkak iyi bir boşanma avukatının savunmasıyla yürütülmelidir. İstanbul‘da ve diğer şehirlerde boşanma avukatı arayanlara hizmet veren hukuk büromuzdan dilerseniz randevu alabilir, dilerseniz aşa   Boşanma Avukatı Ne İş Yapar ? Boşanma Avukatı Ne İş Yapar ? – Topo Hukuk Bürosu İstanbul Boşanma avukatı tanımını yaparken ” Boşanma Avukatı Ne İş Yapar? ” sorusu da yanıtlanması gerekenlerin arasındadır. Aile hukuku, toplumun temel yapıtaşı olan aileler içerisindeki tüm hukuki ilişkileri düzenleyen hukuk dalıdır. Dolayısıyla boşanma ve aile avukatları da aile hukukunun konusunu oluşturan hemen hemen tüm davalarla ilgilenmektedir. Başta boşanma davaları olmak üzere boşanma avukatının ilgilendiği dava ve uyuşmazlık çeşitleri nişanın bozulmasından sonraki hediyelerin iadesi ve nişanın haksız olarak bozulmasından dolayı tazminat davası gibi evliliğin ilk aşamasından başlamaktadır. Boşanma davası avukatı; evliliğin iptali, anlaşmalı boşanma, çekişmeli boşanma, nafaka, velayet, tazminat davası gibi evliliğin devamında ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklar ile de ilgilenmektedir. Nihayet genellikle boşanma davası sonrasında görülen mal paylaşımı davası, nafakanın arttırımı veya azaltılması ve velayetin değiştirilmesi gibi davalarda da yine boşanma avukatlarının uzmanlığı bulunmaktadır. Anlaşmalı boşanma davasında eşler; nafaka, velayet gibi konularda anlaşmış ve bu konuda boşanma protokolü hazırlamışlardır. Hazırlanan boşanma protokolü mahkemeye sunulacak olup hakimin de onay vermesiyle bir daha bu konular üzerinde yeniden durulmayacaktır. Anlaşmalı boşanma davasının açılmasında eşlerden hangisinin başvuruda bulunduğunun bir önemi yoktur. Her iki taraf da bu davayı açabilir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta ise boşanma protokolünün hazırlanmasıdır. İşte tam bu noktada boşanma avukatının rolü önem taşımaktadır. Protokolün eksiksiz bir şekilde hazırlanmamış olması halinde her ne kadar dava, anlaşmalı boşanma davası şeklinde açılmış olsa da çekişmeli boşanma davasına dönüşebilecektir. Çekişmeli boşanma davalarında ise eşler, boşanma konusunda aralarında bir uzlaşmaya varmamışlardır. Şüphesiz bu davanın açılması ve yürütülmesi aşamalarında da boşanma avukatının önemi büyüktür. Davanın bu şekilde açılabilmesi için dava dilekçesinde yer alması gereken en önemli bilgi, boşanma sebebinin ne olduğudur. Dolayısıyla boşanma nedeninin saptanmasında boşanma davası avukatı devreye girecektir. Aynı zamanda avukatla temsil eden eşin taleplerinin doğru ve eksiksiz bir şekilde mahkemeye iletilmesinde de boşanma avukatı rol oynayacaktır. Boşanma avukatı, yalnızca bu konularla ilgili değil; nafaka ve velayet gibi konularda da müvekkiline destek olacak ve onun taleplerini en üstte tutacaktır. Dolayısıyla bu konularda da detaylı bilgi almak ve neler yapılabileceği konusunda bir yol haritası çizebilmek adına mutlaka uzman bir boşanma avukatından destek alınmalıdır. En yaygın boşanma nedenleri ise şiddetli geçimsizlik ve aldatma olarak karşımıza çıkmaktadır. Boşanma davalarının görülmesinde avukatla temsil zorunluluğu olmadığından dolayı taraflar genellikle avukat yardımı olmaksızın boşanma davası açmaktadırlar. Fakat aslında boşanma davası, düşünüldüğü kadar basit ve kolay sonuçlanan bir dava değildir. Boşanma davası ile yalnızca evlilik birliği hukuki anlamda sona erdirilmez; çoğu zaman dava esnasında pek çok problem de ortaya çıkar ki bunlardan en önemlisi de nafaka ve çocuğun velayeti konusudur. Nafaka yalnızca boşanma davası ile hükmedilen bir karar değildir. Uygulamada çoğunlukla henüz boşanma gerçekleşmeden ara karar olarak da tedbir nafakasına hükmedildiği görülmektedir. Boşanma süreci, eğer var ise gerek çocuklar gerekse eşler bakımından sancılı bir süreçtir. Dolayısıyla sürecin olabildiğince hızlı bir şekilde sonuçlanması tüm taraflar açısından en doğrusu olacaktır. Fakat avukattan destek alınmaksızın bu sürece başlanılması halinde boşanma davalarının uzun sürede sonuçlandığını görmekteyiz. Çünkü boşanma davası ve aile hukuku konuları, uzmanlık ve bilgi gerektiren konular olmaları nedeniyle profesyonel desteğin varlığı gerekli kılmaktadır ki bu destek ancak bir boşanma avukatından alınabilir. Dolayısıyla boşanma sürecinin eksiksiz ve sağlıklı bir şekilde işlemesi, aynı zamanda tarafların hak ve menfaatlerinin tam manasıyla gözetilmesi adına mutlaka alanında uzman bir boşanma ve aile avukatına danışılmalıdır. Boşanma Avukatının Gözünden; Aldatma Nedeniyle Boşanma Davası Günümüzde sıkça dayanılan boşanma davası nedenlerinden birisini ‘aldatma’ oluşturmaktadır. Evli bir kişinin sadakat yükümlülüğünü ihlal ederek eşi haricinde başka bir kimseyle evlilik dışı ilişki yaşaması halini zina olarak tanımlamamız mümkündür. Zina nedeniyle boşanma davası açılması, TMK’da özel boşanma nedenleri arasında yer almaktadır. Buna dair hüküm, TMK m.161’de belirtilmiştir. İlgili madde hükmüne göre, zina nedeniyle dava açma hakkına sahip olan eş, söz konusu aldatma durumunu öğrenmesinden itibaren 6 ay, her halde olay üzerinden 5 yıl geçmesiyle bu nedene dayanarak boşanma davası açma hakkını yitirecektir. Ayrıca aldatılan eş, eğer bu durumdan haberdar olup aldatan eşini affetmişse bu halde zina sebebine dayanarak boşanma davası açması mümkün olmayacaktır. Fakat eylemin farklı bir zamanda yeniden tekrar etmesi halinde elbette ki aldatma nedeniyle boşanma davası açılması mümkün olacaktır. Belirtilen 6 aylık ve 5 yıllık süreler hak düşürücü nitelikte olduğundan dolayı hakim tarafından re’sen dikkate alınacaktır. Aldatma sebebiyle boşanma davası açılmasında aldatmanın ispat edilmesi ve aldatılan eşin tazminat talebinde bulunması gibi hususlarda boşanma avukatına ihtiyaç duyulması kaçınılmazdır. Aynı zamanda şunu da belirtmeliyiz ki Yargıtay’ın kararlarına göre bir kimse kişinin evli olduğunu bile bile onunla zina yapıyorsa bu durumda aldatılan eş, üçüncü kişiden de tazminat talebinde bulunabilecektir. İşte bu gibi konularda tam bir bilgi sahibi olunması ve sahip olunan hakların bilincinde olunabilmesi adına mutlaka boşanma avukatı ile davanın yürütülmesi gerekmektedir. Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Boşanma Davası Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davası, aslında TMK’da evlilik birliğinin temelinden sarsılması olarak nitelendirilmektdir. Şiddetli geçimsizlik ise halk tarafından verilen isimdir. Uygulamada çoğunlukla rastlanılan boşanma nedenlerinden birisi de evlilik birliğinin temelinden sarsılmasıdır. Bu husus TMK m.166’da düzenlenmiştir. İlgili madde hükmüne göre bu sebebe dayanılarak boşanma davası açılabilmesi için evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek kadar temelinden sarsılmış olması gerekmektedir. Bu nedene dayanılarak boşanma davası açılması halinde eğer davacının kusuru, davalının kusurundan daha ağır ise bu halde davalı, itirazda bulunabilecektir. Fakat elbette yine bu noktada boşanma avukatının önemi devreye girmektedir. TMK m.166’ya dayanılarak boşanma davası açılabilmesi için aranan şartlardan ilki; evlilik birliğinin ortak hayatı sürdüremeyecek kadar temelinden sarsılmış olmasıdır. Ortak hayat, yalnızca bir eş için bu denli çekilmez hale gelmiş olsa da TMK m.166’ya dayanılarak dava açılması mümkündür. Fakat her halde belirtilen boşanma nedeninin boşanmaya bir sebep teşkil edip etmediğine hakim karar verecektir. Erkeklik Görevlerini Yerine Getirememe Nedeniyle Boşanma Davası Uygulamada bazen de eşlerden birisinin erkeklik görevlerini yerine getirmemesi nedeniyle boşanma davası açtığı görülmektedir. Fakat aslında bu neden çok geniş kapsamlıdır. Yani nelerin erkeklik görevlerini yerine getirmemek olduğunu tam olarak saymamız mümkün değildir. Ancak bu duruma bazı örnekler vererek daha somut hale getirebilir. Örneğin, erkeğin eşiyle yatmaktan kaçınması, erkeğin meşru bir neden olmamasına rağmen evi geçindirme görevini yerine getirmemesi, erkeğin evin sorumluluklarını yerine getirmekten kaçınması vs. Bu nedene dayanılarak boşanma davası açılmasında, sebebin gerçekten boşanmaya neden teşkil edip etmeyeceği hususunda detaylı bilgi almak ve davanın sonuçlarının neler olabileceği konusunda bilgilenmek adına mutlaka bir boşanma avukatına danışılması ve onun talimatları doğrultusunda hukuki süreç başlatılmalıdır. Boşanma Avukatı ile Boşanmak İçin Yapılması Gerekenler Her davada olduğu gibi aslında boşanma davasında da atılması gereken en önemli adım, davanın görevli ve yetkili mahkemede açılmış olmasıdır. Görevli veya yetkili olmayan mahkemede açılan dava hem zaman hem de maddi kayıplara sebebiyet verebilecektir. Dolayısıyla aslında mahkemenin doğru tespitinde de boşanma avukatına danışılması şarttır. Boşanma davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemesi olmakla beraber bu mahkemenin olmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesi, görevli mahkeme sıfatıyla boşanma davasına bakacaktır. Yetkili mahkeme ise eşlerden birisinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa 6 aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Mahkemenin doğru bir şekilde tespit edilmesinin ardından davayı açacak olan kimsenin yapması gereken iş ise boşanma dilekçesini vermektir. Uygulamada çoğu zamanda kişiler aile avukatından yardım almayı reddetmekte ve internetten ya da başka mecralardan buldukları boşanma dilekçesini doldurarak mahkemeye sunmaktadırlar. Fakat bu şekilde yazılan dilekçeler yanlış olabilecekleri gibi çoğu zaman da yetersiz olmaktadır ki bu durumda dilekçeyi veren tarafın hak ve menfaat kayıpları yaşaması kaçınılmaz olacaktır. Dolayısıyla gerek dilekçeleşme aşamasında gerekse davanın yürütülmesinde mutlaka bir boşanma avukatıyla çalışılmalıdır. Boşanma Avukatı İle Boşanma Süreci Nasıl İşler ? Boşanma talebi ile boşanma avukatına gidildiği zaman, müvekkilin avukata detaylı bilgi vermesi, boşanma nedeninin tespit edilebilmesi açısından önemlidir. Boşanma sebebi doğru bir şekilde tespit edildikten sonra boşanma davası dilekçesinin yazımı aşamasına geçilecektir. Eğer anlaşmalı boşanma isteniyorsa bu durumda avukatın yardımıyla bir boşanma protokolü hazırlanacaktır. Dolayısıyla ilk aşamada aslında boşanma davasının türü tespit edilecektir. Anlaşmalı boşanma söz konusuysa ve avukatın da talimatıyla eksiksiz bir boşanma protokolü hazırlanmışsa dava, kısa bir sürece sonuçlanacak, yani evlilik birliği hukuken sona erecektir. Fakat çekişmeli boşanma davası mevcutsa bu durumda süreç daha uzun olabilecektir. Hakim, dilekçelerde de belirtilen iddiaları ve savunmaları inceleyecek, tarafların taleplerini değerlendirecektir. Taleplerin doğru bir biçimde hakime aktarılmasında da boşanma avukatının rolü devreye girecektir. Dava süresince boşanma avukatı, müvekkilini koruyucu yönde tavır takınacak olup onun haklarının ve menfaatlerinin muhafazası için çaba harcayacaktır. Özellikle çekişmeli boşanma davasında hızlı bir sonuç isteniyorsa boşanma avukatı ile çalışılması en doğrusu olacaktır. Boşanma Avukatı ile Boşanmaların Hızlanması Mümkün Müdür ? Elbette ki en hızlı boşanma şekli tarafların anlaşarak boşanma kararı alması halinde gerçekleşmektedir. Anlaşmalı boşanma davası açılabilmesi için ise eşler arasındaki evliliğin en az bir yıl süresince devam etmiş olması gerekmektedir. Eğer bu şart gerçekleşmişse ve uzman bir avukatla eksiksiz bir boşanma protokolü hazırlanmışsa boşanma davası kısa bir sürede sonuçlanacaktır. Çekişmeli boşanma davalarında ise şüphesiz ki davanın sonuçlanması, anlaşmalı boşanma davalarına göre daha uzun sürecektir. Çünkü davanın görülmesi esnasında velayet, nafaka, tazminat gibi konularda kararlar verilecek olup her biri aslında sürecin uzamasına sebebiyet vermektedir. Fakat eğer uzman boşanma avukatıyla temsil söz konusuysa iyi hazırlanmış bir dilekçe mahkemeye sunulmuş olacağından dolayı talepler ve savunmalar açık bir şekilde belirtilmiş olacaktır ki bu da davanın karmaşıklığının çözülmesine bir nebze de olsa katkı sağlayacaktır.İşlerin nasıl yürüdüğünü bilen avukat, hukuki süreci kısaltmada elbette ki başarılı olacaktır. Dolayısıyla hem muhtemel problemlerin önüne geçebilmek hem de olası kayıpları engellemek adına aile hukuku alanında uzmanlaşmış bir avukattan yardım alınmalıdır. Boşanma Avukatı ile En Hızlı Ne Kadar Sürede Boşanabilirim? Boşanma davaları TÜİK’in 2016 istatistiklerine göre son 10 yılda %41 oranında artmıştır. Boşanma avukatı ile en hızlı ne kadar sürede boşanmanın gerçekleşebileceği merak edilen sorular arasında yer almaktadır. Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde açılan boşanma davaları, diğer şehirlerde açılan davalara göre genelde daha geç sonuçlanmaktadır. Bunun nedeni ise mahkemelerin üzerindeki iş yükünün çok fazla oluşudur. Fakat yine de şunu belirtmemizde fayda var ki bu şehirlerde açılacak olan anlaşmalı bir boşanma davası en iyi ihtimalle 6 ayda sonuçlanabilecekken avukattan yardım alındığı halde bu süre 3 aya kadar inebilmektedir. Çekişmeli boşanma davalarında ise avukatla temsil söz konusu olsa da süre ortalama 8 ila 12 ay arasında değişmekte, hatta bazen daha uzun olmaktadır. Bu durum somut olayın özelliklerine göre farklılık gösterecektir. Boşanma davası neticesinde verilen karara karşı bir üst mahkemeye gidilmesi halinde ise sürecin uzayacağı aşikardır. Dolayısıyla verilen karara karşı üst mahkemeye gitmeden önce de mutlaka bir boşanma avukatına danışılmalı ve ona göre başvuru yapılmalıdır. Fakat bunun için hızlı davranılmalı ve üst mahkemeye başvurma süresi kaçırılmamalıdır. Boşanma Avukatı Arıyorum Boşanma avukatı arıyorum diyen aciliyeti olan kişiler bulmak mümkündür. Kuşkusuz ki en hızlı boşanma şekli tarafların boşanma ve bunun sonuçları hakkında anlaşmaya varmış olduğu anlaşmalı boşanmadır. Eğer eşler arasındaki evlilik en az 1 yıl devam etmişse anlaşmalı boşanma davası açılması mümkün olacaktır ve iyi hazırlanmış bir protokolle boşanma işlemi bir boşanma avukatı ile hızlı bir şekilde gerçekleştirilecektir. Çekişmeli boşanma davalarında ise avukatın karşısına gelecek olan konu, anlaşmalı boşanmaya göre daha karmaşık olacağından dolayı dava sürecinin daha uzun sürmesi muhtemel olacaktır. Uzman boşanma avukatı, bu süreci olabildiğince kısaltacak olup karmaşıklığı en kısa zamanda çözerek neticeye ulaştıracaktır. Aynı zamanda iyi bir boşanma avukatının yazmış olduğu dilekçe hiçbir avukattan yardım alınmadan hazırlanmış olan bir dilekçenin önüne geçecektir. İşlerin nasıl yürüdüğünü bilen avukat, hukuki süreci kısaltmada elbette ki başarılı olacaktır. Aynı zamanda boşanma avukatı, davacı olacak olan eşin hak ve menfaatlerini koruyacak ve sahip olduğu hukuki bilgi ve deneyimlere dayanarak yasal sürelerin farkında olacaktır. Dolayısıyla her halde uzman bir avukat aracılığıyla boşanma işleminin olabildiğince hızlı bir şekilde gerçekleştirileceğini söyleyebiliriz. Boşanma Avukatı Arıyorum Boşanma avukatı arıyorum diyorsanız makalemizi okumaya mutlaka devam edin. Öncelikle boşanmayla ilgili bazı kavramlar üzerinde durmamız konumuz açısından faydalı olacaktır. Boşanmak, karşılıklı olarak eşlerin belirli nedenlerden dolayı evliliklerini sonlandırma kararının resmi makamlar tarafından onaylanmasıdır. İşte bu boşanma işleminin gerçekleştirilmesinde bir boşanma avukatına danışmak ve onun aracılığıyla hukuki işlemleri gerçekleştirmek kişiler açısından daha faydalı olacaktır. Dolayısıyla şunu söyleyebiliriz ki boşanma avukatı, boşanma avukatı arıyorum diyenlerin başvurduğu aile hukuku alanında uzman avukata denmektedir. Boşanma davasının hızlı ve kusursuz bir şekilde sonuçlanabilmesi ve aynı zamanda boşanma işleminden sonra birtakım hukuki sorunların yaşanmasının önlenebilmesi adına boşanma avukatı arıyorum diyen kişi bu konuda dikkatli bir seçim yapmalıdır. Boşanma avukatı ile bu sürecin başlatılmasının ve devam ettirilmesinin önemi elbette ki yadsınamaz. Fakat çoğu zaman insanlar boşanma sürecini hafife aldıklarından dolayı avukata ihtiyaç duymadıklarını düşünerek kendi başlarına hareket etmektedirler. Bunun neticesinde de telafisi zor ciddi problemler ortaya çıkabilmektedir. Boşanma dilekçesinin doğru ve istenilen bir biçimde yazılmamış olması, usul kurallarına aykırı davranılması, tedbir taleplerinin zamanına ve gereği biçiminde belirtilmemiş olması gibi nedenlerden dolayı boşanmak isteyen kişiler hak ve menfaat kayıplarına uğramaktadırlar. Esasında boşanma avukatı arıyorum diye yola çıkmak da pek doğru değildir. Önemli olan alanında uzman ve müvekkilinin dilinden anlayan, onun haklarını ve taleplerini her zaman ön plana koyan bir avukat bulabilmektir. Sonradan müvekkilin aleyhine durumlar ortaya çıkmasını engelleyecek ve işini başarılı bir şekilde sürdürecek boşanma avukatı bulmak her zaman kolay olmamaktadır. Boşanma avukatı arıyorum diyerek büroya gelen kişilere en iyi hizmeti sunmak bir boşanma avukatının yegane amacı olmalıdır. Bunlardan yola çıkarak şunu belirtmeliyiz ki boşanmak, sanıldığının aksine çok ciddi bir prosedüre sahip ve sıkı sıkıya takip edilmesi gereken bir hukuki işlemdir. Dolayısıyla boşanma avukatı seçiminde titiz davranılması ve bu alanda uzman kişilere başvurulması olası hak ve menfaat kayıplarının önlenmesini sağlayacaktır. Boşanma Avukatı Arıyorum Diyorsanız İlk Yapmanız Gerekenler Boşanma avukatı arıyorum diyen bir kimsenin öncelikle ilk cevaplamasını gereken soru, gerçekten boşanmayı isteyip istemediğidir. Yani kişi önce kendi talep ve isteklerini belirlemeli ki boşanma avukatı da ona olabildiğince yardım etsin ve istediği sonuca ulaşmasını sağlasın. Herhangi bir çelişki yaşınıyorsa elbette ki boşanma avukatı kişiye fikirlerini beyan edecektir. Fakat boşanmak çok ciddi bir durum olduğundan dolayı önce eş, kendisi taleplerini beyan etmelidir. Aynı zamanda boşanma avukatına gelen kişi boşanma sebeplerini, varsa delilleri ve tanıkları avukata detaylı bir şekilde anlatmalıdır. Bir boşanma avukatının müvekkiline faydalı olabilmesi için herşeyin açıkça konusulması daha iyi olacaktır. Evliliğinizi bitirmeye karar verdiğinizde boşanma avukatı arıyorum diyerek hem kendiniz bir avukat bulabilirsiniz hem de bunun için mahkemeye talepte bulunabilirsiniz. Kişi, bir büroya bu amaçla gittiği takdirde kendisine gerekli bilgiler ve davanın gidişatı hakkında fikirler beyan edilecektir. Boşanma işlemi yalnızca evliliğin bitmesi sonucuna neden olmamaktadır. Davayla birlikte nafaka talep edilmesi mümkün olacağı gibi çocukların velayeti hususunda da anlaşmazlıkların çözümü söz konusu olabilir. Dolayısıyla boşanma avukatına gelen eş, mutlaka her konuda avukatını bilgilendirmeli ve taleplerini net bir şekilde iletmelidir. Boşanma avukatı arıyorum demek kolay olmakla beraber kendinize uygun avukatı bulmak her zaman kolay değildir. Bu hukuki sürecin işlemesinde tarafların birbirine güven duyması da çok önemlidir. Aile hukuku alanına giren davalarda olumlu bir netice alabilmek ve hak kaybına uğramamak adına güvendiğiniz, alanında uzman bir boşanma avukatı ile çalışmak en doğru seçim olacaktır. Boşanma Avukatı Olmaksızın Boşanma Davası Açılabilir Mi? Kişilerin en çok merak ettiği konulardan birisi de avukat olmaksızın boşanma davası açıp açamayacaklarıdır. Öncelikli şunu söylemeliyiz ki boşanma avukatı olmadan da boşanma davası açılabilir; kanunen bir avukat zorunluluğu yoktur. Boşanma davaları iki türlü gerçekleşmektedir: Anlaşmalı boşanma ve çekişmeli boşanma. Özellikle anlaşmalı boşanma davaların taraflar bir avukata ihtiyaç duymamaktadırlar. Fakat anlaşmalı boşanmalarda boşanma protokolünün hazırlanması esnasında bir avukata ihtiyaç duyulmaktadır. Gerek boşanma dilekçesinin verilmesi gerekse boşanma protokolünün hazırlanması dikkat ve ciddyet gerektiren işlerdendir. Tarafların taleplerini ve beklentilerini doğru bir şekilde iletememesi ya da yazamaması durumunda boşanma neticesinde hak kayıplarına uğramak mümkün olmaktadır. Çekişmeli boşanma için ise iyi bir boşanma avukatına başvurulması kesinlikle tavsiye edilendir. Bu tür davalarda boşanma zaten sorunsuz bir şekilde gerçekleşmediğinden dolayı tarafların haklarının zedelenmesi çok olasıdır. Aynı zaman çekişmeli boşanma davalarında tek sorun boşanma olarak karşımıza çıkmamaktadır. Mal rejimi, velayet, nafaka hakkı gibi konularda da çözüm yolları aranmaktadır. Dolayısıyla ister anlaşmalı boşanma olsun ister çekişmeli boşanma davası her halde kişilerin boşanma avukatı arıyorum diyerek alanında uzman bir avukata başvurması telafisi mümkün olmayan sonuçların engellenmesi açısından yararlı olacaktır. Boşanma Avukatına Neden Başvurulmalıdır? Daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi aile hukuku alanındaki davalar bilgi ve uzmanlık gerektiren davalardır. Hukuki sürecin gerektiği şekilde devam ettirilmemesi ve tarafların taleplerinin göz önünde bulundurulmaması halinde telafisi mümkün olmayan sonuçların ortaya çıkması mümkündür. Boşanma avukatı, boşanma protokolü, anlaşmalı boşanma, çekişmeli boşanma, mal rejimi, nafaka davası, tazminat davası, velayet davası ve velayetin değiştirilmesi davası gibi konularda uzman olduğu için hukuki işlemlerin kusursuz devam etmesi ve lehe sonuç alınabilmesi adına mutlaka bir boşanma avukatına başvurulmalıdır. Boşanma avukatı arıyorum diyen bir kimsenin elbette ki ilk beklentisi bu işlemin hızlı ve kusursuz bir şekilde sonlanmasıdır. Dolayısıyla bu noktada da boşanma avukatına büyük bir görev düşmektedir. Kuşkusuz en hızlı boşanma biçimi tarafların anlaşmaya vardıkları anlaşmalı boşanmadır. Fakat bazen öyle durumlarla karşı karşıya kalınmaktadır ki anlaşmalı boşanma davalarında bile aksaklıklar yaşanılmakta ve süreç uzamaktadır. Alanında uzman bir boşanma avukatıyla hareket edildiği takdirde tahmini boşanma sürelerinin kısalacağını söylememiz doğru olacaktır. Anlaşmalı bir boşanma davasının neticelenmesi avukat olmadığı takdirde en iyi ihtimalle 6 ayı bulmaktayken iyi bir avukatla çalışıldığı zaman bu süre 3-5 ay arasında değişmektedir. Bu nedenle sürenin kısalması ve istenilen neticenin alınabilmesi adına mutlaka aile hukuku alanında uzman bir avukat ile hukuki sürecin başlatılması ve ilerletilmesi gerekmektedir. Boşanma Davasının Fer’ileri (nafaka, velayet, tazminat) Boşanma Davasının Fer’ileri Boşanma davası, yalnızca eşler arasındaki evlilik birliğini sonlandırmayacaktır. Aynı zamanda nafaka, velayet ve tazminat gibi hususlarda da sonuç elde edilmesini sağlayacaktır. Boşanma avukatı arıyorum diyen kişinin bu konularda da talebi olması halinde mutlaka bunu avukatına iletmesi gerekmektedir. Takdir yetkisi hakimde olmakla birlikte henel uygulamada 7 yaşından küçük olan çocukların velayeti anneye bırakılmaktadır. Ancak annenin haysiyetsiz bir yaşam sürmesi söz konusuysa veya anne, çocukların babaya bırakılmasına rıza gösteriyorsa velayetin babaya bırakılması da mümkün olmaktadır. Boşanma davası neticesinde verilecek olan velayet kararının sonradan bir dava açılarak değiştirilmesi talebinde bulunmak mümkündür. işte bu durum karşısında ihtiyaç duyulan ilk kişi tabi ki aile hukukunda uzman bir avukattır. Nafaka konusu ise genellikle boşanma davası esnasında çözüme kavuşturulmaktadır. Fakat nafakanın azaltılması ya da arttırılması hususunda sonradan dava açılması mümkündür. Bunların yanı sıra boşanma davalarında maddi ve manevi tazminat alınması da mümkündür. Maddi tazminat kavramı eşin uğramış olduğu maddi zarar ver kaybı içerirken, manevi tazminat ise duyulan elem, keder ve acıyı bir nebze olsun hafifletmek amacıyla istenmektedir. Boşanma sebebi, tarafların maddi durumları, sosyal statüleri gibi hususlar maddi ve manevi tazminat hükmedilmesinde en önemli etkenlerdendir. Bu nedenle boşanma davasında talep edilecek olan tazminat miktarının belli bir oranı olduğunu söylememiz mümkün değildir. Somut olayın özelliklerine göre bu miktarlar değişecektir. Bu noktada da uzman bir boşanma avukatından yardım alınmalı ve onun talimatları doğrultusunda hareket edilmelidir. Yapılan iyi bir analiz neticesinde belirlenecek olan maddi ya da manevi tazminatın mahkeme tarafından kabul edilmesi söz konusu olabilecektir. Her halde aile hukuku alanında uzman bir avukattan yardım alınmalı ve böylece hukuki işlemler gerçekleştirilmelidir. Boşanma Avukatı Ücretleri Boşanma Avukatı Ücretleri Boşanma avukatı ücretleri hakkında bilgi sahibi olmanız için bu yazımızı yazdık. Eşiyle ilk tanıştığı günü hatırlamayan yoktur. Evlendiklerindeki mutluluk ise görülmeye değerdir. Ancak, beraber yaşama ortamına girildiğinde çiftlerin mutluluklarının yerini kavga ve geçimsizlik almaya başlıyor. Evlenmenin bir karar olması gibi boşanmak da bir karardır. Evlenirken birçok düşünce, sorumluluk ve kaygı verici süreçlerden geçen çiftler, boşanma sürecinde de benzer düşünceleri taşımaktadırlar. Doğru gitmeyen, başlangıçta belirlenen huzuru sağlamayan bir evliliğin sonlanması bazen en mantıklı karardır. Evlenirken belli hukuki işlemleri uygulamak zorunda olan kişiler, boşanma durumda da devletin anayasası önünde zorunluluklarını yerine getirmek durumundadır. Boşanmaya karar veren kadın veya koca veyahut her ikisi de mahkeme koridorlarına ve avukata başvurmaktadır. Olayın mahkemeye taşınması boşanma avukatı ücretleri konusunu da akıllara getirmektedir. Boşanma davaları; Anlaşmalı boşanma Çekişmeli boşanma Çekişmeli ve maddi, manevi tazminat istemli boşanma davası şeklinde ele alınır. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi Nedir? Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi Nedir? Adalet Bakanlığı her yıl Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi yayımlamaktadır. Bu bildiri resmi gazeteden bildirilir ve barolar birliği tarafından da ölçüt olması açısından kullanılır. Asgari ücret tarifesinde danışmanlık ücreti, boşanma avukatı ücretleri, gider avansı gibi mahkeme ve avukata ödenecek ücretler yer almaktadır. Buradaki ücretler asgari düzeydedir ve avukatların kendi belirlediği ücretlerden farklı olabilir. Ücret belirlemede konusunda herhangi bir kısıtlama söz konusu değildir. Avukatlar, istedikleri talep etmekte özgürdürler. Genellikle avukatın dava yoğunluğu, müvekkilin talepleri ve davanın türüne göre bir ücret belirleme politikası izlenir. Örneğin; boşanmak üzere avukata gelen çiftler, eğer anlaşmalı boşanma davasına başvuracaklarsa avukat için dava süreci hızlı ve rahat geçecektir. İstanbul Barolar Birliği 2015 yılı Asgari Ücret Tarifesine göre bu davada avukat verilecek ücret 4.600 TL’ dir. Boşanma avukatı ücretleri boşanma davasının türüne göre değişmektedir. Çelişmeli Boşanma davasında avukata ödenen ücret 6.000 TL olarak asgarileştirilmiştir. Boşanma Avukatı İstanbul Boşanma avukatı istanbul; toplumun temel yapıtaşı olma özelliğini sürdüren, ilk insanlardan beri kurulup üzerinde belirli düzenlemeler yapılması gereken bir kurumdur. Hukuk düzenimiz, aileye belirli yerlerde müdahale edip çerçeveler çizmiştir. Belirlenen normlardan en bilineni boşanma kurumudur. Ülkemizde son yıllardaki boşanma oranı geçmişe nazaran oldukça artmıştır. Boşanma davalarının da artmasına neden olan bu durum, belirli sorunsallarla birlikte kimi zaman içinden çıkılamaz haller alabilmektedir. Boşanmanın genel sebebi olarak tanımlanan evlilik birliğinin temelinden sarsılması, en çok karşılaşılan boşanma sebebidir. Medeni Kanunun 166. maddesine göre “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.” Bu durumda boşanma sebebinin var olup olmadığını hakim takdir edecektir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle açılan boşanma davası kusur şartına bağlı değildir. Her iki eşin de kusursuz olması durumunda bu nedene dayanılarak boşanma davası açılabilir. Boşanma sebebinize göre dava açılması gerektiğinden ve teknik boyutu fazla bir konu olduğundan dolayı, dava için bir boşanma avukatıyla çalışmak çok önemlidir. Duruşmaların sayısı ve davanın uzunluğu da dikkate alındığında bulunduğunuz ile göre bir boşanma avukatı seçmelisiniz. Doğru kişiyi bulduğumuza inanarak evleniriz. Ancak gün gelir ki onsuz yaşayamayacağınızı düşündüğünüz eşinizle aynı çatı altında yaşayamaz haldesinizdir. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Türkiye’de boşanmaların %39,6’sı evliliğin ilk beş yılı içinde gerçekleşmektedir. Yılda binlerce boşanma davası mahkemelerde çözüm beklerken, nikah daireleri de yeni çiftleri ağırlamaktadır. Devletin hukuki düzenlemelerine göre evliliğin de boşanmanın da usule uygun şekilde yapılması gerekir. Boşanmalar anlaşmalı ise avukata önemli bir ihtiyaç duyulmamaktadır ancak çekişmeli, özellikle maddi ya da manevi tazminat davası istekli boşanmalarda boşanma avukatı İstanbul bulunması gerekir. Çekişmeli Boşanma ile Anlaşmalı Boşanmanın Farkı Boşanma davaları kendi içerisinde farklılık göstermektedir. Bu farklılık da hukuken evli çiftlerin kararlarındaki uyuma göre ortaya çıkmaktadır. Boşanma talebi tek taraflı gelirse bu çekişmeli boşanma davası kapsamına girer. Eğer çiftler boşanma konusunda hemfikirler ise anlaşmalı boşanma davası gerçekleştirilir. Anlaşmalı boşanma davasında, çiftlerin kendilerini savunmasındaki rahatlık sebebiyle avukata pek ihtiyaç duyulmamaktadır. Anlaşmalı boşanma yapacak çiftler için boşanma avukatı İstanbulBarolar Birliği asgari ücret tarifesine göre 2015 yılında 4.600 TL ücret almaktadır. Bu ücret avukatın dava yoğunluğu ve alacağı davanın türüne göre değişme göstermektedir. Avukatların müvekkilini seçme hakları vardır; tıpkı insanların avukat seçme hakları olduğu gibi. Boşanma davasında taraflar arasında anlaşmazlık varsa, çekişmeli boşanma davası görülür. Bu davanın görülmesi deyim yerindeyse çetrefillidir. Uzayan ve ertelenen davalar, uzlaşmaya yanaşmayan tarafların tavrıyla beraber uzar. Böyle bir davalar için boşanma avukatı İstanbul Barolar Birliği asgari boşanma davası ücreti tarifesine göre 6.800 TL talep edebilir. Bu iki tip boşanma davası çeşidine ek olarak çekişmeli ve maddi, manevi tazminat istemli boşanma davası da görülmektedir. Bu davada tarafların uzlaşamadıkları konu sadece evli kalıp- kalmama değil, maddi ve manevi paylaşımla ilgilidir. En hızlı çözümlenen boşanma davası, çiftlerin her konuda anlaşmasıyla çözümlenendir. Boşanma davalarını kısaca özetlersek; Anlaşmalı boşanmalar çabuk sonuç verir. Çekişmeli boşanmalar; yorucu, streslidir. Çekişmeli boşanmalardaki uyuşmazlık daha derinse, muhakkak iyi bir boşanma avukatının savunmasıyla yürütülmelidir. İstanbul‘da ve diğer şehirlerde boşanma avukatı arayanlara hizmet veren hukuk büromuzdan dilerseniz randevu alabilir, dilerseniz aşa   Boşanma Avukatı Ne İş Yapar ? Boşanma Avukatı Ne İş Yapar ? – Topo Hukuk Bürosu İstanbul Boşanma avukatı tanımını yaparken ” Boşanma Avukatı Ne İş Yapar? ” sorusu da yanıtlanması gerekenlerin arasındadır. Aile hukuku, toplumun temel yapıtaşı olan aileler içerisindeki tüm hukuki ilişkileri düzenleyen hukuk dalıdır. Dolayısıyla boşanma ve aile avukatları da aile hukukunun konusunu oluşturan hemen hemen tüm davalarla ilgilenmektedir. Başta boşanma davaları olmak üzere boşanma avukatının ilgilendiği dava ve uyuşmazlık çeşitleri nişanın bozulmasından sonraki hediyelerin iadesi ve nişanın haksız olarak bozulmasından dolayı tazminat davası gibi evliliğin ilk aşamasından başlamaktadır. Boşanma davası avukatı; evliliğin iptali, anlaşmalı boşanma, çekişmeli boşanma, nafaka, velayet, tazminat davası gibi evliliğin devamında ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklar ile de ilgilenmektedir. Nihayet genellikle boşanma davası sonrasında görülen mal paylaşımı davası, nafakanın arttırımı veya azaltılması ve velayetin değiştirilmesi gibi davalarda da yine boşanma avukatlarının uzmanlığı bulunmaktadır. Anlaşmalı boşanma davasında eşler; nafaka, velayet gibi konularda anlaşmış ve bu konuda boşanma protokolü hazırlamışlardır. Hazırlanan boşanma protokolü mahkemeye sunulacak olup hakimin de onay vermesiyle bir daha bu konular üzerinde yeniden durulmayacaktır. Anlaşmalı boşanma davasının açılmasında eşlerden hangisinin başvuruda bulunduğunun bir önemi yoktur. Her iki taraf da bu davayı açabilir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta ise boşanma protokolünün hazırlanmasıdır. İşte tam bu noktada boşanma avukatının rolü önem taşımaktadır. Protokolün eksiksiz bir şekilde hazırlanmamış olması halinde her ne kadar dava, anlaşmalı boşanma davası şeklinde açılmış olsa da çekişmeli boşanma davasına dönüşebilecektir. Çekişmeli boşanma davalarında ise eşler, boşanma konusunda aralarında bir uzlaşmaya varmamışlardır. Şüphesiz bu davanın açılması ve yürütülmesi aşamalarında da boşanma avukatının önemi büyüktür. Davanın bu şekilde açılabilmesi için dava dilekçesinde yer alması gereken en önemli bilgi, boşanma sebebinin ne olduğudur. Dolayısıyla boşanma nedeninin saptanmasında boşanma davası avukatı devreye girecektir. Aynı zamanda avukatla temsil eden eşin taleplerinin doğru ve eksiksiz bir şekilde mahkemeye iletilmesinde de boşanma avukatı rol oynayacaktır. Boşanma avukatı, yalnızca bu konularla ilgili değil; nafaka ve velayet gibi konularda da müvekkiline destek olacak ve onun taleplerini en üstte tutacaktır. Dolayısıyla bu konularda da detaylı bilgi almak ve neler yapılabileceği konusunda bir yol haritası çizebilmek adına mutlaka uzman bir boşanma avukatından destek alınmalıdır. En yaygın boşanma nedenleri ise şiddetli geçimsizlik ve aldatma olarak karşımıza çıkmaktadır. Boşanma davalarının görülmesinde avukatla temsil zorunluluğu olmadığından dolayı taraflar genellikle avukat yardımı olmaksızın boşanma davası açmaktadırlar. Fakat aslında boşanma davası, düşünüldüğü kadar basit ve kolay sonuçlanan bir dava değildir. Boşanma davası ile yalnızca evlilik birliği hukuki anlamda sona erdirilmez; çoğu zaman dava esnasında pek çok problem de ortaya çıkar ki bunlardan en önemlisi de nafaka ve çocuğun velayeti konusudur. Nafaka yalnızca boşanma davası ile hükmedilen bir karar değildir. Uygulamada çoğunlukla henüz boşanma gerçekleşmeden ara karar olarak da tedbir nafakasına hükmedildiği görülmektedir. Boşanma süreci, eğer var ise gerek çocuklar gerekse eşler bakımından sancılı bir süreçtir. Dolayısıyla sürecin olabildiğince hızlı bir şekilde sonuçlanması tüm taraflar açısından en doğrusu olacaktır. Fakat avukattan destek alınmaksızın bu sürece başlanılması halinde boşanma davalarının uzun sürede sonuçlandığını görmekteyiz. Çünkü boşanma davası ve aile hukuku konuları, uzmanlık ve bilgi gerektiren konular olmaları nedeniyle profesyonel desteğin varlığı gerekli kılmaktadır ki bu destek ancak bir boşanma avukatından alınabilir. Dolayısıyla boşanma sürecinin eksiksiz ve sağlıklı bir şekilde işlemesi, aynı zamanda tarafların hak ve menfaatlerinin tam manasıyla gözetilmesi adına mutlaka alanında uzman bir boşanma ve aile avukatına danışılmalıdır. Boşanma Avukatının Gözünden; Aldatma Nedeniyle Boşanma Davası Günümüzde sıkça dayanılan boşanma davası nedenlerinden birisini ‘aldatma’ oluşturmaktadır. Evli bir kişinin sadakat yükümlülüğünü ihlal ederek eşi haricinde başka bir kimseyle evlilik dışı ilişki yaşaması halini zina olarak tanımlamamız mümkündür. Zina nedeniyle boşanma davası açılması, TMK’da özel boşanma nedenleri arasında yer almaktadır. Buna dair hüküm, TMK m.161’de belirtilmiştir. İlgili madde hükmüne göre, zina nedeniyle dava açma hakkına sahip olan eş, söz konusu aldatma durumunu öğrenmesinden itibaren 6 ay, her halde olay üzerinden 5 yıl geçmesiyle bu nedene dayanarak boşanma davası açma hakkını yitirecektir. Ayrıca aldatılan eş, eğer bu durumdan haberdar olup aldatan eşini affetmişse bu halde zina sebebine dayanarak boşanma davası açması mümkün olmayacaktır. Fakat eylemin farklı bir zamanda yeniden tekrar etmesi halinde elbette ki aldatma nedeniyle boşanma davası açılması mümkün olacaktır. Belirtilen 6 aylık ve 5 yıllık süreler hak düşürücü nitelikte olduğundan dolayı hakim tarafından re’sen dikkate alınacaktır. Aldatma sebebiyle boşanma davası açılmasında aldatmanın ispat edilmesi ve aldatılan eşin tazminat talebinde bulunması gibi hususlarda boşanma avukatına ihtiyaç duyulması kaçınılmazdır. Aynı zamanda şunu da belirtmeliyiz ki Yargıtay’ın kararlarına göre bir kimse kişinin evli olduğunu bile bile onunla zina yapıyorsa bu durumda aldatılan eş, üçüncü kişiden de tazminat talebinde bulunabilecektir. İşte bu gibi konularda tam bir bilgi sahibi olunması ve sahip olunan hakların bilincinde olunabilmesi adına mutlaka boşanma avukatı ile davanın yürütülmesi gerekmektedir. Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Boşanma Davası Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davası, aslında TMK’da evlilik birliğinin temelinden sarsılması olarak nitelendirilmektdir. Şiddetli geçimsizlik ise halk tarafından verilen isimdir. Uygulamada çoğunlukla rastlanılan boşanma nedenlerinden birisi de evlilik birliğinin temelinden sarsılmasıdır. Bu husus TMK m.166’da düzenlenmiştir. İlgili madde hükmüne göre bu sebebe dayanılarak boşanma davası açılabilmesi için evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek kadar temelinden sarsılmış olması gerekmektedir. Bu nedene dayanılarak boşanma davası açılması halinde eğer davacının kusuru, davalının kusurundan daha ağır ise bu halde davalı, itirazda bulunabilecektir. Fakat elbette yine bu noktada boşanma avukatının önemi devreye girmektedir. TMK m.166’ya dayanılarak boşanma davası açılabilmesi için aranan şartlardan ilki; evlilik birliğinin ortak hayatı sürdüremeyecek kadar temelinden sarsılmış olmasıdır. Ortak hayat, yalnızca bir eş için bu denli çekilmez hale gelmiş olsa da TMK m.166’ya dayanılarak dava açılması mümkündür. Fakat her halde belirtilen boşanma nedeninin boşanmaya bir sebep teşkil edip etmediğine hakim karar verecektir. Erkeklik Görevlerini Yerine Getirememe Nedeniyle Boşanma Davası Uygulamada bazen de eşlerden birisinin erkeklik görevlerini yerine getirmemesi nedeniyle boşanma davası açtığı görülmektedir. Fakat aslında bu neden çok geniş kapsamlıdır. Yani nelerin erkeklik görevlerini yerine getirmemek olduğunu tam olarak saymamız mümkün değildir. Ancak bu duruma bazı örnekler vererek daha somut hale getirebilir. Örneğin, erkeğin eşiyle yatmaktan kaçınması, erkeğin meşru bir neden olmamasına rağmen evi geçindirme görevini yerine getirmemesi, erkeğin evin sorumluluklarını yerine getirmekten kaçınması vs. Bu nedene dayanılarak boşanma davası açılmasında, sebebin gerçekten boşanmaya neden teşkil edip etmeyeceği hususunda detaylı bilgi almak ve davanın sonuçlarının neler olabileceği konusunda bilgilenmek adına mutlaka bir boşanma avukatına danışılması ve onun talimatları doğrultusunda hukuki süreç başlatılmalıdır. Boşanma Avukatı ile Boşanmak İçin Yapılması Gerekenler Her davada olduğu gibi aslında boşanma davasında da atılması gereken en önemli adım, davanın görevli ve yetkili mahkemede açılmış olmasıdır. Görevli veya yetkili olmayan mahkemede açılan dava hem zaman hem de maddi kayıplara sebebiyet verebilecektir. Dolayısıyla aslında mahkemenin doğru tespitinde de boşanma avukatına danışılması şarttır. Boşanma davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemesi olmakla beraber bu mahkemenin olmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesi, görevli mahkeme sıfatıyla boşanma davasına bakacaktır. Yetkili mahkeme ise eşlerden birisinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa 6 aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Mahkemenin doğru bir şekilde tespit edilmesinin ardından davayı açacak olan kimsenin yapması gereken iş ise boşanma dilekçesini vermektir. Uygulamada çoğu zamanda kişiler aile avukatından yardım almayı reddetmekte ve internetten ya da başka mecralardan buldukları boşanma dilekçesini doldurarak mahkemeye sunmaktadırlar. Fakat bu şekilde yazılan dilekçeler yanlış olabilecekleri gibi çoğu zaman da yetersiz olmaktadır ki bu durumda dilekçeyi veren tarafın hak ve menfaat kayıpları yaşaması kaçınılmaz olacaktır. Dolayısıyla gerek dilekçeleşme aşamasında gerekse davanın yürütülmesinde mutlaka bir boşanma avukatıyla çalışılmalıdır. Boşanma Avukatı İle Boşanma Süreci Nasıl İşler ? Boşanma talebi ile boşanma avukatına gidildiği zaman, müvekkilin avukata detaylı bilgi vermesi, boşanma nedeninin tespit edilebilmesi açısından önemlidir. Boşanma sebebi doğru bir şekilde tespit edildikten sonra boşanma davası dilekçesinin yazımı aşamasına geçilecektir. Eğer anlaşmalı boşanma isteniyorsa bu durumda avukatın yardımıyla bir boşanma protokolü hazırlanacaktır. Dolayısıyla ilk aşamada aslında boşanma davasının türü tespit edilecektir. Anlaşmalı boşanma söz konusuysa ve avukatın da talimatıyla eksiksiz bir boşanma protokolü hazırlanmışsa dava, kısa bir sürece sonuçlanacak, yani evlilik birliği hukuken sona erecektir. Fakat çekişmeli boşanma davası mevcutsa bu durumda süreç daha uzun olabilecektir. Hakim, dilekçelerde de belirtilen iddiaları ve savunmaları inceleyecek, tarafların taleplerini değerlendirecektir. Taleplerin doğru bir biçimde hakime aktarılmasında da boşanma avukatının rolü devreye girecektir. Dava süresince boşanma avukatı, müvekkilini koruyucu yönde tavır takınacak olup onun haklarının ve menfaatlerinin muhafazası için çaba harcayacaktır. Özellikle çekişmeli boşanma davasında hızlı bir sonuç isteniyorsa boşanma avukatı ile çalışılması en doğrusu olacaktır. Boşanma Avukatı ile Boşanmaların Hızlanması Mümkün Müdür ? Elbette ki en hızlı boşanma şekli tarafların anlaşarak boşanma kararı alması halinde gerçekleşmektedir. Anlaşmalı boşanma davası açılabilmesi için ise eşler arasındaki evliliğin en az bir yıl süresince devam etmiş olması gerekmektedir. Eğer bu şart gerçekleşmişse ve uzman bir avukatla eksiksiz bir boşanma protokolü hazırlanmışsa boşanma davası kısa bir sürede sonuçlanacaktır. Çekişmeli boşanma davalarında ise şüphesiz ki davanın sonuçlanması, anlaşmalı boşanma davalarına göre daha uzun sürecektir. Çünkü davanın görülmesi esnasında velayet, nafaka, tazminat gibi konularda kararlar verilecek olup her biri aslında sürecin uzamasına sebebiyet vermektedir. Fakat eğer uzman boşanma avukatıyla temsil söz konusuysa iyi hazırlanmış bir dilekçe mahkemeye sunulmuş olacağından dolayı talepler ve savunmalar açık bir şekilde belirtilmiş olacaktır ki bu da davanın karmaşıklığının çözülmesine bir nebze de olsa katkı sağlayacaktır.İşlerin nasıl yürüdüğünü bilen avukat, hukuki süreci kısaltmada elbette ki başarılı olacaktır. Dolayısıyla hem muhtemel problemlerin önüne geçebilmek hem de olası kayıpları engellemek adına aile hukuku alanında uzmanlaşmış bir avukattan yardım alınmalıdır. Boşanma Avukatı ile En Hızlı Ne Kadar Sürede Boşanabilirim? Boşanma davaları TÜİK’in 2016 istatistiklerine göre son 10 yılda %41 oranında artmıştır. Boşanma avukatı ile en hızlı ne kadar sürede boşanmanın gerçekleşebileceği merak edilen sorular arasında yer almaktadır. Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde açılan boşanma davaları, diğer şehirlerde açılan davalara göre genelde daha geç sonuçlanmaktadır. Bunun nedeni ise mahkemelerin üzerindeki iş yükünün çok fazla oluşudur. Fakat yine de şunu belirtmemizde fayda var ki bu şehirlerde açılacak olan anlaşmalı bir boşanma davası en iyi ihtimalle 6 ayda sonuçlanabilecekken avukattan yardım alındığı halde bu süre 3 aya kadar inebilmektedir. Çekişmeli boşanma davalarında ise avukatla temsil söz konusu olsa da süre ortalama 8 ila 12 ay arasında değişmekte, hatta bazen daha uzun olmaktadır. Bu durum somut olayın özelliklerine göre farklılık gösterecektir. Boşanma davası neticesinde verilen karara karşı bir üst mahkemeye gidilmesi halinde ise sürecin uzayacağı aşikardır. Dolayısıyla verilen karara karşı üst mahkemeye gitmeden önce de mutlaka bir boşanma avukatına danışılmalı ve ona göre başvuru yapılmalıdır. Fakat bunun için hızlı davranılmalı ve üst mahkemeye başvurma süresi kaçırılmamalıdır. Boşanma Avukatı Arıyorum Boşanma avukatı arıyorum diyen aciliyeti olan kişiler bulmak mümkündür. Kuşkusuz ki en hızlı boşanma şekli tarafların boşanma ve bunun sonuçları hakkında anlaşmaya varmış olduğu anlaşmalı boşanmadır. Eğer eşler arasındaki evlilik en az 1 yıl devam etmişse anlaşmalı boşanma davası açılması mümkün olacaktır ve iyi haz

  • 0 Ağır Ceza Avukatı

    • by AlpEren
    • 24-01-2018
    0.00 of 0 Oy

    Ağır Ceza Avukatı  Ağır ceza avukatı; kısaca Ağır Ceza Mahkemelerinin görev alanına giren suçlar konusunda uzmanlığa sahip olan avukata verilen isimdir. Ağır Ceza Mahkemelerinin görev alanına giren suçlar, asliye ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçlardan genellikle daha ağır cezaları gerektirdiğinden dolayı ağır ceza davalarında uzman ve En İyi Ağır Ceza Avukatları ile temsil en doğru tercih olacaktır.  Ağır ceza davaları neticesinde mahkeme tarafından hükmolunacak hapis cezaları, diğer ceza davalarına göre daha uzun süreli olmaktadır. Kişinin hürriyetini bu denli etkileyecek söz konusu durum, Ağır Ceza Avukatlarının sorumluluğunun ne kadar fazla olduğunu gözler önüne sermektedir.  Ağır Ceza Avukatı ve Ünlü Ağır Ceza Avukatlarının Farkı Nedir ? Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, “Ağır Ceza Avukatı Nedir ?” sorusunun literatürde net bir cevabı olmamakla beraber; toplumda yerleşmiş bilgiler ışığında bu soruya cevap verilebilmektedir. Toplumda “Ünlü Ağır Ceza Avukatları” olarak bilinmek, başarılı ve uzman bir ağır Ceza Avukatı olmak için yeterli değildir. Ağır ceza davalarının hürriyeti ciddi derecede tehdit eden davalar olmasından dolayı vekillik hizmeti esnasında atılacak adımların mutlaka hassasiyetle atılması gerekmektedir. Tecrübe ve branşlaşmanın getirdiği sakinlikle; ancak ağır ceza davaları konusunda uzmanlaşmayı seçmiş En İyi Ağır Ceza Avukatı, bu alanda başarılı olabilecektir. Sabırlı, titiz, kolay pes etmeyen ve sorumluluk bilincine sahip olması ise tercihte bulunmanız gereken Ağır Ceza Avukatının nitelikleri arasında bulunmaktadır. İşte fark da buna benzer özelliklerde  ortaya çıkmaktadır. Ağır Ceza Mahkemelerinin görev alanına giren suçlara, Ağır Ceza Avukatının uzman olduğu davaların neler olduğuna, ağır ceza davalarında avukat tutmanın zorunlu olup olmadığına ve İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerden Ağır Ceza Avukatı tutmanın neden tavsiye edildiği konularına yazımızın ilerleyen bölümlerinde değineceğiz.   Mahkemede Ağır Ceza Avukatları Ne İş Yapar ? Ağır Ceza Avukatının Görevleri – Ünlü Ağır Ceza Avukatları “Ağır Ceza Avukatları Ne İş Yapar ?” sorusu sorulduğunda cevap olarak ilk şunu söyleyebiliriz:  Ağır ceza davalarında soruşturmanın başından kovuşturmanın sonuna kadar, hatta bazen de kovuşturma evresinden sonra bile (itiraz yolu vb.) müvekkilini her aşamada en iyi şekilde temsil etmek için tüm hukuki işlemleri gerçekleştirmektedir.  Müvekkilinin haklarını en iyi şekilde korumak ve savunmasını en etkili biçimde sağlamak, Ağır Ceza Avukatının temel görevleri arasında yer almaktadır. Özellikle soruşturma aşamasında ifadenin uzman Ağır Ceza Avukatı ile verilmesi sürecin işleyişi açısından önem taşımaktadır. Aynı zamanda mahkeme huzurunda gerçekleştirilecek olan savunmalar, dilekçelerin yazılması ve takibi, delillerin toplanması ve sunulması işlemlerinin doğru ve kusursuz bir biçimde gerçekleştirilmesi de Ağır Ceza Avukatının görev alanını oluşturmaktadır.  Ağır Ceza Avukatının görevlerinin içerisinde aynı zamanda ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu karara karşı istinaf  mahkemelerine ve Yargıtay’a başvurma süreçleri de yer almaktadır. Elbette Ağır Ceza Avukatının görevleri belirtmiş olduklarımızla sınırlı değildir. Soruşturma sürecinden kovuşturmanın sonuna kadar birçok yeni durumla karşılaşılması mümkün olduğundan Ağır Ceza Avukatlarının görevleri buna göre farklılık göstermektedir. Netice olarak şunu belirtmeliyiz ki Ağır Ceza Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarla ilgili bir hukuki sürecin yürütülmesinde; sanık, müşteki ve mağdurların temsil edilmesinde mutlaka uzman bir Ağır Ceza Avukatıyla çalışılmalıdır.  Ağır Ceza Mahkemelerinde Görülen Davalar Nelerdir ? Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından görülmekte olan davalar, CMK ve sair kanunlar ile ayrıca yapılan görevlendirmeler saklı kalmak kaydıyla Türk Ceza Kanunu’nda belirtilen irtikap suçu, yağma suçu, nitelikli dolandırıcılık suçu, kasten adam öldürme suçu, örgütlü suçlar, soykırım suçu, işkence suçu, cinsel saldırı suçu, çocukların cinsel istismarı suçu vb. şeklinde sıralanabilir. Aynı zamanda ağırlaştırılmış müebbet, müebbet hapis ve 10 yıldan uzun süreli hapis cezasını gerektiren suçlara dair davalar da Ağır Ceza Mahkemelerinde görülmekte olup Ağır Ceza Avukatının görev alanı içerisinde yer almaktadır.  Ağır Ceza Davalarında Avukat Tutmak Zorunlu Mudur, Ağır Ceza Avukatı Ücretleri Ne Kadardır ? Hukuk sistemimizde kural olarak avukatla temsil zorunlu değildir. Bu nedenle bazı insanlar maalesef bazı Ağır Ceza Avukatlarının Ücretlerinin kabul edilemez derecede yüksek olmasından dolayı spesifik davalarda tecrübeli bir avukat olmaksızın hukuki işlemler gerçekleştirmektedir. Bunun sonucunda da telafisi mümkün olmayan hak ve menfaat kayıplarıyla karşılaşmaktadır. Ağır ceza mahkemelerinde görülen ağır ceza davalarında ise CMK tarafından ayrı bir düzenleme yapılmış; ağır ceza mahkemesinde yargılanan bir sanığın avukat ile müdafaa edilmesi mevzuatımızca zorunlu tutulmuştur. Söz konusu düzenlemeye göre; şüpheli veya sanık durumunda bulunan kimse avukat seçemeyecek durumda olduğunu belirttiği takdirde alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı kendisi hakkında yapılacak olan soruşturma ve kovuşturma aşamalarında müdafii tayin edilecektir. Söz konusu düzenleme ile müdafii ile savunulma sistemi hayatımıza girmiştir. Müdafiisi bulunmayan bir kimse çocuk veyahut kendini savunamayacak derecede sağır ve dilsiz ise talep aranmaksızın Barolar tarafından müdafii tayini gerçekleştirilecektir.  Sözgelimi; sanık ve ya şüpheliler için ağır ceza dava ve soruşturmalarında süren yargılamalarda avukat ile temsil edilmek zorunlu tutulmuştur. Kişi istemese bile bir avukat ile temsil edilmek zorunda olduğundan dolayı yetkili Baro tarafından kendisine bir avukat atanacaktır. Söz konusu durumda “Ağır Ceza Avukatlarının Ücretleri” konusu akla gelmektedir. Tahmin edileceği üzere ağır ceza davaları neticesinde çok ağır hürriyeti bağlayıcı cezalar söz konusu olduğundan dolayı bu tür davalar tecrübeli ve uzman Ağır Ceza Avukatının varlığını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle Ağır Ceza Avukatı Ücretleri konusunda iyi bir araştırma yapıp bütçenize uygun bir Ağır Ceza Avukatı ile temsil sağlanmalıdır.  Ağır Ceza Avukatı İstanbul ‘dan mı bulunur ? Türkiye’deki avukatlar yerleşim yerlerine bakılmaksızın Türkiye Barolar Birliği’ne kayıtlıdır. Ağır Ceza Avukatları İstanbul da dahil olmak üzere iş yapmaya karar verdikleri şehirdeki Barolara kayıt olabilmektedirler. Bu durum; bir şehrin barosuna kayıtlı olan avukat, diğer şehirde iş yapamaz anlamına gelmemektedir. Süreklilik arz etmemek şartıyla bir avukat bağlı bulunduğu baronun haricindeki şehirlerde de dava takibi yapabilmektedir. Tabii ki bulunduğunuz şehirden de avukat bulmanız kolaydır. Buna karşın; insanlar genellikle Ağır Ceza Avukatı ararken yargılandıkları şehirden farklı şehirlere yönelmektedir. Bunun sebebi olarak da ağır ceza davasının diğer tarafının bulundukları şehirde tanınmış olmasını belirtmektedirler. Elbette ki karşı tarafı tanımayan bir Ağır Ceza Avukatı ile temsil edilmeyi istemek gayet gerekli bir davranıştır. Ancak Ağır Ceza Avukatı ‘nın İstanbul gibi metropol şehirlerden seçilmesi başkaca sebeplere bakılarak çoğu zaman daha doğru bir karar olmaktadır. Alternatiflerin fazla olması, büyük şehirlerdeki avukatların farklı dava çeşitleri görmesi gibi sebeplerden dolayı İstanbul’da Ağır Ceza Avukatı tutmanız tavsiye edilmektedir. En İyi Ağır Ceza Avukatı Neden Önem Arz Eder ? Ağır ceza davalarının riskleri de göz önünde bulundurulduğu zaman alanında uzman bir avukat ile temsilin ne denli önemli olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Branşlaşma ve uzmanlık gerektiren ağır ceza davalarında En İyi Ağır Ceza Avukatı olmaksızın hareket edildiği takdirde telafisi mümkün olmayan hürriyeti bağlayıcı yüksek cezalarla karşılaşmak söz konusu olabilecektir. Topo Hukuk Bürosu, uzman Ağır Ceza Avukatı kadrosu ile ceza davaları hakkında profesyonel hizmet vermektedir. Böylece ceza hukuk bürosu olarak bilinen büromuz sürecin baştan sona en iyi biçimde yürütülmesini sağlamaktadır. Mahkemelerde hak kaybına uğramamak adına Topo Hukuk Bürosu olarak herkese alanında uzman bir Ağır Ceza Avukatıyla çalışmasını önermekteyiz.  

  • 0 Gayrimenkul Avukatı

    • by AlpEren
    • 24-01-2018
    0.00 of 0 Oy

    Gayrimenkul Avukatı Gayrimenkul avukatı; Gayrimenkul hukuku departmanında çalışan avukatlarımız, gayrimenkul ve inşaat hukukunun her aşamasında danışmanlık hizmeti vermekte olup bu süreçler boyunca müvekkillerimizi temsil etmektedirler. Müvekkillerimiz mülk sahiplerinden, gayrimenkul yatırımcılarından, müteahhitlerden, mimarlardan, finansörlerden, inşaat firmalarından, mühendislerden, planlamacılardan ve taşınmazlar üzerinde ayni veya şahsi hak elde eden şahıs ve tüzel kişilerden oluşmaktadır.  Ofisimizde gayrimenkul hukuku departmanlığında çalışan kadromuz gayrimenkul avukatı istanbul kadrosu konularında kendini yetiştirmiş yetkin ve tecrübe sahibi avukatlardan oluşmaktadır. Gayrimenkul, Tapu, Emlak ve İnşaat avukatlarımızın, gayrimenkul hukuku alanında verdiği bazı hizmetler: *Gayrimenkul Satın Alım ve Satım Sözleşmeleri ve Satış Vaadi Sözleşmelerinin müzakere ve düzenlenmeleri *Kiralama Sözleşmeleri *İnşaat ruhsatının ve iskân izninin alınması ve bu izinlerin temine yönelik ilgili resmi merciiler nezdinde başvuruların yapılması; *İş yeri açma ve çalışma ruhsatının ve lisanslarının alınması ve bu ruhsatın teminine yönelik ilgili resmi merciiler nezdinde başvuruların yapılması; *İpotek Sözleşmeleri *Kat İrtifakı Sözleşmeleri *Tapu işlemleri *İnşaat Sözleşmeleri *Bina Yönetimi Sözleşmeleri *Proje Yönetimi Sözleşmeleri *Alışveriş Merkezleri Yönetim Sözleşmeleri *Lisans Sözleşmeleri *Aracılık Sözleşmeleri *Ayni şahsi hak tesisi sözleşmeleri *Hukuki durum tespitinin yapılması ve raporunun hazirlanması (Oue Oilligence) *Alım – Satım sozleşmeleri *Projelerin çevre mevzuatlarına uygunluğunun denetlenmesi *Gayrimenkul finansmanı *Yabancıların mülk edinmesi *Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına ilişkin işlemler ve sözleşmeler Gayrimenkul ve Tapu Avukatları Gayrimenkul hukuku avukatı, adından da anlaşıldığı üzere gayrimenkul hukuku alanında uzmanlaşmış olan avukata verilen isimdir. Ancak şunu belirtmeliyiz ki gayrimenkul hukuku, birden fazla hukuk dalını ilgilendiren kapsamlı bir alandır. Genel olarak gayrimenkul hukuku, eşya hukukunu, borçlar hukukunu ve icra hukukunu kapsamaktadır. Bu nedenle söz konusu alanında uzman olmak isteyen kimselerin pek çok hukuk dalına da hakim olması gerektiğinden dolayı gayrimenkul hukuku uzmanı olmak gerçekten zor bir iştir. İşte belirtilen hukuk dallarına ve ilgili diğer kaynaklara hakim, yeterli hukuki bilgiye sahip kimseye gayrimenkul avukatı denilmektedir. Gayrimenkul dendiği zaman akla ilk gelenler ev, işyeri ve arsadır. İşte bu taşınmazların korunması ve bunlarla ilgili işlemlerin gerçekleştirilebilmesi için hukukumuzda yeni bir hukuk dalı oluşturulmuştur ki bu da gayrimenkul hukuku alanı olarak adlandırılmaktadır. Gayrimenkullerin bu denli önemsenmesinin en önde gelen sebeplerinden biri, kişilerin özellikle günümüzde çok zor şartlarda gayrimenkul edinme imkanına sahip olmasıdır. Hal böyle olunca da kanun koyucu hem gayrimenkulleri korumak hem de bunlarla ilgili alım, satım ve kiralama gibi işlemleri gerçekleştirebilmek adına pek çok düzenleme yapmıştır. Aynı zamanda şunu da belirtmeliyiz ki gayrimenkul hukukunun önem kazanmasının bir diğer nedeni de son yıllarda fazlaca gelişmekte olan inşaat sektörüdür. Artık hemen hemen her yerde yeni inşaatlara rastlamamız mümkün hale gelmiştir. İnşaat sektörünün ekonomide büyük bir yere sahip oluşu gayrimenkul hukukunun ticari anlamda da önem kazanmasını sağlamıştır. Taşınmaz mülkiyeti ve bu mülkiyetten ötürü ortaya çıkan uyuşmazlıkların ve davaların çözümünde başvurulması gereken ilk kişi elbette ki gayrimenkul avukatı olmalıdır. Çünkü gayrimenkul avukatı, hem taşınmazlarla ilgili davalarda rol alacak hem de ortaya çıkan uyuşmazlıkları çözebilmek adına kişilere hukuki destek sağlayacaktır. Aynı zamanda henüz ortada bir uyuşmazlık ya da dava olmasa dahi kişilere pek çok konuda danışmanlık hizmeti sağlayacaktır. Gayrimenkul avukatı verdiği hizmetler sayesinde kişilerin olası hak ve menfaat kayıplarının önüne geçecektir. Neticede bir taşınmazın kaybı her halde büyük zararlara yol açabilir. İşte bu zararların ortaya çıkmasını engellemek ve meydana gelebilecek olumsuzlukları en aza indirebilmek adına gayrimenkul hukukunu ilgilendiren her konuda profesyonel bir destek alınması faydalı olacaktır. Gayrimenkul ve Arazi Davaları Nelerdir? Gayrimenkul ve arazi avukatı, kendisine başvuran kişilere danışmanlık hizmeti vermekle beraber ortaya çıkan problemlerin çözümünde gerektiği takdirde dava açma yoluna da başvurabilmektedir. İnşaat sektörünün de hızla gelişmesiyle beraber çok sayıda konut ve işyeri inşaa edilmiş olup bunlarla orantılı olarak da gayrimenkul hukuku alanında görülen dava sayısı artmıştır. Özellikle kişilerin yalnızca yapılan maketlerden görüp satın aldıkları konut veya işyerleri sonradan birer probleme dönüşmüşlerdir. Ancak bu alanda ortaya çıkan davaların sebebini yalnızca inşaat sektörünün gelişmesiyle açıklamak doğru olmayacaktır. Kişiler arasında oluşan uyuşmazlıklar neticesinde de sıklıkla dava yoluna başvurulması gerekmektedir.Gayrimenkul hukuku alanında ortaya çıkan davalar kendine özgü dava türleri olması sebebiyle bu davalara bakabilmek için hem teknik bilgi hem de hukuki bilgi gerekmektedir. İşte gayrimenkul avukatının önemi de bu noktada ortaya çıkmaktadır. Uygulamada sıkça karşılaşılan gayrimenkul davalarından birisi, tapu iptal ve tescil davalarıdır. Aynı zamanda tapu kayıtlarının doğru bir şekilde tutulmaması nedeniyle yanlış kaydın düzeltilmesi için açılan tapu kaydının düzeltilmesi davası da sıklıkla rastlanan davalar arasında yerini almıştır. Bunların yanı sıra taşınmazdan doğan tazminat davaları, ecrimisil davaları, müdahalenin men’i davaları, kira bedelinin tespiti davaları ve kat mülkiyeti uyuşmazlıkları nedeniyle açılan davalar da gayrimenkul avukatının ilgilendiği konular arasında yer almaktadır. Bazı durumlarda ise ortaklakların, önalım haklarını kullanmak amacıyla şufa davası açtığı da görülmektedir. Aynı zamanda tahliye davaları ve istihkak davaları da gayrimenkul hukuku avukatının uzmanlık alanı içerisinde yer almaktadır. İşte taşınmazdan doğan tüm bu davaların çözümünde gayrimenkul hukuku alanında uzman bir avukata danışılması ve kendisiyle hukuki sürecin yürütülmesi kişilerin menfaat kaybına uğramamaları bakımından önem taşımaktadır. Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi Nedir? Gayrimenkul hukuku avukatına danışılarak yapılması gerektiğini düşündüğümüz en önemli işlemlerden birisi, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesidir. Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi hem noterde hem de tapu sicil müdürlüğünde düzenlenmesi mümkün olan bir sözleşme türüdür. Söz konusu sözleşmeye göre, taraflar, öngördükleri tarihe kadar sözleşmeye konu olan gayrimenkulün satışının gerçekleştirileceğine dair anlaşmaya varmaktadır, yani taahhütte bulunmaktadırlar. Dolayısıyla sözleşmenin uygulamada önemli bir etkisi olduğu yadsınamaz bir durumdur. Özellikle gayrimenkul satış vaadinin tapuya şerh edilmesi halinde sözleşmenin etkisinin daha da önemli hale geldiğini söylememiz mümkündür. Çünkü vaat, tapuya şerh edildiği takdirde beş sene boyunca üçüncü kişilere karşı da ileri sürebilme imkanı ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla bu durum da sözleşmeyi daha mühim hale getirir. Sözleşmenin kişiye bir hak tesis ediyor olması ve başka kişilere karşı da ileri sürülebiliyor olması onun önemini arttıran faktörler arasında yer almaktadır. Dolayısıyla bu sözleşmenin hazırlanmasında ve tapuya şerh verilmesi esnasında mutlaka bir gayrimenkul avukatıyla hareket edilmelidir. Gayrimenkul ve İnşaat Avukatının Danışmanlık Hizmeti Verdiği Konular Nelerdir? Gayrimenkul avukatı, taşınmazlar hakkında ortaya çıkabilecek davalara bakmakla beraber aynı zamanda kendisine başvuran kişilere belli konularda danışmanlık hizmeti de sağlamaktadır. Özellikle gayrimenkul işlerinde büyük meblağların kullanılıyor olması ve bir hata sonucunda büyük meblağların kaybedilecek olması gayrimenkul avukatından danışmanlık hizmeti alınmasını daha gerekli hale getirmiştir. Tapu avukatlarının hukuki destek sağladığı pek çok konu bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmını şu şekilde sıralamamız mümkündür: Gayrimenkul finansman danışmanlığı, tapuda gerçekleştirilecek olan işlemler, taşınmaz üzerinde ipotek ve rehin tesis edilmesi, yabancıların gayrimenkul edinmesi, gayrimenkul satış sözleşmeleri ve satış vaadi sözleşmelerinin hazırlanması, kira sözleşmelerinin hazırlanması ve kat mülkiyeti kanunundan doğan uyuşmazlıkların çözümü, gayrimenkul avukatının uzman olarak destek sağladığı hukuki konular arasında yer almaktadır. Özellikle taşınmazların satışısına ilişkin işlemler gerçekleştirilirken herhangi bir dolandırıcılık vakasının mağduru olmamak adına gayrimenkul avukatı ile hareket edilmesi faydalı olacaktır. Bu konuları da göz önünde bulundurarak şunu söylemeliyiz ki gayrimenkul avukatı yalnızca davalarda değil; öncesinde gerçekleştirilecek olan her türlü sözleşmenin hazırlanmasında, denetlenmesinde ya da uygulanmasında kişilere hizmet sağlamakta olan uzman avukattır. Yabancılar Türkiye’de Nasıl Gayrimenkul Edinebilir? Yabancılar Türkiye’de Nasıl Gayrimenkul Edinebilir? Tapu Kanunu’nda yer alan hükme göre, yabancıların ülkemizde gayrimenkul edinebilmeleri için var olan karşılıklılık şartı artık yürürlükte değildir. İlgili kanuna göre, kanunda belirtilmiş olan sınırlamalara bağlı kalınmak kaydıyla yabancı uyruklu gerçek kişiler Türkiye sınırları içerisinde gayrimenkul ve sınırlı ayni hak edinebileceklerdir. Yabancı uyruklu gerçek kişinin mülk edinmek amacıyla başvurması gereken kurum, gayrimenkulün bulunduğu yer tapu sicil müdürlüğü olarak karşımıza çıkmaktadır. Yabancı, ancak kanunda öngörülmüş olan sınırlamalara bağlı kalarak ülkemizde gayrimenkul edinme imkanına sahiptir. Kanunda var olan sınırlamalardan birisi, yabancı uyruklu gerçek kişinin ülke genelinde ancak 30 hektarlık taşınmaz mal edinebileceğine ilişkindir. Satın alınacak olan alanlar, özel mülkiyete konu ilçe yüzölçüm oranının %10’unu geçemeyecektir. Aynı zamanda Bakanlar Kurulu gerektirdiği takdirde bu yabancı uyruklu kimselerin gayrimenkul edinmelerini sınırlayabilir, durdurabilir, yasaklayabilir ya da genişletebilir. Yabancı kişiler eğer arsa ya da tarla gibi üzerinde yapı var olmayan bir taşınmaz iktisap etmek istiyorsa taşınmazla alakalı projelerini 2 yıl içerisinde bakanlık onayına sunmak zorundadırlar. Projenin onaylanması halinde bunun gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği ilgili bakanlık tarafından takip edilecektir. Yukarıda belirtmiş olduğumuz sınırlamaların yanı sıra Tapu Kanunu’nda yabancılarla alakalı birtakım sınırlamalar daha mevcuttur. Aynı zamanda yalnızca kurallara bağımlı kalmak taşınmazın edinebilmesi bakımından yeterli olmayacaktır. Gerekli evrakların da eksiksiz ve doğru bir şekilde hazırlanıp ilgili merciye teslimi gerekmektedir. İşte tüm bu prosedürlerin doğru ve hızlı bir biçimde yürütülebilmesi adına gayrimenkul avukatına danışılması ve onun desteğiyle işlerin yürütülmesi hem zaman açısından hem de hukuka uygun bir iş gerçekleştirmek açısından önemlidir. Gayrimenkul ve Tapu Avukatının İnşaat ve Arsa Davalarındaki Önemi Esasında yazımızın tüm bölümlerinde gayrimenkul avukatının ne kadar önemli olduğunu belirttik. Ancak şuna da değinmemiz gerekiyor ki hukuki danışmanlık hizmeti almada gayrimenkul avukatı büyük bir role sahip olmakla beraber taşınmazlarla alakalı davalarda uzman bir avukatın çok daha önemli hale geldiğini görmekteyiz. Çünkü özellikle gayrimenkul davaları, uzun ve kompleks bir yapıya sahip olmasından dolayı kişinin bireysel olarak hukuki süreci yürütmesi pek mümkün değildir. Kaldı ki kişi, avukat olmadan hukuki işlemleri gerçekleştirse bile başarılı olma olasılığı çok düşüktür. Aynı zamanda gayrimenkul davalarında çok büyük meblağların konuşulduğu düşünülürse işi şansa bırakmak ve avukat olmaksızın davaya katılmak pek de mantıklı bir hareket olmayacaktır. Bu nedenle gerek hakların devredilmesiyle alakalı davalarda gerekse ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulmasıyla ilgili olan davalarda alanında uzman bir gayrimenkul avukatına vekalet verilmesi ve bu şekilde davanın yürütülmesi en doğru davranış olacaktır. Bu nedenle taşınmazlarla ilgili görülece olan davanın yürütülmesinde avukat seçimi de dikkatlice yapılması ve hem deneyime hem de uzmanlığa sahip bir gayrimenkul avukatıyla çalışılmalıdır.

  • 0 İş hukuku avukatı

    • by AlpEren
    • 24-01-2018
    0.00 of 0 Oy

    İş hukuku avukatı demişken şunu söylemeden geçemeyiz;  Türkiye’de yapılan araştırma göre 2016 yılında toplam 26 milyon 621 bin çalışan bulunmaktadır ki bu durum da ülkemizde iş hukukunun ve iş hukuku avukatı ile birlikte çalışmanın öneminin artmasını sağlamıştır. İş hukuku, işçi ile işveren arasında bulunan iş ilişkisinden doğan uyuşmazlıkları inceleyen hukuk dalıdır. 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca işçi ve işveren arasında iş sözleşmesinden kaynaklanmış olan hak ve alacaklar hususundaki uyuşmazlıkların çözümünde iş hukuku avukatı tarafına başvurulması faydalı olacaktır. Söz konusu uyuşmazlıkların çıktığı durumlarda işçi tarafında olan avukatlara ise işçi avukatı denmektedir. Günümüzde ekonomik yapının altyapısının rekabete dayanmasının sonucu olarak işverenlerin işçileri çalıştırdığı ortamlar çoğu zaman kötü şartlara sahip olabilmektedir. Bazen yapılan iş sözleşmelerine aykırı davranılması bazense iş sözleşmelerinin maddelerinin hukuka aykırı olması sonucunda işçiler ve işverenler arasında pek çok uyuşmazlık çıkmaktadır. Türk hukukunda iş sözleşmesi, iki tarafa da borç yükleyen bir sözleşme olarak karşımıza çıkmaktadır. İşçinin borcu iş görme borcuyken işverenin borcu ise ücret ödemesidir.İşçilerin hakları ve alacakları da çoğu zaman göz ardı edilmektedir. Bu durumları engellemenin tek yolu ise hukuk kurallarının işçilerin haklarının ve çalışma koşullarının korunmasına yönelik düzenlenmesidir. Tabi böyle bir durum karşısında işverenleri çıkarları da göz ardı edilmemeli; işçi ve işveren arasında bir denge oluşturulmalıdır. Hukuk kurallarının yaptırımlarının bilincinde olan işverenler işçilerin haklarını gözetmeye çalışmaktadırlar. Fakat her işveren aynı bilince sahip olmadığından dolayı kanundan bihaber hareket eden işverenlerin ortaya çıkması kaçınılmaz olmaktadır. İşte bu durum karşısında iş hukuku alanında uyuşmazlıkların oluşması söz konusu olacaktır. İş hukuku alanında meydana gelen ihtilafların çözümünde alanında uzman bir iş hukuku avukatı her zaman müvekkil açısından yararlı olacaktır. İş Hukuku Avukatının İş Davalarındaki Rolü Nedir?   İşçi ile işveren arasında akdedilen iş sözleşmesinin hazırlanması, bu sözleşmenin uygulanması ve sözleşmenin uygulanmasından doğacak olan hak ve alacaklarla bu konulardaki uyuşmazlıkların çözümü iş hukuku avukatı faaliyet alanını oluşturmaktadır. Görev aldığı davaları şu şekilde sıralamamız mümkündür: Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai alacağı, izin alacağı, maaş alacağı gibi iş davalarına iş hukuku avukatı bakmaktadır. Belirtilen davalar İş Mahkemesinde görülmektedir. İşçi ile işveren arasındaki iş sözleşmesine dayalı olan hak ve yükümlülüklerin ihlal edilmesi halinde taraflardan herbiri kendisi ya da vekalet verebileceği bir iş hukuku avukatı ile İş Mahkemesinde dava açmak suretiyle haklarını arayabilmektedirler. Yukarıda belirtmiş olduğumuz dava türleri hem teknik hem de bilgi birikimini gerektiren davalar olması sebebiyle tarafların davaları kendileri takip etmesi halinde pek çok haksızlıklar yaşanabilmekte ve hatta bazı durumlarda uyuşmazlığın tespitinin yapılması noktasında bile hataya düşülmektedir. İşçi, işveren karşısında zayıf taraf olarak kaldığından dolayı haklarını bilmemesi halinde kazanmış olduğu bu haklardan mahrum kalacaktır. İşçinin haklarını korumak ve işçiyi bu konuda bilgilendirmek İş hukuku avukatının görevlerinden birisidir. İş Hukuku Avukatı Arıyorum Alanında uzman bir iş hukuku avukatı ile bir iş davasının yürütülmesi olası hak kayıplarının önüne geçilmesini sağlayacak ve aynı zamanda davalarda usuli sürelerin kaçırılması, taleplerin uygun bir şekilde belirtilmemesi gibi hatalara düşülmesi de engellenmiş olacaktır. Özellikle ihtar ve fesih süreleri iş hukuku açısından büyük öneme sahiptir. Genellikle hak düşürücü süreler söz konusu olduğundan dolayı süresinde yapılmayan işlemlerden dolayı hak kayıplarının yaşanması mümkündür. Yalnızca işçi bakımından değil aynı durum işveren açısından da geçerlidir. Her zaman işçi mağdur olacak diye bir durum söz konusu değildir; işverenin de mağdur olma ihtimali vardır. İster işveren olsun isterse işçi her halde ilgili mevzuata hakim uzman bir avukattan danışmanlık almanızı tavsiye ederiz. İş Hukukunda İşten Çıkarılma Nedenleri ve Bildirimi 4857 sayılı Kanun’a göre işçinin işten çıkarılması için belli bir nedene dayanılması gerekmektedir. İlgili mevzuatın 25. maddesinde süresi belirli olsun ya da olmasın işçinin hangi hallerde işten çıkarılabileceğin yani sözleşmenin feshedilebileceği belirtilmiştir. Bu maddede fesih nedenleri üç başlık altında toplanmıştır: Sağlık sebepleri, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hallerle bu durumun benzerleri, zorlayıcı sebepler. 4857 sayılı Kanun’un 25. maddesinde işverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı belirtilmiştir. Söz konusu durumlardan biriyle karşılaşan işveren, iş akdinin süresinin bitiminden önce veyahut bildirim süresini beklemeye gerek duymaksızın feshetme hakkına sahip olacaktır. Sağlık sebeplerini şu şekilde sıralamamız mümkündür: İşçinin içkiye düşkünlüğünden dolayı hastalığa yakalanması ya da engelli hale gelmesi, işçinin tutulduğu hastalığın çalışmasına engel oluşturmasıdır. Ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ise şu şekildedir: İşçinin işverene ya da başka işçiye cinsel tacizde bulunması, işçinin cezası ertelenmeyen bir suç işlemesi, işçinin sözleşmenin yapılması esnasında kendisi hakkında işvereni yanıltıcı bilgi vermesi, işçinin işverene ya da aile üyelerine karşı şeref ve haysiyetine dokunacak sözler sarfetmesi, işçinin işverenin güvenini kötüye kullanması, işçinin yapmakla yükümlü olduğu görevler işçiye hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi vs. İşçi Avukatı Zorlayıcı sebepler ise; işçiyi işyerinde bir haftadan fazla süre ile  çalışma eyleminin gerçekleşmesinden alıkoyan zorlayıcı bir sebebin ortaya çıkması veya işçinin gözaltına alınması veya tutuklanmasıdır. ( m.17’deki bildirim süresinin aşılması halinde) Derhal fesih hakkının kullanma süresi İş K. m.26’da belirtilmiştir. Bu maddeye göre .25’te gösterilmiş olan ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan hallere dayanılarak işveren için tanınmış olan sözleşmeyi feshetme yetkisi, işçinin bu şekilde davrandığını işverenin öğrendiği günden başlayarak 6 iş günü geçtikten ve her şekilde bu fiilin gerçekleşmesinden itibaren 1 yıldır. 1 yıllık sürenin dolması söz konusu ise işveren artık bu hakkını kullanamayacaktır. İş Hukuku Avukatı Bakırköy İş K. m.17’de ise süreli fesih düzenlenmiştir. Buna göre belirsiz süreli iş sözleşmelerinde, sözleşmenin feshinden önce durumun diğer tarafa bildirilmesi gerekecektir. Madde hükmünün göre, işi 6 aydan az sürmüş olan bir işçi için fesih bildiriminin yapılmasından başlayarak 2 hafta sonra; işi 6 aydan 1.5 yıla kadar sürmüş olan bir işçi için bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak 4 hafta sonra sonra; işi 1.5 yıldan 3 yıla kadar sürmüş olan işçi için ise  fesih bildiriminin yapılmasından başlayarak 6 hafta sonra; işi 3 yıldan fazla sürmüş olan bir işçi içinse bildirimin yapılmasından başlayarak sekiz hafta sonra sözleşme feshedilmiş olacaktır. Belirtilen süreler asgari olup bunların sözleşme ile arttırılması da mümkündür. Bu konularda detaylı ve doğru bilgi alabilmek ve hak kayıplarının önüne geçebilmek adına bir iş avukatlarına danışılması işçi açısından yararlı olacaktır. İş Hukuku Avukatı ile İşçi Alacaklarının Tahsili Ne Kadar Sürer ? İşçinin işverene olduğu gibi işverenin de işçiye karşı belli borçları vardır. Ücret ödeme kıdem tazminatı ödeme uygulamada sıklıkla karşılaşılan problemler arasındadır. Uygulamada bazen daha az vergi vermek adına gerçek ücret bordroya yansıtılmamakta, bu durum da işçinin kıdem tazminatını alma sürecinde hak kayıplarına neden olmaktadır. Böyle hallerde işçinin deliller ve tanıklarla aldığı gerçek ücretin ne olduğunu ispat etmesi gerekir. İşte bu tip sorunlarla karşılaşılması halinde bir İş hukuku avukatı aracılığıyla hareket edilmesi menfaat kayıplarının önlenmesine yardımcı olacaktır, ilgili mevzuatlara hakim olması sebebiyle işçinin hak kaybına uğramasını engellemek adına aktif bir şekilde çalışacaktır. Yalnızca maaş ya da kıdem tazminatı değil, mesai ücretleri gibi alınması gereken ekstra ücretlerin ödenmesinde de bazen sıkıntılarla karşılaşmak mümkündür. İş hukuku konusunda uzman avukat  ile işçi alacaklarının tahsili için hukuki işlem başlatılması halinde yerel mahkemenin davayı sonuçlandırması ortalama 6-12 ay arasında olacaktır. Elbette ki bu sürenin kısalması da mümkündür. Davanın bir üst mahkemeye gitmesi halindeyse bu süre uzayacak; yaklaşık olarak 18 ay sürecektir. İş Hukuku Avukatlarının Yargıtay Kararları Işığındaki Uygulamaları İş ilişkisinin sona ermesi halinde işçiye, yalnızca ücret alacaklarını değil aynı zamanda işverene karşı  başka bir alacağının kalmadığına dair bir sözleşme imzalatılabilmektedir. Bu yazıya ibraname denilmektedir. İbraname, ahlaka ya da sosyal gereksinimlere karşı bir yazı değildir. İş hukukunda iş sözleşmesinin sona ermesinin ardından ibranamenin imzalatıldığına sıklıkla rastlamak mümkündür. Bu belgeyi almaktaki amaç, işçinin ileride alacaklarını dava etmesi halinde hiçbir alacağının olmadığına dair belgenin ibraz edilebilmesidir. Yargıtay genel olarak sınırlı hallerde ibra sözleşmelerine değer vermektedir. Dolayısıyla Yargıtay tarafından bu belge dar bir şekilde yorumlanmaktadır. Zira Yargıtaya göre işçinin emeğinin karşılığı olan ücret ve diğer hakları konusunda bir neden olmaksızın işvereni ibra etmesi hayatın olağan akışına karşıdır. Bu sebeple ibra sözleşmeleri dar yorumlanmakta ve borcun esas sona erme sebebinin ifa olduğu göz önünde bulundurulmaktadır. Yargıtay pek çok kararında da bu durumu belirtmiştir ve borcun sona erme biçimlerinden olan ibranın iş hukuku açısından sınır bir şekilde değer verilmesi gerektiğini vurgulamıştır. İbra sözleşmelerinin Yargıtay tarafından bu şekilde yorumlanıyor olması elbette ki bir İş hukuku avukatı tarafından bilinmelidir. Söz konusu sözleşmeyi imzalamış olmasına rağmen hala alacağı olan bir işçi iş avukatına geldiği zaman iş hukuku avukatı artık yapacak birşey olmadığını söyleyerek onu geri göndermeyecektir; ibra sözleşmelerinin dar bir şekilde yorumlandığını bildiği için işçinin haklarını korumak ve alacaklarını tahsil etmek için çalışacaktır.

  • 0 kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil

    • by Administrator
    • 19-12-2017
    0.00 of 0 Oy

    Taraflar arasındaki "kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Afşin 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 19.08.2010 gün ve 2009/549 E., 2010/403 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi üzerine, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 23.06.2011 gün ve 2011/6033 E., 2011/7661 K. sayılı ilamı ile; (...Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemeleri sonucu düzenlenen ve hükme esas alınan rapor hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki; Çoğulhan Belediye Başkanlığı'nın dosyaya getirtilen 08.12.2009, 11.02.2010 ve 05.04.2010 günlü yazılarından dava konusu parselin imar planı dışında olduğu, belediye mücavir alanı içinde kaldığı, alt yapı hizmetlerinden yol, su, elektrik, çöp toplama hizmetlerinden yararlandığı, dava konusu taşınmaza yaklaşık 750-800 metre mesafede yerleşim alanının bulunduğu, yerleşim yerine yakın bir mesafede olmasından dolayı meskun mahal niteliğinde olduğu, Afşin-Çoğulhan kasabasının ulaşımını sağlayan yol üzerinde olup ulaşım sorunu olmadığı, iskan amacına uygun yapılaşmanın yapılabileceği anlaşılmaktadır. Bakanlar Kurulu'nun Yargıtay'ca da kısmen benimsenen 28.02.1983 gün ve 1983/6122 sayılı kararı uyarınca, imar planında yer almayan bir taşınmazın arsa sayılabilmesi için belediye veya mücavir alan sınırları içinde olmakla beraber, belediye hizmetlerinden (belediyece meskun olduğu için veya meskun hale getirileceği için sunulan yol, su, elektrik, ulaşım, çöp toplama, kanalizasyon, aydınlatma vd.) yararlanan ve meskun yerler arasında bulunması gerekir. Dosyada bulunan Belediye Başkanlığının yukarıda sözü edilen yazıları içeriğinden dava konusu taşınmazın belediye sınırları içerisinde olduğu, çevresinin meskun halde bulunduğu ve belediye hizmetlerinden yararlandığının belirlenmiş olması ve Bakanlar Kurulu Kararnamesi gözetildiğinde taşınmazın arsa olduğunun kabulü ile bu niteliğine göre kamulaştırma bedelinin saptanması gerekirken bilirkişi kurulunun tarım arazisi niteliğini esas alan raporuna itibarla hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: KARAR : Dava, 4650 sayılı Yasa ile değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesi uyarınca kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın idare adına tescili istemine ilişkindir. Davacı vekili, davalıya ait Afşin İlçesi Çoğulhan Kasabası 1559 parselde kayıtlı taşınmazın termik santral stok sahası ve bant yolları güzergâhı için kamulaştırıldığını, kamulaştırma kanununun 8. maddesi uyarınca dava konusu taşınmazın anlaşma yoluyla satın alınması için gerekli tüm işlemlerin yapıldığını, ancak, netice alınamadığını ileri sürerek, kamulaştırma bedelinin tespiti ile taşınmazın müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, dava konusu taşınmazın arsa niteliğinde olduğunu, buna göre değer tespiti gerektiğini bildirmiştir. Mahkemece, taşınmazın arazi niteliğinde olduğunun kabulüyle net gelire göre değer biçen bilirkişi kurulu raporu esas alınmak suretiyle "davanın kabulüne" karar verilmiş; taraf vekillerinin temyizi üzerine karar, Özel Daire’ce yukarıda başlık bölümünde yazılı nedenle bozulmuştur. Yerel Mahkemece, "…Bakanlar Kurulu'nun 28.02.1983 gün 1983/6122 sayılı kararı uyarınca imar planında yer almayan bir taşınmazın arsa sayılabilmesi için belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde olmak ile beraber belediye hizmetlerinden faydalanması gerekir. Çoğulhan Belediyesi her ne kadar mahkememize gönderilmiş olduğu müzekkere cevabında taşınmazın mücavir alan içerisinde kaldığı, meskun mahalle 800-900 metre uzaklığında olduğunu bildirmiş ise de, müzekkeremizde istenilen hususlara tam anlamıyla sağlıklı bir cevap verilememesi ve yine Çoğulhan Belediyesi'nin mahkememizin aynı mahiyetteki tüm dosyalarında benzer cevapları vermesi nedeniyle müzekkeremizde istenilen hususların yerinde tespiti için mahkememiz tarafından 02.02.2010 günü mahallinde yapılan keşifte dava konusu parselin etrafının meskun olmadığı, fiilen çöp toplama, aydınlatma gibi hizmetlerden faydalanmadığı, yine davacı kurum tarafından mahkememize sunulan uydu fotoğraflarına göre de taşınmazın çevresinde yerleşim yerinin bulunmadığının anlaşılması karşısında dava konusu taşınmazın niteliği tarla olarak değerlendirildiği..." gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava konusu taşınmazın arsa mı, yoksa arazi niteliğinde mi olduğu noktasında toplanmaktadır. 4650 sayılı Yasa ile değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun; değer tespiti esaslarını düzenleyen 11. maddesinde, kamulaştırılan bir taşınmazın niteliğinin belirlenmesinde değerlendirme tarihinin; 15. maddesinin son fıkrasında da, değerlendirmede idarece belgelerin mahkemeye verildiği (davanın açıldığı) günün esas alınması gerektiği belirtilmiştir. Hemen ifade edilmelidir ki, Kamulaştırma Kanunu’nda, arsanın tarifine ilişkin herhangi bir düzenleme mevcut değildir. Bu konudaki yasal düzenlemeyi içeren 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun 12. maddesinin ikinci fıkrasında, "Belediye sınırları içinde belediyece parsellenmiş arazi arsa sayılır" hükmü öngörülmüş; takip eden üçüncü fıkrasında ise, "Belediye sınırları içinde veya dışında bulunan parsellenmemiş araziden hangilerinin bu Kanuna göre arsa sayılacağı Bakanlar Kurulu kararı ile belli edilir" hükmüne yer verilmiştir. Sözü edilen madde metnine göre, belediye sınırları içinde bulunan ve belediyece parsellenmiş olan, eş söyleyişle uygulamalı imar planı içerisine alınan taşınmazlar kuşkusuz arsa niteliğinde olup; taşınmaz belediye sınırları içinde veya dışında olup da parsellenmemiş ise, arsa niteliğine ilişkin kıstasların Bakanlar Kurulu’nun çıkardığı kararnameler ile belirleneceği açıktır. Bu yöndeki en son düzenleme olan, 28.2.1983 gün ve 83/6122 sayılı "Arsa Sayılabilecek Parsellenmemiş Arazi Hakkında Bakanlar Kurulu Kararnamesi" nin 1.maddesi: “a) Belediye ve mücavir alan sınırları içinde imar planı ile iskân sahası olarak ayrılmış yerlerde bulunan, b) Belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunup da bu imar planı ile iskân sahası olarak ayrılmamış olmakla beraber fiilen meskûn halde bulunan ve belediye hizmetlerinden faydalanmakta olan yerler arasında kalan, parsellenmemiş arazi ve arazi parçaları arsa sayılır. Ancak, bu yerlerdeki arazi ve arazi parçaları zirai faaliyette kullanıldıkları takdirde arsa sayılmaz. c) Belediye ve mücavir alan sınırları dışında olup da konut, turistik veya sinai tesis yapılmak amacıyla, herne şekilde olursa olsun parsellenen ve tapuya bu yola şerh verilen arazi ve arazi parçaları, d) Belediye ve mücavir alan sınırları dışında olup da deniz, nehir, göl ve ulaşım yolları kenarında veya civarında bulunması veya sınai veya turistik önemi yahut hızlı şehirleşme faaliyetleri dolayısıyla ve İmar ve İskân Bakanlığının önerisi üzerine Bakanlar kurulu Kararı ile belirlenen alanların sınırları içinde, imar planı ile iskân sahası olarak ayrılan yerlerdeki arazi ve arazi parçaları, arsa sayılır.” düzenlemesini içermektedir. Görüldüğü üzere, madde metninde bir arazinin ve arazi parçasının arsa sayılabilmesi için öngörülen koşullar açıkça belirtilmiştir. Belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunan yerler anılan maddenin (a) ve (b) bentlerinde, belediye ve mücavir alan sınırları dışında kalan yerler ise (c) ve (d) bentlerinde düzenlenmiştir. Buna göre, belediye ve mücavir alan sınırlarının kısmen dışında, kalan bir taşınmazın, 28.02.1983 gün ve 83/6122 sayılı "Arsa Sayılacak Parsellenmemiş Arazi Hakkında Bakanlar Kurulu Kararnamesi”nin yukarıya metni aynen alınan 1.maddesinin (d) bendi uyarınca arsa sayılabilmesi için, bu madde bendinde sayılan özellikte olması ve taşıdığı bu özelliği nedeniyle de İmar ve İskân Bakanlığının önerisi üzerine Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen alanların sınırları içinde imar planı ile iskan sahası olarak ayrılan yerde bulunması; aynı maddenin (c) bendi uyarınca arsa sayılabilmesi için de konut, turistik veya sinai tesis yapılmak amacıyla, herneşekilde olursa olsun parsellenen ve tapuya bu yola şerh verilen arazi ve arazi parçası niteliğinde bulunması gerektiği, diğer taraftan belediye ve mücavir alan sınırları içinde kalan bir taşınmazın da, anılan Bakanlar Kurulu Kararnamesi’nin yukarıya metni aynen alınan 1.maddesinin (a) bendi uyarınca arsa sayıla bilmesi için imar planı ile iskân sahası olarak ayrılmış yerlerde bulunması; aynı maddenin (b) bendi uyarınca da, imar planı ile iskân sahası olarak ayrılmamış olmakla beraber fiilen meskûn halde bulunan ve belediye hizmetlerinden faydalanmakta olan yerler arasında kalması gerektiği, bunun yanında, bu yerlerdeki arazi ve arazi parçalarının zirai faaliyette kullanılmamaları gerektiği, her türlü duraksamadan uzaktır. Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden, dava konusu taşınmazın değerlendirme tarihinden önce 1/1000 ölçekli imar planının yapıldığı ancak eksiklikler nedeniyle bu planın kesinleşmediği, anlaşılmaktadır. Çözülmesi gereken sorun, belediye ve mücavir alan sınırlarının kısmen içinde, kısmen de dışında kalan ve imar planı kesinleşmeyen dava konusu taşınmazın, arsa niteliğinde kabul edilip edilemeyeceği; bir başka ifadeyle, 28.02.1983 gün ve 83/6122 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesinin yukarıda değinilen 1/a, 1/b, 1/c ve 1/d maddeleri uyarınca arsa sayılıp sayılamayacağına bakmak gerekir. Somut olayda, değerlendirme tarihine göre dava konusu taşınmazın belediye ve mücavir alan sınırları içinde kalan kısmının 1/a bendinde yer alan imar planı ile iskân sahası olarak ayrılmış yerlerden olmadığı, 1/b bendine göre fiilen meskûn halde bulunan ve belediye hizmetlerinden faydalanmakta olan yerler arasında kalmadığı gibi bilirkişi raporları ve bunu tevsik eden hava fotoğraflarına göre tarım arazisi niteliğinde olduğu, dışında kalan kısmının da, tapu kaydına 1/c bendinde yer alan şerhin konulmadığı, imar planı ile iskan sahası olarak ayrılan yerde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen alanların sınırları içinde yer almadığı ve imar planı ile iskan sahası olarak ayrılmadığı anlaşılmaktadır. Şu hale göre, 28.02.1983 gün ve 83/6122 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesi’nin 1.maddesinin (a), (b), (c) ve (d) bendi kapsamı dışında kalan ve maddenin bentlerinde sayılan özellik ve nitelikleri de taşımayan dava konusu taşınmazın arsa niteliğinde kabulü mümkün olmayıp; tarım arazisi niteliğinde olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Tarım arazisi niteliğindeki taşınmazın değerinin emsal mukayesesi yapılmak suretiyle değil, net geliri esas alınmak suretiyle belirlenmesi gerektiği de tartışmasızdır. Hal böyle olunca, yerel mahkemenin dava konusu taşınmazı tarım arazisi olarak kabulü ve bu kararda direnmesi yerindedir. Ne var ki, taraf vekillerinin, mahkemece belirlenen bedele ve sair hususlara ilişkin temyiz itirazları özel dairece incelenmediğinden, dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir. SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan, dosyanın taraf vekillerinin mahkemece belirlenen bedele ve sair hususlara ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için 18. Hukuk Dairesine Gönderilmesine, 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen "Geçici madde 3" atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı HUMK' nun 440. maddesi uyarınca hükmün tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 06.02.2013 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.

  • 0 İnternet Üzerinden Kişilik Haklarına Saldırı ve Tazminat

    • by AlpEren
    • 19-12-2017
    0.00 of 0 Oy

    İNTERNET ÜZERİNDEN KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI VE TAZMİNAT   Türkiye’de internetin kullanımın yaygınlaşmasından sonra en sık karşılaştığımız konulardan biri de “İnternet Üzerinden Hakaret” ve “Hakaret Dolayısıyla Manevi Tazminat Davalarıdır”. Özellikle sosyal medyanın kullanımının yaygınlaşmasından sonra bir çok kez bu suçla ilgili davalar yürütmek zorunda kaldık. Bu yazımızda internet haber sitelerinden yapılan yayınlar yoluyla kişilik haklarına saldırı teşkil edecek hareketleri ve sosyal medya üzerinden işlenen hakaret suçlarına değineceğiz. Öncelikle Gerek İnternet siteleri üzerinden kişilik haklarına saldırı veya hakaret durumlarında bilinenin aksine manevi tazminat ceza davası ile birlikte ceza mahkemelerinde açılabilecektir. 5651 sayılı kanunla yapılan değişiklikten sonra internete ilişkin birçok konuda ciddi değişiklikler olmuştur. Yargıtay’ın yerleşik olma yolundaki içtihatlarına göre de İnternet siteleri vasıtasıyla kişilik haklarına saldırı durumunda Manevi Tazminat ve Yayın kaldırılmasına ilişkin tedbir talepleri sadece Sulh Ceza Mahkemelerinde (5651 sayılı kanun sonrasında çıkan yasa değişikliği nedeniyle Sulh Ceza Mahkemeleri Sulh Ceza Hakimliği olarak değiştirilip davaların Asliye Cezaya aktarılması sebebiyle Asliye Ceza Mahkemelerinde) görülecektir.  Uygulamada yanlış bilinen hukuk mahkemeleri aracılığı ile tazminat ve tedbir uygulaması Türk Medeni Kanunu uyarınca yapılmış olsa da burada genel kanun olan Türk Medeni Kanunu değil direk internet üzerinden yapılan yayınların düzenlendiği 5651 Sayılı kanuna göre yapılacaktır. 5651 sayılı kanun uyarınca İnternet sitesinden içeriğin kaldırılması, yayının durdurulması, tedbir, tazminat gibi istemler Sulh Ceza Mahkemelerine yapılacaktır.                T.C.         YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ E. 2013/7417 K. 2013/10004 T. 27.5.2013 MANEVİ TAZMİNAT VE İHTİYATİ TEDBİR İSTEMİ (İnternet Sitesinde Kişilik Haklarına Saldırıya Dayalı – Sulh Ceza Mahkemesinin Görevli Olduğunun Kabulü Gereği) İNTERNET SİTESİNDE KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI (Manevi Tazminat ve İhtiyati Tedbir İstemi – Davanın Sulh Ceza Mahkemesinde Görüleceği) GÖREVLİ MAHKEME (İnternet Sitesinde Kişilik Haklarına Saldırıya Dayalı Manevi Tazminat ve İhtiyati Tedbir İstemi – Davanın Sulh Ceza Mahkemesinde Görülmesi Gerektiği) SULH CEZA MAHKEMESİNİN GÖREV ALANI (İnternet Sitesinde Kişilik Haklarına Saldırıya Dayalı Manevi Tazminat ve İhtiyati Tedbir İstemi – Davanın Sulh Ceza Mahkemesinde Görülmesi Gereği) 4721/m.24, 25 5651/m.9 ÖZET: Dava, kişilik haklarına saldırıya dayalı manevi tazminat ve ihtiyati tedbir istemlerine ilişkindir. Uyuşmazlık, internet sitesinde kişilik haklarına saldırı teşkil eden yayının tedbir yoluyla içerikten çıkarılması isteminin tek başına ya da tazminat istemiyle birlikte talep edilmesi halinde genel yetkili mahkemece değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. 5651 sayılı yasadaki özel düzenleme gözetildiğinde bu konuda görevli mahkemenin sulh ceza mahkemesi olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, internet sitesindeki yayının kaldırılmasına yönelik ihtiyati tedbir talebi yönünden görevsizlik kararı verilmesi gerekir. DAVA: Davacı T.C. Ziraat Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğü vekili tarafından, davalı B. Ç. vd. aleyhine 12.10.2012 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen 18.02.2013 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü: KARAR: Dava, kişilik haklarına saldırıya dayalı manevi tazminat ve ihtiyati tedbir istemlerine ilişkin olup, mahkemece 18.02.2013 tarihli ara karar ile tedbir talebinin reddine karar verilmiş, anılan hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, davalı B. Ç.’in “www.xxxxxgazete.com” isimli internet sitesinde “Ziraat Bankası’nda sular durulmuyor” başlığı ile kaleme aldığı yazı kişilik haklarına saldırılıdığını belirterek uğradığı manevi zararının davalılar tarafından tazminini ve hukuka aykırı yayının kaldırılması, durdurulması ve önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Mahkemece 18.02.2013 tarihli ara karar ile davanın halen derdest olması, ihtiyati tedbir talebinin de davanın esasını çözecek mahiyette olması sebebi ile tedbir talebinin reddine karar vermiştir. Uyuşmazlık, internet sitesinde kişilik haklarına saldırı teşkil eden yayının tedbir yoluyla içerikten çıkarılması isteminin tek başına ya da tazminat istemiyle birlikte talep edilmesi halinde genel yetkili mahkemece değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. 23/05/2007 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5651 sayılı “İnternet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesi ve bu yayınlar yoluyla işlenen suçlarla mücadele edilmesi hakkında kanun’un 1. maddesinde; “içerik sağlayıcı, yer sağlayıcı, erişim sağlayıcı ve toplu kullanım sağlayıcıların yükümlülük ve sorumlulukları ile internet ortamında işlenen belirli suçlarla içerik, yer ve erişim sağlayıcıları üzerinden mücadeleye ilişkin esas ve usullerin” düzenlendiği, Aynı Yasanın 9. maddesinin 1. fıkrasında; “İçerik nedeniyle hakları ihlâl edildiğini iddia eden kişi, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması halinde yer sağlayıcısına başvurarak kendisine ilişkin içeriğin yayından çıkarılmasını ve yayındaki kapsamından fazla olmamak üzere hazırladığı cevabı bir hafta süreyle internet ortamında yayımlanmasını isteyebilir. İçerik veya yer sağlayıcı kendisine ulaştığı tarihten itibaren iki gün içinde, talebi yerine getirir. Bu süre zarfında talep yerine getirilmediği takdirde reddedilmiş sayılır.” dendiği, İkinci fıkrasında ise, Talebin reddedilmiş sayılması halinde, kişi on beş gün içinde yerleşim yeri sulh ceza mahkemesine başvurarak, içeriğin yayından çıkarılmasına ve yayındaki kapsamından fazla olmamak üzere hazırladığı cevabın bir hafta süreyle internet ortamında yayımlanmasına karar verilmesini isteyebilir. Sulh ceza hâkimi bu talebi üç gün içinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. Sulh ceza hâkiminin kararına karşı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir.” şeklinde düzenlemeye yer verildiği anlaşılmaktadır. Öte yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde; “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebileceği”, 25. maddesinde; “Davacı, hakimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebileceği, davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabileceği ” düzenlenmiştir. 5651 sayılı yasa, internet ortamındaki yayınlar nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğraması durumunda hangi usul ve esaslara göre mücadele edileceğini düzenlemekte olup bu yönüyle 4721 sayılı Medeni Kanuna göre özel yasa durumundadır. Özel yasada bir düzenlemenin varlığı halinde öncelikle uygulanacağı da hukukun genel kuralıdır. Kaldı ki özel yasa somut olaya ilişkin görev yönünden özel bir düzenleme de içermektedir. Şu halde, 5651 sayılı yasadaki özel düzenleme gözetildiğinde bu konuda görevli mahkemenin sulh ceza mahkemesi olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, internet sitesindeki yayının kaldırılmasına yönelik ihtiyati tedbir talebi yönünden görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde talebin esası hakkında karar verilmiş olması doğru değildir. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 27.05.2013 gününde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere göre yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum.

  • 0 Denkleştirici Adalet İlkesi

    • by AlpEren
    • 14-12-2017
    0.00 of 0 Oy

    Denkleştirici Adalet İlkesi   Davacının davasını kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacı tarafın müvekkilime dava dilekçesinde belirtikleri gibi, 20.000-TL tutarında 2014 yılından kalan borçları bulunmaktadır. Davacı taraf dava dilekçesinde bu 20.000-TL' nin tenzil edilmesini istemiştir. Bu 20.000-TL arsa bedelinden tenzil edilecekse bile yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca bu bedelin güncellenmesi gerekmektedir. Çünkü davacı taraf söz konusu borcu 2014 yılından bu zamana kadar ödememiştir . Bu davacılara verilen 20.000-TL' nin denkleştirici adalet ilkesi uyarınca  güncellemesi yapılması gerekmektedir. Bu güncelleme, ödeme tarihinden itibaren ifanın imkansız hale geldiği tarihe (bilirkişi incelemesi yapılacak olan tarihe) kadar ki çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs.) ortalamaları alınmak suretiyle ulaşacağı alım gücü, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmelidir. Bu güncelleme yapıldıktan sonra da arsa fiyatı bilirkişiler marifetiyle belirlendikten sonra güncellenen fiyat dava konusu miktar üzerinden düşmelidir.